Hayat Devam Eder

773 43 2
                                        

Öncelikle sevgili okuyucular hepinizden özür dilerim. İnanın iğrenç günler, haftalar geçirdim. Hastalık olsun, manevi problemler olsun bir türlü yazmaya fırsat bulamadım. İnşallah türlü zorluklarla yazmayı başardığım bölümü beğenirsiniz. Hepinizi çok seviyorum.






Başak karnında benim bebeğimi taşımış sonra da kendi verdiği kararla ona kıymış mıydı? Önce inanmak istemeyerek kendimi ikna etmeye çalıştım sonra ise istemsiz bir şekilde üç hafta öncesine gittim. O gün eve geldiğimde yorgunluktan bitap düşmüş, rengi bembeyaz olmuş bir şekilde yatakta uzanıyordu Başak. Ne olduğu sorduğumda basit bir üşütme diyerek,  5 gün okula gelmemişti. O zaman sergilediği ilginç davranışlara anlam verememiştim. Şimdi parçalar tek tek yerine oturmuş, sinirden salonun ortasında ileri geri yürümeme sebep olmuştu.  Geçmek bilmeyen dakikalarda kendimi sakinleştirmeyi başaramayıp, elime geçen her şeyi duvara fırlattım. Sonra beklediğim an geldi. Başak anahtarıyla kapıyı açıp içeri girdiğinde hayret içinde bana bakarken, orta sehpanın üstünde ki zarfı gördü. Açıklayabilirim diyerek söze başladı. ‘’ İkimiz için de çok erkendi. Daha okulumuzu yeni bitirecektik Burç. Sana deseydim bırakmayacaktın lütfen anla beni. Anne olmaya hazır değildim.’’  Söyledikleri karşısında hissetiğim duygu sek iğrenmekti ve ağzımdan çıkan tek cümle ise ‘’Bir daha karşıma çıkma!’’ ydı . Sonra lazım olan eşyalarımı seyahat için kullandığım küçük sarı valizime gelişi güzel yerleştirerek evden çıktım.  Her sıkıldığımda yaptığım gibi arabayı sahile sürdüm ve düşünmeye başladım.  ‘’. Ben onu delicesine severken bana sormadan kendi başına nasıl böyle bir karar verebildi? Her şeyden önce hangi anne kendi canından olan birine sebepsiz yere kıyar? ‘’ diye düşünürken aklıma mukayyet olmakta zorlandım. Defalarca çalan telefonuma en sonunda bakıp cevap verdim. ‘’ Efendim baba?’’ Oğlum kaç kere aradım, neden cevap vermiyorsun?’’ ‘’İşim vardı, yeni müsait oldum.’’ ‘’Sesin iyi gelmiyor, bir sorun mu var? ‘’ ‘’ Hayır, her şey yolunda.’’ dedim kelimeler boğazımda düğümlenirken. ‘’Tamam, evladım öyle diyorsan öyle olsun. Ben seni acil buluşmak için aradım.  Baloya gitmeden bana uğraman lazım. ‘’  ‘’ Tamam, baba ben geliyorum.’’ diyerek telefonu kapatıp gaza bastım.  En azından bir süre olanları düşünmeme fırsat vermez diye kabul ettiğim görüşmeyi yapmak için babamın beni beklediği yere gittim. Arabayı park ettikten sonra şirkete girdim hızla. Odasının önüne gelince kapıyı yavaşça çalıp içeri girdim. Görüşme faslından sonra asıl meseleye geçti. ‘’ Bak oğlum şirketi büyütmek için yurt dışına açılmamız farzdı.  Bunun için gereken hazırlıkları ilgili birimlerimiz yaparak İngiltere’de ilk yurtdışı şubemizi açmak için girişimlerde bulundu. Ancak güvendiğimiz ve bu işlerden anlayan birinin, oraya giderek her şeyi yakından takip etmesi gerekiyor. Bu ben olamam çünkü annen, kız kardeşini burada yalnız bırakamam. Zaten yaşlandım artık her şeye yetişemiyorum. Bunun için seni uygun gördüm. ‘’ dedi. Bana onu, bebeğimi, hatırlatacak şehirden kaçmak isterken fırsat ayağıma gelmişti. Hiç düşünmeden ‘’Tamam baba, yolculuk ne zaman ?’’ dedim. Bu kadar çabuk kabul etmeme şaşıran babam, fikrimin değişmesinden korkarak kabul etmemde ki asıl sebebi sormadan ‘’ Haftaya’’ cevabını verdi.  ‘’O zaman hazırlıklara hemen başlayayım.’’ diyip ayağa kalktım. Bir şey anlamasınlar diye 1 hafta otelde kaldım. Sonun da o gün gelip çattı. Ağlayan anneme sarılıp, aileme veda ettikten sonra kontrolden geçip uçağa bindim.  Bir yıldan fazla kalıp işleri yoluna koymak için çabaladım. Kendimi tam iyi hissetmeye başlamışken, vücudum da yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu doktor olmam sebebiyle hemen anladım. Kendi düşündüğüm hastalık için onkoloji bölümüne başvurarak birçok test yaptırdım. Sonuçlar tam da tahmin ettiğim gibiydi. Kanserdim. Yaşadığım sıkıntılar, içime atarak, düşünmekten köşe bucak kaçtığım şeyler sonunda bana çelme takarak, en ummadığım zamanda beni yakalamıştı.  Ama pes etmeyecektim. Tekrardan kalkıp, kaldığım yerden devam edecektim, etmeliydim. Aileme bahsetmeden İngiltere de uzun bir tedavi gördüm.  Ağır bir kayıp vererek de olsa hastalığı atlattım.  Çocuğum olmayacaktı artık. Sanırım hastalıktan çok bu beni yıkmıştı. Uzun süre bu durumu kanıksamakla uğraştım, ardından hiç kimseye bir şey anlatmama kararı alarak Türkiye’ye döndüm. Kendi isteğimle kadın doğumcu olarak işe başladım hastanemizde.  Evlat sevgisini hiçbir zaman yaşayamayacağımı bildiğimden, duygularımı başkalarının çocuklarıyla bastırmak için bu bölümü özellikle tercih etmiştim. Ama onu da elime yüzüme bulaştırarak Şifa’ya tutulmuştum.  
Meltem’den
Erkeklere olan ön yargımı paçavra haline getirmişti Volkan. Bakışı, duruşu, söyledikleri kalbimin en ücra köşesine hapsettiğim duygularımın zincirlerini bir bir koparıyordu. Şifa durumu anlamış olacak ki bana imalı imalı baktıktan sonra ‘’ E Volkan, hiç anlatmadın var mı hayatında birisi?’’ diye sordu. Heyecandan nefesimi tutmuş bir biçimde Volkan’ın cevap vermesini bekledim. İstediğim cevabı, hayırı, verdikten sonra yavaşça ağzımı açıp içimde tuttuğum tüm nefesimi dışarıya boşalttım. ‘’Çok zararlı’’ dedi Volkan bana bakarak. ‘’Efendim? Anlamadım.’’ ‘’Sadece ağzından nefes alıp, veriyor olman çok zararlı.’’ Diyince nasıl bu kadar dikkatli olabildiğini düşünüp ,‘’ Yıllardır böyle, değiştiremiyorum’’ dedim. ‘’ Bir ara bizim hastaneye uğra çok iyi bir doktor var, ona gösterelim seni. Önemli bir şey olabilir.’’ dedi. ‘’ Yıllardır ölmediğime göre önemli bir şey değil, gerek yok’’ dedim. ‘’Sen zaten küçükken de böyleydin. Hep bir inat hem bir muhalefet...’’  Diyince gözlerimi devirdim.  Zaten yarım saat oturduktan sonra, gelen ani telefonla kalkmak zorunda kaldı. Biz de onunla birlikte çıktık.

Şifa’dan
Volkan’la ayrıldıktan sonra Meltem ufak çaplı bir depresyona girdiyse de durumu kısa sürede toparlayarak etrafa gülücükler saçmaya başlamıştı. Onun bu haline kızmayacağını bilsem kahkahalar ile gülebilirdim ama kendimi tutmayı tercih ettim. Önceden planladığımız gibi bugün alışveriş yapacaktık. Her zaman gittiğimiz alışveriş merkezine girdiğimizde gözüme hamile kıyafetleri satan yer çarptı. Heyecanla, Meltem’i kolundan tutup çekiştire çekiştire mağazaya soktum. İçeri girince neye bakacağımı şaşırıp, gördüğüm her şeyi alarak kabine girdim.  Kıyafetleri daha rahat deneyebilmek için saçlarımı gelişi güzel toplayıp, oluşturduğum ilk kombini giyerek dışarı çıktım. Meltem başını hayır anlamında sağa sola sallamaya başlayınca, kabine tekrar dönüp diğerlerini denemeye başladım.  Onca kıyafet arasından sadece iki taneyi beğenen Meltem’in dediklerini aldıktan sonra mağazadan çıktık.  Bu kez de bebek mağazasına girdik. O küçük, neredeyse elim kadar kıyafetleri gördükçe,  bebeğimi kucağıma almak için sabırsızlığım katlanarak arttı. Renk renk oyuncaklar, minik giysiler arasında kendimi kaybedince Meltem beni frenledi. Yaptığı kaş göz işaretlerine anlam veremeyip yüzüne bakarak ‘’Ne?’’ diye sorduğumda arkamda ki erkek sesiyle o tarafa döndüm. ‘’Burç!’’ ‘’Şifa!’’ ‘’Ne işin var burada?’’ ‘’Yeni doğacak yeğenim için hediye bakmaya gelmiştim.’’ Derken kendimi bir an da Burç’un yeğeni için hediye seçerken buldum.   Ben bunları yaparken Burç yanımdan hiç ayrılmamış, Meltem ise fırsat bu fırsat diyerek başka mağazaya kaçmıştı. Tüm mağazaya didik didik baktığıma emin olduktan sonra kasaya gittik. Cüzdanımı çıkarıp aldıklarımı ödemeye hazırlanırken, Burç daha hızlı davranarak kartını kasiyere vermişti bile. Direnmelerimin fayda vermeyeceğini anladığımda durumu kabullenerek Burç’un işini bitirmesini bekledim.  ‘’Hayırlı olsun’’ ‘’Teşekkür ederim.  Sizinkilerde hayırlı olsun ama ödememe izin verseydin keşke, olmadı böyle ‘’Bence oldu. Çünkü sende benim için hamile halinle bir sürü hediye seçtin, ödeşmiş olduk. ‘’ dedi gülümseyerek. Yukarı doğru kıvrılan dudaklarının arasından bana göz kırpan beyaz,  iri dişleri ve ona uyum sağlamak için kısılarak maviliğini gizlemeye çalışan gözleri Burç’un dünyanın en güzel gülen erkeği olduğu konusunda beynime baskı yapıyordu.  Başımın bir anda dönmeye başlamasıyla bu fikri rafa kaldırdığım,şuan da yüzünü net seçemediğim Burç ‘’İyi misin?’’ diye sordu.  Cevap verecek gücüm olmadığı için işaret parmağımı kafama götürerek başımın döndüğünü göstermek için yuvarlaklar çizdim. Sonra istemsiz bir şekilde Burç’un elini tuttum.  Sol eliyle elimi tutarken, sağ eliyle belimi kavrayarak ağırlığımı kendi üstüne çekti.  Başımı artık dik tutamayınca, omzuna koydum yavaşça ve gözlerimi kapattım bir an önce dönmenin geçmesini umarak. Burç ‘un ‘’Şifa, gözlerini aç!’’ demesiyle zoraki de olsa gözlerimi araladım ‘’Burç ona bir şey olmasına izin verme lütfen.’’ dedim çaresizlik içinde usulca akan gözyaşlarımla. ‘’Merak etme. İkinizde bana emanetsiniz.’’ Dedi güven veren emin ses tonuyla. Beni on metre ötede gördüğü sandalyeye oturtup nabzımı ölçtü.  Sonra eliyle göz kapaklarımı kaldırıp göz bebeklerime baktı.  Nefes alıp verişimi de kontrol ettikten sonra rahatlamış bir şekilde ‘’ Sadece şekerin düşmüş, korkulacak hiçbir şeyin yok dedi koşarak uzaklaşırken. Nereye gittiğini merak ettiğim sırada elinde içecek kutusuyla yanıma geldi. Pipeti ağzıma götürerek ‘’İç .’’ dedi.  İçime çekmeye başlayınca meyve suyu olduğunu anladığım içecek bittiğinde kendime gelmiştim. Ayağa kalktığımda tüm poşetleri elimden alan Burç tedbiri elden bırakmayıp, koluma girdi yine. Beni aradığı her halinden belli olan Meltem hızlı adımlar atarak çabucak yanıma geldi. ‘’Ne oluyor?’’ ‘’Şekeri düşünce başı döndü ama toparladı.’’ ‘’Eh Şifa! Sabahtan geziyorsun. Sana o kadar dedim ki oturalım biraz dinlen. Sakalımız yok ki sözümüz dinlensin. Şansa araba da serviste... Bekle, taksi çağırayım eve gidelim de biraz uyu. Burç Bey sizde çok sağ olun. İşiniz vardır, biz sizi tutmayalım. Her şey için çok teşekkür ederiz.’’  diyen Meltem’e ‘’ Rica ederim. Hayır, bir işim yok. Olsa bile hastamdan önemli değil. Buyurun arabama gidelim ben sizi eve bırakayım birde taksi bekleyerek zaman kaybetmeyin.’’ cevabını verdi Burç.  Kabul ettikten sonra beraber otoparka indik.  Burç’un lüks aracına bindik. Öne oturduğumda kemerimi bağlamadığımı fark eden Burç doğrularak, sağ yanımdan kemeri çekmeye çalıştı.  O sırada bana baktığında burun buruna geldik. İlk defa bu kadar yakından, nefeslerimizi tutarak göz gözeydik. Meltem yalandan öksürünce o hemen çekilip, kemeri yerine taktı. Yol boyunca evi tarif etmek dışında başka bir konu konuşulmadı. Vardığımız da Meltem kapıyı açmak için önden gitti.  Arabada baş başa kalmıştık. Bende çantamı ve poşetleri alarak arabadan inmeye hazırlanırken Burç elimi tutarak biraz konuşmak istediğini söyledi.
 

Mavinin En Gece Tonu Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin