Sen,Ben,Biz

461 13 2
                                        

Aşağıya inip yakalamaya çalışsam yetişemem hem  Şifa'da evde yalnız diyerek aşağı inmedim. Ama merak ,  elmayı kemiren bir  kurt gibi kemiriyordu içimi. Bir şey yapamamak çok can sıkıcıydı. Her şey yolunda gözüküyor gibi ama aynı zamanda ters giden bir şeylerde var gibi... Bu ters giden şey nedir  ya da ne değildir diye düşündüğümde bir yere varamamanın verdiği hisle boşver  zaman gösterecek dedim kendi kendime. Kahveden son yudumumu da  alıp boş fincanı mutfağa koydum. Sonra da Şifa'nın odasına gittim. Köşede duran kitaplık ilk defa dikkatimi çekmiş olacak ki yeni farkettim orada durduğunu. Küçük, kendi çapında olan kütüphanenin önüne gidip kitapları incelemeye koyuldum. Elimle çoğuna dokunsamda sadece merak ettiklerimi yerinden çıkarıp bakıyor, aynı şekilde, bozmadan yerlerine koymaya özen gösteriyordum . Gözüme sevdiğim yazarlardan birinin 5 kez okuduğum kitabı çarpınca 6. kez tekrar okumak İçin kitabı elime aldım tekrar ve koltuğa oturdum. Kitabı açtığımda önsözden hemen bir sayfa sonra kurutulup unutulmuş bir gül bana merhaba dedi. Onu çıkarıp zarar görmesin diye komidinin üstüne koydum ve sayfaları ardı sıra çevirerek okumaya başladım. Her sayfada biraz daha halsiz düşüyordum. Uyku beni hazırlıksız yakalayınca hiç zaman kaybetmeden etkisi göstermişti bile.

                                                         Şifa'dan
   
Mide bulantım geçmiş olacak ki açlık beni uykudan uyandırdı. Guruldayan karnımı, aç olan midemi  doyurmak İçin mutfağa gitme amacıyla doğruldum. Yerde duran pembe fiyonklu terliklerimi ayağıma uyku mahmurluğu ile üçüncü deneyişimde geçirebilmiştim ki bir anda yere bir şeyin düşmesi ile korktum.  Burç'un kitap okurken uyuya kalması münasebetiyle kitap elinden düşmek için benim kalkmamı beklemişti anladığım kadarıyla. Burç'un o yorgun, paspal halini görünce yavaşça yanına sokulup, ılık ve sessiz bir tonla "Burç!Burç kalk yatağa geç." Dedim. Sesime sadece gözlerinin üçte birini açabilen Burç olan yorgunluktan soru sormaya üşenmiş kendini dediğim gibi benim yatağıma atmıştı hemen. Bende üstünü örtmüş içeriye geçmiştim. Meltem'e bakmak İçin odasına girdiğimde, yatağında yeller esiyordu. Yatağı hiç bozulmadığına göre eve gelmemişti. Böyle bir şeyi ilk defa yaptığı İçin çok şaşırmış ve merak etmiştim. İçeriye gidip telefonu aldığımda arayıp aramama arasında gidip geldim. Bu saatte arasam korkar ve panik olur diye aramayınca mesaj atmaya karar verdim. "Eve neden gelmedin canım?"  gönder tuşuna basıyordum ki Volkan mesaj attı. "Uyanık mısın?" "Evet."  "Meltem'i merak ettim o yüzden rahatsız ediyorum seni." "Bende merak ediyorum. Eve gelmemiş." "Biz beraberdik. Aniden bir telefon gelince gitmem lazım acil bir işim var diye çıktı gitti. Sonra da aramadı." "Ad falan söyledi mi telefonda ya da nereye gideceğine dair bir şey?"  "Hayır." "Şimdi daha çok merak etmeye başladım. Sabaha bir şey kalmadı zaten 2 saat sonra arar öğrenirim nerede olduğunu." "Haber bekliyorum." "Ulaşınca veririm".   Telefon elimde bir ileri bir geri gidip gele gele yoruldum. Saatler, dakikalar geçmez oldu. İçimde yine garip bir his, yine birilerini kaybetme korkusu... İşin kötüsü şu ki bu hisse ne zaman kapılsam birilerini kaybederdim. Umarım bu bir istisna olur ve  yanılırım. Zira kaybedeceğim kişi yeri asla ama asla doldurulamayacak biriydi. O Meltem'di. Her anımı yanında yaşadığım, her şeyime şahit olan arkamda değil her zaman ama her zaman yanımda duran çocukluğumdu. Zaman gelmişti. Güneş çıkınca, gün iyice aydınlandı. Hemen Meltem'i aradım. Sanki aramamı bekliyormuşçasına anında cevap verdi. "Nerdesin Meltem? Neden eve gelmedin?" "Sanada günaydın Şifa. İş yerinden aradılar. Ankara'da  spontane gelişen önemli bir toplantı yapılacakmış. Patron yurtdışında olduğundan benim gitmem gerekti. Eşya falanda alamadım uçağa yetişmek için.Ben Burç'a haber vermiştim aslında." "Konuşma fırsatımız olmadı diyememiştir o yüzden. Ne zaman döneceksin?" "İki gün sonra." "İyi bakalım. Demeyi unuttum Volkan'da baya merak etmiş seni istersen ara bi. "Tamam kuşum ararım. Ben hazırlanmaya başlayayım yoksa geç kalacağım toplantıya. Dikkat et kendine. Burç'a selam söyle." "Tamam kuzum söylerim. Sende kendine iyi davran. Bak iyi davran diyorum iyi bak değil ona göre çok yorma kendini. Hadi öptüm." Telefonu kapattıktan sonra Volkan'a mesaj attım. Sonra sürekli ertelemek zorunda kaldığım açlıklığı sonlandırma eylemini gerçekleştirdim. Karnımı iyice doyurunca tokluğun verdiği rehavetle tekrar Meltem'in yatağına düşüp yattım. Kemiklerimde ki iliğe kadar işleyen sıcaktan bunalıp gözlerimi açtığımda ilk işim duvarda ki saate bakmak oldu. Saat öğleden sonra 2'yi geçiyordu. Meltem'in masasının üstünde küçük bir not vardı. "Canım yaptırmam gereken  doğumlardan ötürü acil çıkmam gerekti. Uyandırmaya kıyamadığım için not yazdım. Doğumdan çıkınca ilk işim seni aramak olacak. Merak etme.Burç".  Meltem bu akşamda olmayacaksa Aksi bir şey olmazsa Burç işten çıkıp direk buraya gelecektir. Yemeği beraber yeriz o zaman kalkıp hazırlık yapayım diyerek kalktım. Yoğun bir koşuşturmanın ardından yemek işini bitirip üstümü başımı değiştim. Evi toparlayıp,yatakları düzelttim derken telefonum çaldı. "Canım ameliyattan yeni çıktım eve geliyorum. Bir şey lazım mı? "Yok bir şey lazım değil. Ne zaman gelirsin?" "En geç bir saate orada olurum." "Tamam" telefonu kapattıktan sonraki ilk işim yemekleri üstüne koyup altlarını  hafif açmak oldu. Salonda, vitrinin kapalı bölmesinde duran yemek takımını yoğun uğraşlar sonucu çıkarmayı başarmış ve soframı kurmuştum.  Anlamsız bir şekilde aklıma Volkan geldi. Son arama kayıtlarından bulup aradım:
-"Alo"
-"Şifa"
- "Nasılsın Volkan?"
-"İyiyim sen?"
-"İyiyim. Ne yapıyorsun?"
-Evdeyim, oturuyorum öyle sen?"
-"Bende öyle. Meltem ile konuştun mu?"
-"Hayır."
-Ne yani aramadı mı seni?
-"Aynen öyle. Arama tenezzülünde bulunmadı hanımefendi."
-"Müsait olamamıştır. Sıkma canını arar mutlaka."
- ".........."
Volkan'ın sustuğu sırada kapı çaldığı için "Şimdi kapı çalıyor onu açayım müsait olunca konuşalım olur mu? "
-Neden olmasın. Görüşürüz
-Görüşürüz.

Kapıda olanın Burç olduğunu tahmin ettiğim için hızlı davranmaya özen göstererek kapıyı açmaya gittim.  Kocaman bir tebessümle "Hoşgeldin." dedim. "Hoşbuldum." Elinde tuttuğu rengarenk çiçeklerden oluşan demeti bana uzatıp; kapının eşiğinde duran ayakkabılarını içeri aldı. Dış kıyafetlerini çıkarıp astıktan sonra o salona geçti ben ise çiçekleri vazoya koymak için mutfağa. Uzun,geniş ağızlı, şeffaf vazoya birazcık su koyup, süslü kağıtlardan kurtardığım çiçekleri içine koydum. Ocakta kalan son yemeğide sofraya getirdim. Yemekleri sadece iki kişilik yaptığım İçin tencereler ağır değildi. Bunum İçin Burç'un yardım etme isteğini zorla bastırıp hepsini kendim hallettim. Sofraya oturduğumuzda  günümüzün nasıl geçtiğini, neler yaptığımızı birbirimize anlattık. Güzel geçen yemeğimiz sonrası Burç sofrayı toplamama yardım etti. Hızlıca toparladık. Bulaşıkları makinaya dizerken "Burç, film mi izlesek?" isteğinde bulunduğumda beni kırmadı kabul etti. Buradaki işimi bitirip salona geçince film seçmek konusunda kararsız kalan Burç'un önüne bir dvd attım.  "Ama bu korku filmi." "Evvet. En bi sevdiğim olurlar kendileri." "Korkmayasın sonra bak." diyince gayet özgüvenle, kendimden emin "Hayır! Asla" cevabını verdim. Filmi taktık ve izlemeye koyulduk. Bir saat elli dakikalık filmin bağırmadan, gözlerimi kapatmadan ve Burç'un kolunu koparırcasına tutmadan geçirdiğim tek yeri ilk yirmi dakikasıydı. Film bittiğinde, başlamadan önceki özgüvenin yerini utançtan kızaran yanaklarım ve yere bakan gözlerim almıştı. Ben öylece dururken Burç gülerek kendine çekti beni;koluyla omzumu tutup iyice sardı. Sonra saçlarımdan ve ellerimden öptü tek bir kelime sarfetmeden. İşte o an aşkımızın sözcüklere ihtiyacı olmadığını, kelimelerin birbirimize olan sevgimizi anlatmada takatsiz kaldığını anladım. Hiç ayrılmak istemeyerek omzumu başına yasladım diğer elimide ona sardım. Bir süre öyle kaldık. Sonrası karanlık. Sabah ısrarla çalan zil sesi yüzünden irkilerek gözlerimi açtığımda Burç'u yanımda görmenin hazzını duymaya fırsat bırakmadan kapı zili tekrar tüm ısrarı ve irite eden sesiyle çaldı. Burç uyanmasın diye daha fazla oyalanmadan kapıyı açtım. Sadece "Ama sen..." diyebildim.


                      Ne dersiniz? Sizce Burç'a benziyor mu?

                      Ne dersiniz? Sizce Burç'a benziyor mu?

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

                           
Peki ya bu?

                            Peki ya bu?

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Mavinin En Gece Tonu Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin