İnişli çıkışlı, çokta güzel olmayan hayatında, güneşin sadece umut etme kabiliyetine sahip insanların üzerine doğduğuna inanan Şifa,yaşadığı hüzünlü olaylara rağmen umut etmeye devam edebilecek mi? Hiç beklemediği bir zamanda ansızın çıkıp gelen ve...
Uzun zamandır yeni bölüm yazamadığım için özür dilerim. Okul bu dönem çok yoğun ve çetrefilli olduğundan bir türlü vakit ayıramadım. Ama artık planladığım gibi giderse haftada bir veya iki haftada bir yeni bölüm eklemeye çalışacağım . Güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim.❤️
Kağıdı açıp açmamak konusunda kararsız kalsamda merakıma yenilerek açtım. Yazılar İngilizce olup, çeşitli rakamlar içerdiği için sadece sayfanın sol üst köşesinde yazan Burç Aslanoğlu ismini okuyup, anlayabildim. Yorgunluğumun vermiş olduğu sabırsızlıkla birlikte daha fazla üstüne düşmekten kaçınıp, oturduğum yerde kağıdı keskin katlama izlerinden önce ikiye sonra dörde katlayarak, bulduğum şekline soktum. Makinaya tutunarak yerimden kalkıp, holde duran beyaz dolaba asılı, yeşil çantamın büyük gözünü açıp zarfı yerleştirdiğim sırada, hastaneden geldiğim ve üstümü değişmediğim aklıma geldi. O an hissettiğim yoğun iğrenme, tiksinme sebebiyle kendimi hemen banyoya atıp, güzelce temizlendim. Çıktıktan sonra binbir hevesle aldığım yumuşak, beyaz, pandalı uyku tulumumu giyerek kendimi uykunun kollarına attım. Yaşadığım stres, korku yüzünden gerilen kaslarım, yorganımın verdiği sıcaklık, yatağımın verdiği rahatlık sayesinde gevşeyerek rahatlamıştı. Güneş ışıklarının , odamın sol tarafında bulunan pencereden içeri girerek beni uyandırmaya yemin etmişçesine yüzüme vurması ve ısıtmasıyla ilk önce direnmeye çalışıp ellerimle yüzümü kapatmaya çalışsamda, daha fazla dayanamayarak gözlerimi açtım. Yatağımın yanında şarja taktığım telefonu elime alıp saate baktığımda henüz erken olduğunu farkettim. Zamanım bol olduğu için yetişme kaygısından yoksun şekilde , uzandığım yerden kenarları turkuaz, kalan yerleri beyaz olan, tam ortasında sarmaşık şeklinde avizenin asılı olduğu tavana bakarak yaşadıklarımı düşündüm. Aklımdan geçen düşüncelere göre şekillenen yüz ifadem, Burç'a geldiğinde her zerresine mutluluk yerleştirmişti sanki. Onu seviyordum ve bunu kaybetme korkusu ile pekiştirmiştim. Birçok duyguyu bir anda yaşatmıştı bana. Hepsi geçti diye düşünüp ayağa kalktım. Tam bir saatimi alan "Ne giyeceğim?" sorunsalını çözdüğümde, midemden gelen guruldamalara daha fazla tahammül edemeyerek mutfağa gittiğim de ,Meltem'in tabiri caizse bir tek kuş sütü eksik olan kahvaltı sofrasını görüp, kabaran iştahıma mukayyet olamayarak masaya oturdum. Elinde çaydanlıkla gelen Meltem "Boğazında kalacak. Biraz yavaş ye istersen." diyerek güldü. Bende alınmış gibi yaparak "Aşk olsun. Sen benim lokmalarımı mı sayıyorsun?" Diye cevap verince "Olsun valla çok iyi olur. Yok saymıyorum. Zaten saysam bile yetişemem." diyince ikimizde kurduğu cümle karşısında kahkahalarımızı tutamadık. Neyse ki elinde ki çaydanlığı tam zamanında masaya koymuştu. "Uzun zamandır adam akıllı konuşamıyoruz. Volkan'la aran nasıl? " diye sorunca yüzü hafif asılır gibi oldu Meltem'in. "Bildiğin gibi işte. Tıpkı eskiden olduğu gibi iki yakın arkadaşız. " dedi durumundan hoşnutsuz bir şekilde. " Sen bu çocuktan baya baya hoşlanmaya başlamışsın." Deyince başını hızla kaldırarak " Yok canım, nerden çıkardın? Diye sordu. " Bilmem. Sanki arkadaş olmaktan pek bi memnun değilsin gibi geldi." "Alakası yok. Neyse sen bu saçma sapan mevzuları bırakta, bardağını uzat." deyince meseleyi daha fazla irdeleyerek, üstüne gitmek istemediğim için konuyu değişmesine izin verdim bardağımı uzatırken. " Of ya! Burç'un kıyafetlerini asmayı unuttum." Diye panik yapınca Meltem hemen " Gecenin bir zamanında uykum kaçınca kirlilerimi makinaya atayım dedim. Yıkanmanın bittiğini görünce onları asıp kendi kıyafetlerimi attım. Sakin ol." " Bir haftadır aynı pijamaları giyiyor. Bugün götüreyim de üstünü değişsin. Çok teşekkür ederim mirketim. İyiki varsınların en güzelisin."Cümlemi bitirdiğimde hormonlar dolayısıyla dolan gözlerimi gören Meltem "Sende öyle kuzum, ama ağlama bak! Beni biliyorsun başlarsam susmam ona göre." " Tamam, tamam sustum ki ben bak ağlamıyorum. " dedim gözyaşlarımı elimin tersiyle silerken. "Aferin işte böyle. Bu arada sen kaçta hastaneye gideceksin? " "Kahvaltıdan sonra hemen çıkarım." "İyi o zaman ben seni bırakırım. Karlar erimeye başladı. Allah korusun kayar düşersin falan." "Tamam, çok iyi olur." diye konuştuktan sonra Meltem işe geç kalmasın diye hızlıca kahvaltımızı yapıp, sofrayı topladık. Ardından hızlıca hazırlanıp , Burç'un eşyalarını evde ki küçük valizin içine yerleştirdim. Kabanımı giymeme yardımcı olan Meltem valizi alıp arabaya inince aceleyle çantamı alıp, kapıyı çektim. Ayakkabılarımı aceleden asansörde giymek zorunda kalmıştım. Meltem arabayı çalıştırmış, klimaları yakmıştı. Arabaya bindiğimde yüzüme vuran henüz yeni ısınmaya başlamış olan ılık hava yüzümü okşamış ve soğuğun etkisini azda olsa kırmıştı. Trafik olmadığı için 20 dakika içinde hastaneye vardık. Acelesi olduğu için hastaneye gelmeyen Meltem "Akşam uğrarım ben. Selam söyle." diyen Meltem'i öperek, eşyalarımı alıp arabadan indim. Üçüncü katta olan asansörü çağırdım. Sabırsızlık içinde sanki daha hızlı gelmesini sağlayacakmış gibi beş kere daha çağrı düğmesine bastım. Neyse ki çok geçmeden gelmiş beni Burç'un olduğu kata ulaştırmıştı. Odanın kapısını iki kere tıklayıp içerden gelen "Gir." sesiyle yavaşça kulpu aşağı çekip,iterek içeri girdim. Beni gören Burç tebessüm ederek " Hoşgeldin" deyince bende gülümseyerek "Hoş buldum " dedim, getirdiğim kıyafetleri dolaba asarken. İşim bitikten sonra hemen yanına gidip, her zaman oturduğum sandalyemde oturdum. Bir an hiç bırakmayacak gibi ellerini tutmak istemişken Burç aklımdan geçenleri görmüş gibi elimi tutmuştu. " En son 21 saat önce değilde 21 yıl önce görmüşcesine özledim." deyince ağzımdan çıkan tek cümle "Duygularıma tercüman oldun." oldu. Utanıp başımı hafifçe yere eğdiğimde Burç'un elinin üstünde gördüğüm morluk gözüme çarptı. Parmaklarımı bastırmadan, okşarcasına morluğun üstünde gezdirdiğim sırada " Acıyor mu?" Diye sordum. "Evet. Öpersen geçer ama." deyince elini dudaklarıma götürerek hafifçe öptüm. Muzır bir ses tonuyla "Elim geçti ama şimdi de yanağım acıyor. " Bak sen. Dur bari orayıda öpeyim." diyerek ayağa kaktım. Tam eğilmişken bir anda kafasını çevirerek dudağımdan öptü. Yaptığı hareket sonucunda göğsüne yavaşça vurup acıdan inlemesine sebep olduğum için elim ayağım bir birine dolaştı panikten. "Çok özür dilerim. Hemen hemşireyi çağırıyorum belki bir şey olmuştur." dedim titreyen, korkmuş ses tonumla. "Özür dilemene de, hemşireyi çağırmanada gerek yok. Ben iyiyim" dedi. Kararlı ve emin duruşu beni yine ikna etmişti. " Dün yıkamak için eve götürdüğüm kıyafetlerinden birinin cebinde bir kağıt buldum. " çantamdan kağıdı çıkarmaya çalıştığım sırada "Ne kağıdı?" diye sordu. "Bilmem. İngilizce olduğu için bir şey anlamadım." dedim kağıdı ona uzatırken. Elimden aldığı kağıdı, açıp baktığında "Çok da önemli bir şey değil aslında. İngiltere'de ki hastahane ile alakalı bir belge... Düşürdüğümü sanmıştım." diyerek üstünde ki pijamanın cebine koydu. Yaptığı açıklama beni tatmin etmemiş, saklarcasına cebine koyması beni meraklandırmıştı. Kısa süreli meydana gelen sessizliği ilk bozan Burç oldu. Dün gece gördüğü rüyayı sanki tekrardan yaşıyormuşcasına anlatmaya başlamıştı . O sırada bende onu hayranlıkla izliyor, bir insanın her yönden nasıl bu kadar mükemmel olabileceğini soruyordum kendime. Zeki, anlayışlı, yakışıklı... Aniden aklıma, içimi darma duman eden, tüm damarlarımı kıskançlık ateşiyle yakan bir soru geldi : "Daha önce birini sevmiş miydi?". "Yüzün neden aniden kızardı?" Elleriyle saçlarını karıştırırken, gözlerime diktiği gözleriyle cevap bekliyordu benden. Beklemediğim anda gelen soru bir süre donuk ifadeyle ona bakmama sebep olsada " Öyle mi? Hiç farkında değilim. Odanın sıcak olmasından kaynaklanıyor olsa gerek." dedim ellerimi yanaklarıma götürürken. " Elimi, yüzümü yıkasam iyi olacak galiba" diyerek lavaboya gittim. Aynaya bakınca Burç'un farketmiş olmasının garipsenecek bir tarafı olmadığına kendi gözlerimle şahit oldum. Zira turp gibi olmuştu yanaklarım. Soğuk suyu açıp yüzümü yıkadıktan sonra, kağıt havlu ile yüzümü kurutup son bir kez aynaya bakarak çıktım. Odanın kendi bünyesinde bulunan lavabodan çıkıp Burç'a doğru yürüdüğüm de kapı son hızla açıldı. Siyah saçlarını tepeden at kuyruğu yapmış güzel bir kadın girdi içeriye. Üstelik İçeriye girer girmez ince uçlu topuklu ayakkabılarıyla koşar adım gitti Burç'un yanına. Olduğum yere mıhlanmış gibi olanları seyrediyor, anlam vermeye çalışıyordum ki kadın " Yurtdışında olduğum işin haberini yeni aldım. Zaten duyar duymaz anneni arayıp hastahanenin adını, adresini alarak geldim. " açıklamasını yaptı bir yandan Burç'un elini tutarken.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Sizce bölüm sonunda ortaya çıkan esrarengiz kızımız kim olabilir?