Karşısındaki kadının inadı söküp atılacak gibi durmuyordu. Derin bir nefes aldı. Hayatında tanıdığı en inatçı kadındı Asiye. Onun ne kadar güçlü ve başına buyruk olduğunu çok iyi biliyordu. Zaten bu halinden etkilenmemiş miydi zamanında? Onun bir erkek gibi onlara diklenmesinden hoşlanmamış mıydı? Sonra o lanet mektup ortaya çıktığında her şeyi bir kenara bırakmıştı. Duygularını, düşüncelerini her şeyi yok etmişti. Çünkü o hoşlandığı kız kardeşim dediği adamı seviyordu. Kardeşinden vazgeçemezdi. Bu yüzden Asiye'yi o an aklında ve kalbinde bitirdi. En azından bitirdiğini zannetmişti.
"Beni bir ömür affetmesen bile artık seni bırakmam mümkün değil."
"Ne yani beni zorla mı yanında tutacaksın?" diye alayla güldü Asiye. Onu pek ciddiye alır gibi bir hali yoktu.
"Gerekirse evet."
"Bence sen kendinde değilsin. Bir an önce şu saçmalığa son ver. Evime gitmek istiyorum."
Onu duymazdan gelerek direk gözlerine baktı. O gözlerde ki sevgi ve nefreti görebiliyordu. Onu çok üzmüştü. Fazlasıyla. Kırgınlığındandı bu hali farkındaydı. Bu yüzden kendisine fazlasıyla öfkeliydi. "Asiye..." dedi bir an bile gözlerini gözlerinden ayırmadan. "Seni bırakmayacağım," diye tamamladı cümlesini. Her kelimeyi tane tane söylemişti. İyice anlamasını istiyordu. Artık onlar için ayrı bir yaşam olmayacaktı. Artık onsuz olmayacaktı. Kararlıydı.
Asiye'nin sessizliği ile huzursuzluğu kat be kat artsa da sakin kalmaya çalıştı. Onu kızdırmak gibi bir aptallık yapmanın zamanı değildi. Sabırlı olmak zorundaydı.
"Baran..." dedi Asiye tıpkı az önce adamın ciddiyetini takınmıştı. "Sen benim kalbimi parçalara ayırdın. Bununla da yetinmedin ayaklarının altına aldın ezdin. Tüm bunlardan sonra değil seninle tekrar evlenmek seninle aynı ortamda bile durmaya katlanamıyorum ben."
Bu sözleri canını acıtsın diye söylediğini biliyordu. Tamamen öfkeden söylüyordu ama buna rağmen içi acımıştı. Canı yanmıştı. Kendini sakinleştirmeye çalıştı. Öfkeli olması hiçbir şeyi çözmeyecekti.
"Yemekler çok güzel görünmüyor mu?"
Asiye'nin bir an şaşkınlıkla çatılan kaşlarının yerini hoş bir gülümseme olmuştu. "Gerçekten şu an aklında olan şey bu mu?"
"Evet, Asiye. Acıktım ben, sen acıkmadın mı?"
"Evime gitmek istiyorum."
"Evimize yakında gideceğiz."
Karşısındaki kadının sözleri karşısında gerildiğini görse de umursamamaya çalıştı.
"Seni affedebileceğimi zannetmiyorum Baran."
Sesi sakindi, gözlerinde ki kırgınlık ise Baran'ın kalbini delip geçmişti. Onun tarafından sevildiğini hala görebiliyordu ama o mahvetmişti Asiye'yi. Paramparça etmişti. Şimdi onun tarafından bir an da affedilmeyi beklemiyordu ama yine de affedilebileceğine dair umudunu da kaybetmek istemiyordu.
"Affetme, yanımda olsan yeter."
"Pes etmeyecek misin?"
"Sen pes ettin mi? Vazgeçtin mi bizden?"
Asiye'nin bocalaması ile istediği cevabı almış oldu. Kalbindeki ağırlık az da olsa geçmişti. Hala onun tarafından seviliyor olduğunu bilmek iyi hissettiriyordu.
"Eve gitmek istiyorum ben Baran lütfen."
Normalde bu kadar kolay vazgeçmeyecekti ama Asiye'nin sesindeki titremeyi fark edince kendini kötü hissetti. Yeterince zorlamıştı onu. Daha fazla üzerine gitmek istemiyordu. Biraz düşünmesi için ona da fırsat vermek zorundaydı. Bu her ne kadar yapmak istemediği bir şey olsa da...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Yangın Yeri
General FictionKader baştan nasıl yazıldıysa öyle gidermiş. Asiye de bunu hayatının son iki yılında gayet iyi anladı. Beyaz gelinliğine sevdiği adamın kanı bulaştığında, hayalleri de sevdiği adamla toprak olmuştu. Kader yine pes etmedi. Toprak olan hayalleri ya da...
