9. BÖLÜM

10 1 0
                                    

Gözümü açtığımda, hiçbir şey değişmemişti. Bunları hepsinin bir rüya olmasını isterken,  hala korkar bir halde ne olacağını merak ediyordum. Ortam aynı kokuyordu ve işin garip tarafı çıt ses yoktu. Kendimi ölmek için hazırlıyordum. Beklemekten başka seçeneğimin olmaması beni deli ediyordu. Bu olayın başından beri yaşanmaması gerekiyordu. Ne yaptığının farkında bile değildi ve bunu biri en kısa zamanda söylemeliydi.

'Bari kafamdaki çuvalı çıkarsaydı' diye düşünürken kapı, yavaşça açıldı. İçeriye giren tozlar ışığın etkisiyle daha çok belli oluyordu. Kendimi geri geri iterek gidebildiğim kadar gittim. Arkamda duvarı hissedince durmak zorunda kaldım. Berk'in gölgesi git gide yaklaşıp, kapıdan gelen ışığı kapatıyordu. Artık nefes alış verişini dahi duyabiliyordum. Ellerini boynuma getirip kafamdaki çuvalı söktü. Açmak istemek ile istememek arasında kalmıştı. Sonunda cesaret edip açtı ve ağlamaktan şişmiş olan suratımı gördü. Halen daha ağlamaya devam ediyordum. Daha sonra ayaklarımı tuttu ve kendine çekti. Arka cebinden keskin bir bıçak çıkardı. 'Bana zarar verecek' diye düşünürken, ellerimdeki ipleri söktü. Arkada durmaktan uyuşmuş halde olan ellerimi önüme alıp hafifçe okşadım. İlginç olan uyuşup acımasına rağmen, bileklerimde iz yoktu. Gözlerimi kırpmadan Berk'e doğru bakıyordum. O da bana bakıyordu. Tabii bu karanlıkta birbirimizi görmek imkansız gibi bir şeydi ama, yine de bu yakınlıkta onu görebiliyordum. 

Ne yaptığını anlamıyordum. Saatlerce bana baktı, dokundu, saçma saçma konuştu. Ardından hızlıca ayağa kalktı ve kapıya doğru ilerledi. Kapının yanındaki tuşa basmasıyla ışıklar sırayla açılmaya başladı. Düşündüğümden daha derin, geniş ve korkunç bir yerdi burası. Etrafta kan izleri ve tavandan aşağıya doğru sarkan cansız mankenler bulunuyordu. Bazılarının kolu yoktu bazılarının da bacağı. Üstlerine değişik şekillerde yırtılmış kıyafetler vardı. Suratlarına da dağıtılmış şekilde makyaj bulunuyordu. 

Elini uzatıp ayağa kalkmamı istedi. Eli elime değer değmez, tüylerim ürpermişti. Buz gibi bir cildi vardı. Ruhu çekilmiş gibi bir hali vardı. Ölmüş biriyle aynı kokuyordu.  Bu beni korkutması için yeterli bir sebepti.

Elimi bırakmadan bana yapmış olduğu çalışmalardan bahsediyordu. Her biri birbirinden değişik ve ürkütücüydü. Yukarı doğru bakmaktan boynuma kramplar giriyordu. O ise sanki hiçbir şey olmamış gibi anlatmaya devam ediyordu. Elimi aşağıya indiremiyor ve 'dur artık' diyemiyordum. Bu bana, sonu olmayan dans gibi geliyordu. Yürüyüşümüz, sırasıyla olan ritmleri andırıyordu. 1- 2 11- 2 1-2... ve bu bir türlü bitmiyordu. 

Bütün bu olanlar bana yavaş yavaş tanıdık gelmeye başlamıştı. Bu mankenler ben olabilir miydim ?  Bana benzeyen bir yüz siması görüyordum. Tanıdık olmasın diye de sanki yapılan makyajı dağıtmıştı. Anlattıklarına kulak kabartınca bir sözünde 'burada da arkadaşlarından ayrılıp eve gidiyordun' dediğini duydum. Gerçekten de benden bahsediyordu. Ve işler şimdi şekilleniyordu. Berk beni kafasında takıntı haline getirmişti. Hayattaki tek amacı ve gayesi sadece bendim. Beni düşünerek uyuyor yine beni düşünerek uyanıyordu. 

Artık her şey için çok geçti. Olacak olanlardan kimsenin haberi olmayacaktı. Hayatımın tamamını burada geçirecektim. Kurtuluş şansım belki de hiç olmayacaktı. Mahsur kalacağımı hiç düşünmemiştim. Başıma bu olayların geleceğini bile düşünmemiştim... her şey bitmişti.

Bana tüm koleksiyonunu gösterdikten sonra, kalacağım odaya götürdü. Beklemediğim bir iyilikle beni koltuğa oturttu. İki elimi de dizlerime koydu, olduğu yerde eğildi ve tuttu. Sanki evlilik teklifi yapacak gibi bir hali vardı. Kafamın heme üst tarafında duran saat beni daha çok geriyordu. Derin bir nefes aldı ve " bundan sonra benimsin. Her şeyimizi birlikte yapacağız. Yemekler yiyeceğiz sohbetler edeceğiz, birlikte uyuyacağız... ve bunun gibi bir sürü işi beraber yapacağız." Önüme gelmiş olan saçımı, kulağımı arkasına attı ve "her şey harika olacak, inan bana" dedi. 

Korkmamak elde değildi. Birlikte yapacağımız şeyler genellikle sevgililerin yapacağı türdendi. Ama biz ne sevgiliydik ne de arkadaş. Hiç tanımadığım birini ellerinde hapis kalmak, dahası kaçamamak ve kaçsam bile nerede olduğumu bilmediğimden bir şey yapamamak... Bunların hepsi ölmem için bir sebepti aslında. Bana eziyet etmesine gerek yoktu. Bakması ve ellerimi tutması yetiyordu.

Geçen gerilim dolu anlardan sonra, Ayağı kalktı ve hemen ilerimde duran masanın üstündeki ses telsizi bana verdi. Bayağı eski bir şeydi. Çalıştığından bile şüpheliydim. " bu ikimizin iletişimi için gerekli olacak. Aynı zamanda yaşadığın olayları da kaydedebilirsin." Yaşam kaynağıma bakıyordum. Telsiz sayesinde belki de buradan kurtulabilirdim. Kendimi sakinleştirip 'tamam' anlamında hafifçe kafamı salladım. O da hafifçe sırıttı ve hiçbir şey olmamış gibi kapıdan çıktı gitti.

Düşünebilmek için yeterince zamanım olmadığı için hızlıca hareket etmeliydim. Ortalığı inceledim. Herhangi kesici veya delici alet yoktu. Ortam gayet sade ve temizdi. Tek bir cam vardı ama o da ulaşabileceğim bir yerde değildi. Lavabodaki çeşme akıyor ve sifon çalışıyordu. Camın küçük bir yerinde kırık vardı fakat bu görüşümü engellemiyordu.

Kısaca her şey normal görünüyordu... ŞİMDİLİK 



METALCİLER VE MELEKLERİHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin