Yilbat Masal'ın yanına yaklaştı. Halâ nefes alıyor olması onu bir nebze rahatlattı. Ne yapacağı hakkında bir bilgisi yoktu. Ambulansı arayıp evi terk etmeye karar verdi. Aksi takdirde onu burda gören biri - her ne kadar bu tenha yere doğru düzgün kimse uğramıyor olsada- onun Masal'a zarar verdiğini düşünebilirdi. Telefonunu çıkartıp ambulansı aradı. Kanlı elleriyle kapı koluna uzandı. Hemen evin önünde duran arabasına binip köşke doğru yol aldı. Onu kapıda Mehmet efendi karşıladı. Mehmet efendi gördüğü manzara karşısında dehşete düşmüştü. Yilbat her tarafına kan bulaşmış elbisesi , yarilmis kafası, ilk defa korkak bakan gözleriyle onun karşısında dikiliyordu. Ne yapacağını şaşırarak sordu.
- Yilbat bey siz iyi misiniz? Neler Oldu böyle? Bu haliniz ne? Siz merak etmeyin ben hemen osman beyi çağırıyorum.
- Hayır hayır. Ben iyiyim. Bunu babama söylemezseniz sevinirim. Lütfen aramızda kalsın.
Yilbat tam odasına çıkacaktı ki arkadan osman beyin sesi duyuldu.
- neyi bana söylemeyecek misin?
Yilbat babasının sesini duyunca istemsizce arkasını döndü.
......
Doktor birkaç tavsiye verdikten sonra köşkten ayrıldı. Yilbat da osman beye konuşmak istemediğini söyleyip odasına çıktı. Kafasında ki düşünceler onun gerçekten canını yakıyordu.
- acaba ambulans gelmiş midir? Ya yaşamıyorsa ya öldüyse ... Eğer ona birsey olursa... ne yapacağım?
Halil elinde poşetler ile eve doğru yaklaşırken beynini sarsan ambulans sesiyle durakladı. Bir az sonra ambulansın Masal'ın kaldığı evin önünde durduğunu farketti. Elindeki poşetleri bir köşeye fırlatıp eve doğru koşmaya başladı . Masal sedyenin üzerinde baygın bir halde yatıyordu. Evin zemini tamamen kana bulanmış, köşedeki vazo kırılmıştı. Halil evde neler yaşandığını düşünürken Masal çoktan hastaneye kaldırıldı.
...2 hafta sonra...
Masal iki hafta sonra ilk kez gözlerini açmıştı. Karşısında ilk gördüğü yüz annesine aitti. Düğünden sonra annesini hiç görmemişti. Bir kaç denemeden sonra ağzından anne sözcüğü çıktığında annesinin yüzü kocaman bir tebessümle aydınlandı.
- Ben burdayım Masal. Yanındayım. Sen yorma kendini. Sonra konuşuruz.
Masal bir an karşısında annesinin hayalini bulmuştu. Belkide bu uyanmadan önce gördüğü rüyanın bir devamıydı yada annesinin özleminin bir yansıması...
Aslında karşısında annesi değil tedirgin bakışlarıyla Halil duruyordu. Halil doktora haber vermek için odadan ayrıldı. Kısa süren konuşmanın ardından Halil taburcu işlemlerine başladı. İşlemleri bitirince tekrar Masal'ın yanına döndü.
- doktorun ile konuştum. Birkaç saate çıkabileceğini söyledi. Eski eve geri dönemeyiz. Yilbat orayı öğrendi. Ben kalmak için başka bir yer bulacağım.
Masal bir süre yere bakan gözlerini Halil'e yöneltti. Halil'e kaza hakkında hiçbir şey anlatamamıştı. Peki yilbat'ın o evi öğrendiğini nereden biliyordu ki?
Bu her ne kadar içini kemiren bi düşünce olsada fazla üstünde durmadı. Bir süre sessiz kaldıktan sonra;
- Halil sana söylemek istediğim bir şey var.
- tabi
- annem.. Sen de biliyorsun. Düğünden sonra hiç görmedim , hiç konuşmadım. İlla yanlarına gidiyim demiyorum ama en azından iyi olduklarını bilsem. Bu bana yeter.
Halil cebinden ceptelefonunu çıkarıp bir numarayı aradı ve Masal'a uzattı. Telefondan annesinin sesi geliyordu. Masal bu sesle günlerin yorgunluğunu sanki bir anda üstünden atmıştı.
-Alo anne....
...
Her iki tarafı evlerle kaplı küçük bir sokağa girdiler.
Yol boyunca sessizlik hakimdi. Arabadan ilk önce Halil indi. Etrafı kontrol ettikten sonra Masal'a yardım ederek arabadan inmesini sağladı. Hemen önlerinde duran eve doğru ilerlemeye başladılar. Burası iki katlı eski kaldıkları eve göre daha ferah ve güvenilir duruyordu. Küçük bir bahçeden geçip eve doğru ilerlemeye başladı. Masal yorgun olduğunu söyleyip kalacağı odaya geçti. Odası üst katta duran ilk kapının hemen arasındaydı. İsteksiz bir hamle ile kapıyı araladı. Karşısında duran yatağa bir süre bakındı. Evet yorgundu ama uyumak istemiyordu. Icinde uyursa bir daha uyanamayacağına dair bir his vardı. Hemen önünde duran balkona yöneldi. Gökyüzü o kadar yakın duruyordu ki elini uzatsa tutacak gibiydi. Ağırlaşan kollarını geceye doğru uzatarak mırıldanırken aniden gelen bir sesle eski pozisyonuna döndü.- Hey kutup yıldızı hala uyumadın mi?
Ses Halil den başkasına ait değildi. Kutup yıldızı mı? Bu ne saçma lakaptı. Neden kendisine öyle seslenmişti ki?
-bana mı dedin?
- orada senden başka biri var mı?
- Sadece biraz canım sıkıldı. Hava almak istedim. Sen neden uyumadın.
-bilmem. Uykum gelmedi galiba.
Kısa konuşmanın ardından Masal odasına girdi. Odada içini ürperten bir soğukluk vardı . Aynaya doğru döndü. Sanki kim olduğunu unutmuşçasına baktı kendine. Sanki kendini görmeyeli uzun yıllar olmuştu. Eski hayalperest hali gitmiş yerine bambaşka biri gelmisti.
...
Güneş coktan gökyüzü ile vedalaşmıştı.Masal ve Halil bahçeye çıktılar. Hemen karşılarında oynayan çocukların sesleri sokağın her tarafını kaplanmıştı. Karanlığın etrafı iyice kaplamasıyla çocuklarda evlerine dağıldılar. Halil ve Masal'ın arasında bir süre sessizlik hakim olduktan sonra Halil gökyüzüne bakıp iç çekti. Masal ;
- Noldu?
-bak orada , en parlak olanı.
-yıldızlardan mı bahsediyoruz?
-Maya annesinin yıldız olduğunu söylerdi. Eğer bir gün annesinin yanına giderse kendisinin şuradaki yıldız olacağını söylerdi.
-o kutup yıldızı..
-evet ,Kutup yıldızı . Kutup yıldızları kim kaybolursa ona yönünü gösterir. Eğer bir gün benden önce yıldız olursa kutup yıldızı olacakmış yani öyle söylerdi. Böylece ne zaman kaybolsam bana yolumu gosterebilecekmiş.
-çok şanslı olmalısın. Hayatım boyunca bana yol gösterecek biri olmadı.
-artık ben varım.
Halil aniden söylediği bu sözün ardından ayağa kalkıp eve doğru ilerlemeye başladı. Masal;
-ne ?
Halil arkasına dönüp tebessüm etti.
-hiç . Hiçbirşey. Ben üşüdüm. İçeri giriyorum . Sende fazla oturma burda.
