Elbette bay ya da bayan mantık bu evrede bana pek yardımcı olamadı. Drew piçinin Niall’a zarar vermesi demek, kalbimin üstünlüğü sağlayıp, bedenimi ikisinin arasına sürüklemesi demekti. Şu an olduğu gibi.
“Drew!” elimi göğsüne koyup onu uzaklaştırmaya çalıştım. Niall arkamızda kalmışken kollarımı sertçe kavrayıp beni çekiştirmeye başlamıştı. “Çekil.. seni..” derken uzaklaşmaya çalıştım. Alkol kokan nefesini yüzüme verip bir şeyler homurdanıyordu.
“Çek ellerini onun üstünden.” Niall beni tutup arkasına çekti. Bunu yapması ve Drew’ün yumruğuyla geriye doğru sendelemesi bir olmuştu. Şaşkınlıktan ne yaptığımı bile anlayamamışken yumruğumu Drew’ün suratına, tam sabahki soyguncuyla aynı yere savurdum. Harika, şehirde burunkıran gibi havalı bir süper kahraman adım olacaktı.
“Ah, yüce İsa aşkına! Grace, onları.. onları öldürdün mü?” Maggie elindeki krep tavasını hala kalkan gibi tutuyordu. Arkasından gelen Allysa çığlık atarak irkildi ve Drew’ün önüne diz çöktü.
“Ölüm kalım meseleleri söz konusu olduğunda yedekler değil de ceptekiler öncelikli oluyor, ha?” ellerimle hafif bir alkış tuttum. Bana dönüp, bakmadı. Ya da yapamadı. O bile bu kadar yüzsüz değildi belki de, kim bilir.
Elini tutup Niall’ı ayağa kaldırırken diğer eli yanağında hafifçe inlediğini duydum. Bir şekilde bunu yine yatakla bağdaştırmanın beni olduğumdan da hastalıklı bir kalıba soktuğunu farkındaydım.
“Yürüyebilecek misin?” ancak o zaman sarılarak yürüdüğümüzü fark etmiş olmalı ki geri çekilip uzaklaştı. “Sakat değilim, yalnızca dayak yedim.” Diye homurdandı.
Bir erkeğin bunu itiraf edebilmesine hayran kalsam da bakışlarımı ondan uzaklaştırıp işi biraz daha zorlaştırmayı denedim. “Minik bir yumruktu sadece. Hem, ben dikkatini dağıtmasaydım üstünlük senin olacaktı.” Dedim arkasından yürürken. Bana hayır, elbette. Senin sayende kurtuldum, meleğim, gibi bir şeyler demesini bekledim ama onun tek yaptığı benim yumruk yemesinin sebebi oluşumu onaylamaktı.
“Nereye gidiyorsun?” diye seslendim.
“Evee.” Omuz silkti. Ardından yüzünü buruşturdu. Sanırım düşmeyi de dahil edersek burada yumruğun verdiği acıdan daha fazlası vardı.
“Bu halde mi? Berbat görünüyorsun!”
Ve seksi. Tehlikeli, davetkâr ve ateşli. Tanrım.
Bana döndüğü halde yürümeyi kesmediği için geri geri yürüyordu. Ellerini sahte bir minnettarlıkla kaldırdı. “Sağ ol.”
“Önemli değil. Şimdi, bir hastaneye gitmelisin.”
“Asla,” başını iki yana salladı. “Yarın bir ünlü dayak yemiş olarak magazin sayfasına basılacaksa, o ben olmayacağım.”
Düşünceli halde dudaklarımı büzdüm. “Ne yazık. Gözlerinin artık asla mavi görünmeyecek olmasına çok üzüldüm.”
Dehşetle bana döndü. “Mavi o-olmayacaklar mı?”
“Sanırım, şey, irislerin güneş doğmadan mora dönüşmüş olurlar." Gözleri irice açılırken devam ettim. “Ama elbette bu senin için sorun olmaz değil mi? Sonuçta Justin Bieber’ın en sevdiği renk..”
“Mor gözler.. Ama benim gözlerim..” zorlukla yutkundu. “Ne yapacağız?”
“Eğer istersen, sana yardım edebilirim,” derken yanına ilerledim.
“Nasıl?” kaşlarını kaldırdı. Bu yaptığı sol gözünü ağrıtmış olmalıydı ki yüzünü buruşturdu. Bütün gün yapmadığım şekilde, kendimi dizginlemeyi bıraktım ve bu her ne kadar ona bir şey hissettirmeyecek olsa da soğuk parmak uçlarımı gözünün altında oluşmuş minik halkanın üzerinde gezdirdim. Böyle yaptığında avcumun içine değen dudaklarını aralamıştı. Birkaç saniye daha böyle kalsaydım muhtemelen ne halt etmeye çalıştığımı sorgulayacağı için geri çekildim. “İ-ilk yardımdan anlarım..” başıyla onayladı. “Sanırım pansuman işini üstelenebilirim?”
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Everything About You
Fanfictionİlk defa nerede, ne zaman tam bir karşılaşma-tanışma yaşayacağımızı çoktan belirledim. İkincisini. Ve üçüncüsünü. İlk randevumuzu binlerce defa prova ettim, elbette aylar önce satın aldığım kıyafetlerle. Onun ilk sevgililer günü hediyesini çoktan al...
