Tamam, belki yaptığım biraz ani olabilirdi ve muhtemelen romantik komedi kraliçeleri beni asla affetmeyecekti. Sonuçta, dünyaca ünlü film senaristlerinin kurgusu hep aynı şeyi anlatırdı: Aşk sarhoşu zavallı aptal kız, utana çekile karıştırdığı platonik aşkının odasındaki en özel bölgelerden tekinde fotoğrafını bulunca, onu göğsüne bastırır ve sırıtarak ağlamaya başlardı.
İğrenç. Yani sahiden, bir düşünsenize, ben, Grace, alıp şu an aracılığıyla Niall’ı terletmeye çalıştığım fotoğrafımı göğsüme bastıracak ve mutluluktan ağlayacaktım. Ardından da onu bulduğum yere koyup, hiçbir şey olmamış gibi davranacaktım. Gördüğümü Niall bilmeyecekti. Hadi oradan! Bir de içindeki tek cümle o da beni seviyor! olan bir şarkıyla yengeç dansı yapayım, ne dersiniz?
“Seni dinliyorum Bay İrlanda,” dedim zevkle sırıtarak resme takılıp kalmış ifadesini süzerken. Tamam, normalde bu kadar da acımasız değildim. Elimdeki fotoğraf sıradan bir bugün çok güzelim, fotoğraf çekilmek istiyorum, deyişimin ardından ortaya çıkmış olsaydı, muhtemelen bu kadar önemsemezdim. Yani tabii ki deli gibi önemsiyordum ama bu kadar önemsemezdim. Çünkü elimdeki fotoğraf, tanrım bu bir utanç kaynağıydı. 12 yaşında, uluslararası kung-fu müsabakasının finalinde aldığım madalya ve kupayla donatılmış bu fotoğrafta, üstümde siyah kung-fu kostümü vardı ve ben tehditkâr bir şekilde karşıya bakıyordum. Şey, aslında baktığım sürekli flaşları gözümde patlatan fotoğrafçıydı ama olsun. Yine de, bu bir utanç kaynağıydı. Tüm örneklerini yaktığımı sandığım, bir utanç kaynağı.
Niall nihayet konuşmaya başladığında, düşüncelerim de bakışlarım gibi yine ona yönelmişti.
“Adını Bing’de aratınca..” dedi ifademi dikkatle izleyerek. “Elime geçen tek şey o resim oldu.”
İfadesizce ona bakarken kollarımı göğsümde birleştirmiştim. “Adımı neden Bing’de arama ihtiyacı duydun?”
Beklemeden, cümleler çoktan kuruluymuş gibi açıklamaya başladı. “Benim ve diğer çocukların ilginç alışkanlıkları vardır. Harry sevgilisi olan kızla bugüne gelmeden önce ona bir deste kimlik biçmişti.”
Kaşlarımı kaldırdım. “Miranda ve kimlikleri. Evet, iyi bir konuya değindin ama hala bunun benimle ilgisini anlayamadım..”
Şüpheyle bana bakıyordu. “Miranda’yı tanıyorsun?”
Onu önemsemeden devam ettim. “Dur bir saniye! Çok iyi öpüştüğümü gördün ve internette porno yıldızı geçmişim olup olmadığını araştırmak istedin! Ya sahiden seks kasetlerim olsaydı?” birkaç minik adım atıp yanına ilerledim. “Onlarla ne yapacaktın, Horan?”
Beni baştan aşağı süzdüğünde titrememeye çalıştım. Sahiden de, karşımda belindeki gevşek havlu haricinde çıplak olduğunu gördüğümde, biraz önce ona yaklaşarak büyük bir hata ettiğimi fark etmiştim.
Ben onu izlerken zorlukla yutkunuyordum ama o bunu önemsemek yerine sorusunu üsteliyordu. “Miranda’yı nereden tanıyorsun?”
Dudaklarım aralanmış halde, saf saf ona baktım. Elimde bana rahatsızlık veren kağıt parçasının tam olarak ne olduğunu hatırlayamadığımdan, onu umursamazca yere atmıştım.
“Bekle,” dedi Niall. Gözlerinde bir tür kıvılcım parıldamıştı. “Sen o’sun. O sensin, değil mi?”
Lanet olsun, neden burada konuşmakla oyalanmak yerine beni kucağına almıyordu?
“Miranda’nın ev arkadaşı sendin, değil mi? O İskoçya’ya gittiğinde benden kaçan kız sendin!”
Dediğinin üstümde yarattığı şok etkisiyle, dünyaya dönmüştüm. Gözlerimi birkaç defa kırpıştırarak neyden bahsettiğini anlamaya çalıştım. Ah, lanet çocuk ve onun lanet seksapeli!
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Everything About You
Fanfictionİlk defa nerede, ne zaman tam bir karşılaşma-tanışma yaşayacağımızı çoktan belirledim. İkincisini. Ve üçüncüsünü. İlk randevumuzu binlerce defa prova ettim, elbette aylar önce satın aldığım kıyafetlerle. Onun ilk sevgililer günü hediyesini çoktan al...
