BÖLÜM-4

80 20 0
                                    


 15.09.2003

Okulun ilk günü ve üzerinde ilk gün olmanın verdiği heyecan ve stres karışımı bir duyguyla okula geldi Fırat. Okul kapısından içeri girdikten sonra kayıt günü Müdür Bey'in söylediği 11/A sınıfına doğru yöneldi. İki kat çıktıktan sonra soldan ikinci sınıf olan, okulun bahçe tarafına bakan sınıfa doğru yöneldi. Sınıfta herkes yerlerine oturmuştu. Dikkatlice baktı sınıfa ve sol arka tarafta bir sıranın boş olduğunu gördü. Hızlı adımlarla oraya doğru yöneldi, Sıraya yönelirken meraklı gözlerin ona baktığı hissini çok iyi kavrayabiliyordu. Aradan geçen birkaç dakikanın ardından zil çaldı, zil çalmasıyla beraber koşar adımlarla bir kız sınıfa girdi. Telaşlıydı. Hızlıca sınıfa baktı ve tek boş yerin Fırat'ın yanı olduğunu gördü ve oraya doğru hareket etti.

Şirin- Merhaba, şurası boş mu acaba?

Fırat- Evet, boş.(Yerinden kalkarak)

Şirin-Teşekkür ederim.

Yerine oturan Şirin bir ön sıradaki Cansu adındaki kız ile konuşmaya başladı.

Cansu- Nerede kaldın kızım ya?

Şirin- Ancak evden çıkabildim.(Saçını düzelterek)

Cansu- Peki tamam, hoca daha gelmedi zaten.

Şirin- Cansu, bu kim?(Göz ucuyla Fırat'a bakarak)

Cansu-Bilmiyorum sınıfa gelen yeni öğrenci galiba(Kısık ses tonu ile)

Şirin- Tamam.

Az sonra içeri esmer, gözlüklü, uzunca birisi girdi. Edebiyat öğretmeni; aynı zamanda sınıfın, sınıf öğretmeni. Öğretmen ilk gün olduğunu ve sınıfı tanımak istediğini söyledi ve sırayla herkes birbirini tanıttı. Sıra Fırat'a gelmişti. Fırat elindeki kitabı hafifçe yere bıraktı ve konuşmaya başladı.

Fırat-Merhaba ben Fırat, bu sene ilk kez bu okula geldim. Tanıştığıma memnun oldum.

Öğretmen- Hoş geldin Fırat.(Güleç bir ifadeyle)

Fırat yerine oturdu ve yanında oturan Şirin atıldı birden.

Şirin- Merhaba, demek okulumuza yeni geldin. Ben Şirin.

Şirin bu cümleyi kurduktan sonra Fırat Şirin'in yüzüne daha dikkatli baktı. O, ilk günün heyecanını ve stresini üzerinde yaşayan Fırat'ın gözlerinde bir parıltı eda etti. Ve tekledi Fırat.

Fırat- Be, Affedersin. Ben de Fırat. Memnun oldum.(Gözlerini aşağıya çekerek)

Şirin devam etti

Şirin- Demek okulumuza yeni geldin Fırat, nasıl beğendin mi okulu?

Fırat- Evet beğendim. Çok güzel.(Gözlerini kaçırarak)

Az sonra zil çaldı ve Şirin Cansu ile dışarı çıktı. Fırat ise elindeki kitabı okumaya devam etmek istedi ama birkaç dakika önce ruhunda cereyan edenler onu kitaba adapte edemiyordu. Bıraktı kitabı ve gördüğü suretin güzelliği ile ilk defa tattığı duyguya yer vererek, derin düşüncelere daldı.

                                                      *********************************

"Gazete fazla uzak değil Tanzimat ile girdi edebiyatımıza. Dönemin en büyük iletişim aracıydı gazete. İletişimin mihenk taşıydı.

Dedem hep anlatırdı çocuklar erken saatlerde gazeteyi kaptığı gibi 'havadis, havadis' diye ortalığı inletirlermiş. Dönemin büyük olayları olanca objektif bir şekilde verilir, haber değeri taşıyan konulara yer verilirmiş. Anlayacağınız günü geçiştirmek amacında değilmiş. Her şeye gazetede yer verilmezdi. Olağan ciddiyetle hazırlanırdı.

Öyle saygındı ki gazete okuma bilmeyen bile alır okuma bilene uzatır ve büyük bir ciddiyetle okuyanı dinlerdi. Dedem köy kahvelerinde kırk elli kişinin tek bir gazeteyi bir kişinin ağzından dinlediklerini söylerdi. Haberler o kadar doğru kabul görüyormuş ki haberin durumuna göre akşama kadar yorumlarda bulunanlar bile oluyormuş. Çok şaşırmıştım. Okuma oranı çok düşük olan bu toplumun bu hevesine çok şaşırmıştım.

Meğer sebebi çok açıkmış da sonradan anladım. O eli öpülesi yazarlar var ya meğer onların yeteneğiymiş. Yazar dedim ya işte yaram şimdi derinden kanadı. Kendi kendime bam telime bastım adeta. O yazarlar gazeteleri karnavala çevirirlermiş. Ama bildiğimiz karnaval değil. Şiirler, fıkralar, denemeler, neler, neler...

Şimdi mi? Şimdi gazete önce bir göz gezdirilir(arka sayfalardan-ön sayfalara doğru) sonra rafa kaldırılır duruma geldi maalesef.

Zaman içerisinde çok değişti. Kendi kimliğinden soyutlanıp başka bir kimliğe büründü adeta. Daha doğrusu büründürüldü. Kimin mi suçu var? Elbet senin benim özellikle de o masa başında oturan editör bozuntularının. Maalesef gözleri tiraj sayısından başka bir şey görmüyor. Nasıl daha çok gazete satarım derdine düşüldü. Boy boy magazin haberleri, İş ilanları, reklamlar, vs. vs. onlar bunlar şunlar derken bir kez daha burkuluyordu yüreğim. İştahım kaçıyordu dünyam daralıyor yalnızlaşıyordum. Biraz daha uzaklaşıyordum gazeteden....

Hep soruyorlar neden okumuyoruz diye? Sebepleri açık biz görmek istemiyoruz. Günde beş altı saat bir ekrana sabitlen, Sabahtan akşama kadar çalış, hafta sonu hiçbir edebi etkinliğe katılma, sonra da gelişemiyoruz diye ortalıkta gürültüler kopar. Sebebi açık değil mi Allah aşkına? Okuma oranı arttırılmalı, Okuma sevgisi aşılamalı. Bu ne ile olur? Tabi ki her gün basılan gazeteler ile. Taşın altına elimizi koymalıyız yoksa elimizin üstüne zorla taş koyacaklar. Neden hala görmüyoruz?

Eminim benim gibi düşünen milyonlarca "gazete dostu" dostum var. Onlar da benim ile aynı kanıyı taşıyordur. Eğer böyle sürüp gidilirse benimle birlikte gazetede yalnızlaşacak ve inşaatta çalışanların sofra bezi olmaya devam edecektir.

Olmamalı böyle basit olmamalı. O patronlar gözlüklerini çıkarmalı. Dünyaya öyle bakmalı. Geçmişe saygı duyulmalı. Okuyucuyu böyle ucuz şeylerle oyalamamalı. Kaliteli işler yapmalı. Yeni nesil olarak yeni Şinasi'ler, Namık Kemaller okumak istiyoruz Patron bey!"

                                                        ******************************

Yazısını yazdıktan sonra editöre mail olarak gönderdi. Fırat, iki yıldır bir dergide haftalık yazılar yazıyordu. Lise birinci sınıfta öğretmeninin tavsiyesiyle bu gençlik dergisine gönderdiği yazılar beğenilince her hafta yazmaya çalıştı. Fırat yazmayı çok seviyordu aynı zamanda yazdıklarına karşılık olarak aldığı ücrette onu yazmaya daha çok teşvik ediyordu.

İstanbul'a taşındıktan sonra derginin merkezi olan Beşiktaş'ta ki ofise birkaç kez gitme fırsatı olmuştu Fırat'ın. Editörle tanışmış ve yazılar hakkında detaylıca konuşmuşlardı. Bazen editör konu seçip Fırat'a gönderiyor, bazen de Fırat ne hissediyorsa, ne yazmak istiyorsa onu yazıp gönderiyordu. Kendisi gibi Lise öğrencilerinin yoğun ilgi gösterdiği bir dergide yazmak, takdir toplamak da Fırat için ayrı bir gurur kaynağını oluşturuyordu.


OLUMLU YA DA OLUMSUZ YORUMLARINIZI VE VOTELERİNİZİ EKSİK ETMEYİN ARKADAŞLAR : ))) ŞİMDİDEN TEŞEKKÜRLER : ))) // ERKAN KURMAN


İNCİR ÇEKİRDEĞİ #Wattys2016Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin