7.Bölüm
Erce, kalbimi yerinden köpürten yürüyüşü ile yanımıza; rahat bir tavrın göstergesi olarak sallana sallana geliyordu. Giyim tarzı, her zamankinin aksine daha gösterişli ve şıktı.Giydiği mavi-beyaz çizgi desenli, pantolonun içine sokulmuş olan gömleği pantolonun içinden düzensizce çıkmıştı. Gözleri, açık kahverengiden koyu, siyah bulut rengine kadar değişip duruyordu. Pantolonunun siyahlığı, gözlerinde ki öfkenin somutlaştırılmış hali gibiydi.
Ama gözlerinde ki parlak öfke ve siyahlık; az önce olan kardeşimin de içinde bulunduğu kavga için değildi. Beni görünce gerilen ceketi omuz kaslarını ortaya çıkarıyordu. Gözlerimi kaçırdığım da; omuzları gevşemiş, suratında ukalalığını belli eden bir sırıtış yayılmıştı. Ondan nefret ediyordum.
"Abim gelmiş!" Buse, büyük sevinç çığlıkları eşliğinde Erce'nin kucağına atladı. Ne? Abisi mi? Hayır, bu olamazdı. Yani... bana imkansız gibi görünüyordu en azından.
"Ne oldu meleğim? Bir sorun mu var?" Yanlış mı duydum ben? Bu kadar öküz birinden... bu sözcükleri duymak çok tuhaftı. Hem de çok.
Buse ona kavgayı, nedenlerini ve sonuçlarını anlatırken burdan biran önce kaçmak istedim. Dehşet ile dolu olan gözlerimi ve bakışlarımı, onlardan hızlıca ayırmak için arkamı döndüm. Tek isteğim buradan hızlıca gitmekti. Erce ile muhattap olmadan, burada yaşanan olayları burada bırakmaktı.
"Burada bekle." Erce, kardeşine bu cümleyi söyledikten sonra kalbim daha çok atmaya başladı. Nefretten mi yoksa azar işitme -bar da olanlardan sonra bu olası bir şeydi- korkusundan mı olduğunu bilmiyorum.
Tam Aleyna'yı alıp eve doğru gidecekken, ensemde sıcak nefesini hissettim. Sıcak nefesi, tüm vücudumu ürpertirken ensemde ki saçlarım diken diken oldu. Nefesi: Statik elektrik dalgası gibiydi.
"Öhöm öhöm." Alaycı bir ses ile gelen bu sesin sahibini her ne kadar görmek istemesem de, gerçeklerden kaçamayacak kadar güçsüzdüm. Arkamı dönüp, geriye doğru birkaç adım attığım zaman Erce'nin yüzünde olan ifadesizlik benmi şaşırtmamıştı.
Gözlerimi, gözlerinden kaçırdım. Gözlerimi, rahatlığına karşılık devirince dolgun şiirsel dudaklarının bir köşesi yavaşça yukarı doğru kıvrıldı. Sessizlikle geçen dakikalardan sonra -ki bu bana bitmek bilmeyen saatler gibi gelmişti- sessizliği ilk bozan o olmuştu.
"Seni tekrardan görmek... ne güzel." dedi Erce. Ağzından dökülen sözcüklere, hangi duyguları katarak söylediği tartışılırdı. İkimizde bunun yalan olduğunu biliyorduk. "Ya. Tabii..." diyebildim ses tonuna aynı karşılığı vererek.
Benim ile alay ettiği açıkça ortadaydı ve bu sinirlerimi kontrol edememem için gayet geçerli bir sebepti.
"Yalnız bu sefer içmiş bir şekilde delice dans etmiyorsun." Harflerinin her birinden alay kokusu sızan cümlesinin ardından, eklemleri beyazlatmış olan yumruğumu yüzüne salmak istiyordum.
"Ha. Ha. Geniş bir espri anlayışın var. İnan bana." Gözlerimi devirerek ona bir şey demem gerektiğini farkettim. Teşekkür etmem gerekiyordu. Yani sonuçta beni, biraz daha kalsaydım her şey -ama her şey- olabilecek bir yerden kurtarmıştı.
"Şey... bu arada... sana teşekkür etmek istedim." Yanaklarımın kızardığını ve tüm vücuduma ardı kesilmez bir hız ile yayıldığını hissediyordum. Çok... utanç vericiydi. "Ne için?" dedikten sonra farketmeden tuttuğum nefesimi, hızla ciğerlermden dışarı boşalttım. Yüzüne karşı konuşmak çok... tuhaftı. Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilmiyordum karşısında. Yumruk atmakta dahil.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Karanlık Bela
Teen FictionKendini büyük bir sorun gibi gören, yalnızlığa mahkum bir kız... Bağımlı olduğu karanlığında körelen bir çocuk... Karanlık onların yaşam tarzıydı.Ta ki birbirlerini bulana kadar... Birbirlerine karşı hissettikleri bir eğlence için mi? Bağımlılık mı...
