Yazarın kendini alamadan bıraktığı not: Bu fici nasıl okuyordunuz? Bu nasıl bir rezillik çok utandım :D
Milyonuncu defa kendime, onun bu duruma tepki göstermeye hakkı olmadığını hatırlattım. Şey, tepki de göstermiyordu zaten ama yine de bu bulduğum tek sakinleşme yöntemiydi.
Zihnimde serbestçe dolanan düşüncelerden kurtulmanın bir yolunu bulmalıydım.
Sandy Mcain, Grace. Celladının adı bu.
Başımı kaldırıp biraz önce gözden kaybolmuş Niall’ı aramaya koyuldum. Yoktu. Ne yani, gitmiş miydi?
Hayır, gitmiş olamazdı. Yani bu çok saçma olurdu. Birkaç saat içinde iki defa uzun uzun öptüğü ardından arkadaş olmak istediğini söylediği, kısacası önemsemediği kızı bir başkasını öperken görmek onu etkilemiş olamazdı.
Düşüncelerimi nasıl dağıtacağımı bilmiyordum. Bu yüzden her zaman yaptığımı yaptım ve en yakın arkadaşlarımdan tekinin yaptığının aksine, Guy Fawkes’a ihtiyaç duymadan ifadesizlik maskesinin arkasına saklanmayı başardım. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi hava kararana kadar servislerle uğraştım. Zayn Malik’in aşığının Nando’s’ta vardiya yaptığını bilen birkaç kişi haricinde, bunu yapmak o kadar da zor değildi.
Nihayet Nando’s’tan çıkabildiğimde onu karşımda görene kadar.
Tam karşımdaydı. Buradan, benimki gibi ifadesiz bir yüzle beklediği kişi olduğumu çıkarabilir miydim? Belki de neşeyle kolunu omzuma atacak ve bana hadi gidelim, arkadaşım şarkısını mırıldanacaktı. Niall Horan’dan bahsettiğimizde bunu düşünmek o kadar da uçuk kaçmazdı. O gözlerle –içindeki uyanmayı bekleyen tanrının gözleriyle- doğmuş birinin yapamayacağı çok az şey var gibiydi.
Başımı iki yana sallayıp yanına gittim. “Merhaba. Bütün gün neredeydin?”
Alayla –bu hiç Horanvari değildi!- gülümsedi. “Düşünüyordum.”
Yan yana yürümeye başladığımızda en arkadaş canlısı halimi takınmaya çalışarak ona döndüm. “Nando’s’ta da düşünebilirdin. Birlikte düşünürdük!”
Bana dönüp söylediğimin ne kadar anlamsız olduğunu anlamamı bekliyormuş gibi baktı. “Seninle yapmayı istediğim birçok şey var, Grace,” dedi sonunda. “Ve düşünmek kesinlikle bunların arasında değil.”
Dudaklarımı büzdüm. Bu söylediğinin beni heyecanlandırması mı gerekiyordu? Hayır. Çünkü sinir bozucu konuşuyordu. “Bir sorun mu var?” diye sordum tüm yapmacık arkadaş tavırlarını bir kenara atarak. Bunu yaptığımda sesim beklediğimden daha öfkeli çıkmıştı.
Geçen defa Zayn ile birlikte geldiğimiz İrlanda Bar’ının kapısını benim için açtığında, cevap vermediği gözümden kaçmamıştı. Yine de onunla birlikte cam kenarına oturdum ve konuşmasını bekledim.
“Ah, bak yeni bir spesiyalleri varmış,” dedi menüyü işaret ederek. “Ya da bekle, hay aksi, sevgililere özelmiş.”
Gösterdiği kokteyle bir saliseden uzun süre bakmadım. Ne yapmaya çalışıyordu?
“Şansımıza küselim öyleyse,” diye ekledi arkasına yaslanıp, dudaklarını büzerken. “Ama belki Zayn ile denersin. Cazip bir fikir, ha?”
Kollarımı göğsümde birleştirdim. “Neden önce Sandy ile denemiyorsunuz? Beğenirseniz-” Kendi lafımı kendim kesmek zorunda kaldım. Tanrı aşkına, ne saçmalıyordum?
“Zayn ile.. sevgililere özel spesiyalleri neden deneyeyim ki?” diye sordum şüpheyle.
Benim yaptığım gibi kaşlarını kaldırdı. “Zayn’i neden öpesin ki?”
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Everything About You
Fanfictionİlk defa nerede, ne zaman tam bir karşılaşma-tanışma yaşayacağımızı çoktan belirledim. İkincisini. Ve üçüncüsünü. İlk randevumuzu binlerce defa prova ettim, elbette aylar önce satın aldığım kıyafetlerle. Onun ilk sevgililer günü hediyesini çoktan al...
