Final "Günlük"

4.8K 361 60
                                        

Kaybedecek bir şey yoktu. Çamaşır odasına bir bakıp çıkabilirdim. Bu düşünceyle, koridorun sonuna ilerledim ve tereddüt etmeden uzanıp, kapıyı araladım. İçeri doğru attığım ilk ve tek adım, girişte donup kalmıştı.

Nefesimin kesildiğini hissettim. Hah, vücudumun aksiyon şeylerine ihtiyaç duyduğunu söylemiştim, değil mi?

Size tek söyleyebileceğim, burasının bir çamaşır odası olmadığıydı. Tabii, benim adım çamaşır değildiyse.

Odayı, evrenin en saçma bakışlarıyla süzerken, bu her nasıl oluyorduysa artık, şaşkınlıktan midemin bulanmaya başladığını hissettim. Hayır, bu benim hayal gücümün –içinde Niall’ın bana edeceği evlenme tekliflerden tekini, Ay’da yapması da olan hayal gücümün- dahi çok ötesindeydi. Bu tahmin edilemezdi.

Tam karşımdaki panoda, kaşlarımı düşünceli halde çatmış, Nando’s’taki servis tepsilerinden tekine yaslanmış olduğum bir pozum vardı. Nando’s’taydım, ama üstümde önlük yoktu ve saçlarım uzundu.

Bu fotoğraf, Niall’ı ilk görüşümden kısa bir süre önce, henüz iş ararken boş boş Nando’s’ta takıldığım günlerden birine aitti. Niall’la henüz karşılaşmadığım, hatta tüm o aptal planları dahi kurmadığım bir zamandan kalma karenin, onda ne işi vardı?

Etrafa baktığımda, ne zamana ait olduğunu kestiremediğim fotoğrafların arasında dikkatimi en çok çeken not kâğıtlarına sürekli olarak karalanmış tarihti. Kreşten aldığım uzaklaştırma kâğıdıyla çekildiğim ukala pozun hemen yanına sıkıştırılmış kâğıtta, “03.03” yazıyordu.  Öylesine şaşkındım ki, bunun anlamını çözmek için uğraşamıyordum bile.

Tamam, şimdi yukarı çıkıp Niall’a tüm bunlarla ne halt ettiğini sormalıydım. Ama bu bile bana çok saçma geliyordu. Sanki, şeytanların yerini hakkımda her şeyin aldığı bir tür 1408 filmi içindeydim. Sanki odadan çıktığım an her şeyin hayal olduğu falan ortaya çıkacaktı ve ben sap gibi kalacaktım.

Kendimi odadan atmadan hemen önce, pek de iradem dâhilinde olmadan bana zaten bildiğim şeyleri öğretebilecek tek yol gibi görünen, üstünde herhangi bir şey yazmayan CD’yi kapıp, çantama attım. Orada kalamazdım. Tüm bu gördüklerimin nasıl hissettirmesi gerektiğini bile düşünemiyordum. Tanrı aşkına, öyle bir haldeydim ki ismimi sorsanız cevap olarak suratınıza bakardım.

Kendimi, biraz önce hazırlamak için açtığım masaya bakmaktan alı koydum ve gözlerim sanırım uykudan yeni kalkmama rağmen yaptığım ani hareketlerden dolayı sürekli kararırken, zorlukla dış kapıyı bulup evden çıkabildim.

Üstümdeki düğmeleri tam iliklenmemiş kostüme bağlı gömlek, külotlu çorap, ve dizlerime kadar gelen yemyeşil ceketle Niall Horan’ın evinden çıkmanın, basında nasıl bir yer edinebileceği sorusuna kafa yoramıyordum. Evin bahçesini dolaşıp, ana yola çıktığımda, bir süre amaçsızca yürümeye devam ettim. Onu ve arabasını görene kadar. Yani en azından dakikalardır neye baktığımı anlayana kadar.

“Zayn Malik!” diye bağırdım kendimi arabasının önüne atarken. Sesli bir küfür ederek, direksiyonu hemen solumdan kırdığında hala sinir bozucu derecede tepkisizdim.

“Grace, ne halt etmeye çalışıyor-”

Lafını beklemeden kestim. “Nutuğuna ihtiyacım yok, aynalı çocuk. Sus ve bana Niall Horan hakkında bildiklerini anlat.”

Kaşlarını çatmıştı. “Benimle dalga mı geçiyorsun?”

Kollarımı göğsümde birleştirip, dümdüz ona bakım. “Oyunculuğun için kutlarım. Şimdi, Niall.. bir tür HH Holmes gibi bir şey mi? Kafasını öldürmek istediği kızlara takıyor ve bodrum katında onlara ait her şeyi mi biriktiriyor?”

Everything About YouHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin