Ama Melek bu insanlardan değildi. O unutmayı seçenlerdendi. Hatırlamaktan korkanlardandı. Bu bir hırsızın yakalanma anında nasıl telaş içinde saklanmaya çalışıyorsa Melek de anılarından öyle saklanmaya çalışıyordu. Bu kaçma kovalamaca içinde korku en büyük yoldaşıydı. Somut bulmuş halde yanında onunla adımlıyordu geleceğe.
Parmakları taze çimleri sıkıca kavrarken ciğerlerine dolan nefesin ona yetmediğini hissetti. Titreyen elleri boğazının üstüne kapanırken hızlı hızlı alıp verdiği soluklar başındaki sızının şiddetini arttırıyordu. Yüzü acıyla kasılırken gözlerinden akmaya başlayan yaşlar ağır ağır yanaklarından süzüldü. Mehmet'ten yardım almak için bağırmak istedi ama dudakları bu isteği gerçekleştirmek için sadece kendi acı dolu kısık inlemesi kulaklarını doldurdu. Neydi onun canını bu kadar yakan? Başındaki sızı mı?
Ya da ruhundaki telaş... Akıl, unuturdu belki anıları. Peki ruh. Ruh unutur muydu yaşadıklarını? İçine akan göz yaşlarının bıraktığı derin izleri.
Melek, kendi bedeniyle savaşma çabası içerisindeyken Mehmet mutfakta bardakları doldurduğu limonataların içine birkaç tane buz atmış elinde sıkıca kavradığı bardaklarla mutfaktan çıkmak için arka bahçeye doğru yürümeye başlamıştı. Bahçeye çıktığında bakışları sanki ilk önce başka bir şeye bakması günahmışcasına çimlerin üstündeki kızı buldu. Bir eli boğazında sessizce ağlıyordu.
Arkadaşlar bildiğiniz üzere bu hikayeme Kusursuz adlı hikâyemi final yaptıktan sonra başlayacağım.
Bir de guzel kapak yapabilen varsa bana ozelden mesaj atabilir mi?
Kendinize iyi bakın Allaha emanet olun ^_^
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Yalanlar
Romansa"Hasta'nın yakını mısınız?" Mehmet doktorun sorduğu soruya hiç düşünmeden aklından geçen cevabı verdi. "Evet. Eşiyim. Karımın durumu nasıl?" doktor'un yüzü üzüldüğünü belirten bir hal alırken Mehmet'in kaşları çatılmıştı. "Çarpmanın etkisiyle eşiniz...
