Uğultu, gürültü ve çığlıklar –Sandy’e ait olma ihtimali yüksek- arasında öylece oturmuş etrafı izlerken, hayatımda ilk defa bu kadar saflaştığımı az çok farkındaydım. Ama benim elimde değildi. Sahiden. Niall Horan’ı yumrukladıktan sonra, insanlara Juliet pozu vermiş olmak her gün karşılaşacağınız şeyler sayılmazdı.
Niall’ı gördüğüm ilk andan beri olduğu gibi, aciz beynimin kaldıramayacağı kadar çok düşünceyle aynı anda savaşmaya çalışıyordum. Acaba yumruğu herkes görmüş müydü? Peki, bir ünlüyü yumruklamak mı basında daha iyi tepkilere sebep olurdu, yoksa öpmek mi? Her ne haltsa, iki şekilde de diğer Directioner’lar tarafından kabul görmek için planladığım sevgi kelebekliği temalı etkinlikler dizisi bu sahneden sonra bir işe yaramazdı.
Bileğimi kavrayan sıcak eli hissettiğimde aptal aptal etrafıma bakınmak yerine başımı kaldırıp endişeyle beni ve kalabalığı süzen Niall’ı kontrol etmeyi akıl edebilmiştim. İfadesiz bakışlarımı fark etmiş olmalı ki, eğilip belimden tuttu ve eteğime takılıp düşme ihtimalimi sıfırlayacak bir hızla beni ayağa kaldırdı. “Pekâlâ, leydi çelik yumruk, sadece arkana bakma ve hızlı ol, tamam mı?” dedi beni ittirirken. Anlayamıyordum, biraz önce karnına yumruğu geçirmiştim –pişman değildim- ama şimdi o mekândan bensiz çıkmamaya çalışıyordu. Mekândan çıkmak?
“Hey, beni çekiştirmeyi kes de, rahibe sevgilini al.” Dedim kolumu elinden kurtarmaya çalışırken.
“Birkaç dakika bana hayatta olduğunu unuttur ve seni şuradan çıkarmama izin ver.” Diye cevapladı beklemeden.
Bahçenin arka tarafından çıkabilmemiz için kapıyı açmaya yeltendiğinde, onunkilerden kurtulmuş ellerimi birbirine çarparak alkış tuttum. “Hah, Niall Horan pasif taraf olmaktan sıkılmış ki, laf sokuşturmakla ilgili birkaç kitap okumuş, ha? Etkilendim doğ-”
“Tanrı aşkına, susmanın kelime anlamını sana nasıl öğretebilirim? Bak, aynen şöyle, dudaklarını birbirine bastırıyorsun ve-”
“Senin sıkıldıkça dudaklarını benimkilere bastırman gibi mi? Kendimi mi becereyim yani?” dedim sinirinin bozulduğunu görmekten aldığım zevki saklama ihtiyacı duymadan.
Bir anlığına loş bahçe aydınlatması altında iki büyük ışık kaynağıymış gibi görünen gözlerini kıstıktan sonra, keyifle omuz silkti ve arkasını dönüp yürümeye başladı. “Sen bilirsin, Grace,” diyen sesini duydum. “İnan bana, beni yumruklayan kızların arkasını kurtarmak ilgi alanlarım arasında değil.”
Partiyi çılgınlar gibi gezinip bizi arayan ve her an bulma ihtimalleri gittikçe artan paparazzileri önemsemeden arkasından seslenirken sesimi yükseltmekten çekinmedim. “Sebebini hala anlayamadıysan ben söyleyeyim. İlgi alanların arasında değil, çünkü seni yumruklayan kızlar Nando’s mutfağında doğmuyor!”
Bana cevap vermek yerine, söylediklerimden dolayı herhangi bir duraksama dahi yaşamadan yürümeye devam ediyordu. Benden birkaç metre daha uzaklaştığında ancak, beni bırakıp gitmesinin neden bu kadar önemli olduğunu anlayabilmiştim. Elbisemin kabarık eteklerini avuçlarımda toplarken kendimi ona duyduğum ihtiyaçtan dolayı küfür etmekten alıkoyamıyordum.
“Niall Horan!” diye bağırdım. “Lanet olsun, beni bekle.” Yanına koşturmayı becerdikten sonra kısık sesle devam ettim. “Gidecek yerim yok. Nerede olduğumuzu bile bilmiyorum..”
Bana döndüğünde ilk düşündüğüm, ukalaca kıvrılmış dudaklarının yüzüne kattığı ifadeyi biraz önceki yumruklardan tekini kullanarak dağıtmak isteği oldu. Ardından düşüncelerim yumuşadı, birkaç yıl sonra aramıza katılacak Junior Horan’ın ellerindeki oyuncak hamur gibi yoğrulup, yumuşadı ve saf bir arzuya dönüştü. Ukalaca kıvrılan dudakları öpmek arzusu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Everything About You
Fanfikceİlk defa nerede, ne zaman tam bir karşılaşma-tanışma yaşayacağımızı çoktan belirledim. İkincisini. Ve üçüncüsünü. İlk randevumuzu binlerce defa prova ettim, elbette aylar önce satın aldığım kıyafetlerle. Onun ilk sevgililer günü hediyesini çoktan al...
