17. Bölüm

320 29 7
                                        

Erce, elimi acıtacak bir derecede tutuyor, beni ardından hızlı ve yalpalayarak sürüklüyordu adeta. Adımları benim güçsüz bacaklarım ile attığım adımlarımın yaklaşık 2-3 katı kadardı. Ayaklarım artık gücünü kaybetmiş durumdaydı. Erce'nin elimi sıkıca tutmasından güç alıyor ve öylece peşinden sürükleniyordum. Ona ayak uydurmak bir yana, hareket etmek bile büyük bir mucize gibi görünüyordu şu an gözümde.

Ayaklarım yerde sürtündüğü için çıkardığı toz bulutları, sürtünmeyi arttırıyor ve yürümeme daha bir zorluk katıyordu. Pes etmek üzereydim. Yürümek dahi her şey bana şu an acı veriyordu, çok acı veriyordu.

"Yürüyemiyorum artık." Sesimi tanıyamadım bir anlığına. Ağzımdan çıkan ses, çatallaşmış; bir o kadar da her an ağlayacak durumda olduğumun kanıtını ele veriyordu.

"Zorundasın." Kesin bir ses ile verdiği cevap onun benliğinden tamamen uzak bir şekilde netti.

"Değilim!" Elimi acıtacak şekilde tuttuğu sıkı elini hızlı ve ani bir şekilde bıraktım. Gözlerim ani bir şekilde dolmuş, yanaklarımdan dökülmek için birkaç saniyenin geçmesini bekliyorlardı. Aramızda yaklaşık bir iki metre kadar mesafe vardı. Ve o gözlerimin en derinine inip içimde olanları görmeye çalışıyordu. Gözlerimi kaçırdım. Sakinleşmek için verdiğim mücadeleyi görmemesi için yalvarıyordum. Bu kadar güçsüz görünmemeliydim.

"Çok çabuk yoruluyorsun." Yüzünde beliren o alaycı sırıtış, bakışlarımın dudaklarına inmesine sebep oldu.

Hemen boğazını temizleyip eski ciddiliğini yüzüne takındı.

Esen rüzgar saçlarımı birbirine girmesine yol açmıştı. Önüme gelen saçlarımı düzeltip, kendimi dikleştirerek onun gibi ciddi olmaya çalıştım. Kısasa kısas. Oyun adil oynanmalı, değil mi?

"Son birkaç haftad-" cümlemi daha tamamlayamamışken bir adımda burnumun iki santim ötesine gelmişti. Nefesini yüzümde hissediyordum.

Sadece gözlerine bakmak için kendimi direttim. Dudakları kırmızımsı bir hal almış, gergin bir şekilde tam dudaklarımın beş bilemedin üç santim yukarısında duruyordu.

Gözlerindeki renk tonlarında kaybolurken birdenbire tiz bir çığlık atmam bir oldu. Beni aniden kucağına almıştı.

"Ne yapıyorsun sen böyle? İyice kafayı yedin!"

Ellerimi düşmemek için boynuna sarmıştım.

"Yorulduğunu söylediğini hatırlıyorum." Alaycı sırıtış yine ve yine yüzüne yayılmıştı.

"Bunu 'Beni taşı' anlamında mı anlıyorsun sen!"

"Neden olmasın?" Nasıl bu kadar sakin ve vurdum-duymaz olabiliyordu?

Sinirden hafif bir kahkaha attım.

"İndir beni! Hemen, şimdi!"

"Az kaldı."

Konuşmamız bu kadardı. Aramızda başka bir konuşma geçmemiş, sadece beni taşıyordu. Evet, dışarıdan bakınca çok tuhaf bir görüntü vardı. Çünkü insanların bakışları bize tuhaf bir şekilde dikiliyordu.

İnsanlar şu an beni korkutuyordu açıkçası. Görmek istediğim en son şey insanlardı. 'Bencil' kelimesinin beden almış haliydi.

Kafamı istemsiz bir şekilde omzuna yaslamıştım. Kokusu başımı döndürüyor, beni etkisi altına alıyordu. Odunsu ve deniz esintisi karışımı olan kokusu, onun kokusu olduğu bildiğim günden beri hafızamın bir köşesine kazınmış, hep orada bir köşede durmuştu.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: May 17, 2015 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

Karanlık BelaBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin