~6~

136 10 1
                                    

Yazar notu: Beğendiyseniz oy vermeyi unutmayın!
Hatırlatma:
H:-Sen yolu bulmayı nasıl başardın? Ben çok gitmesem bile zar-zor geri dönmüşken sen ormanın daha da derinliklerine gitmiştin.
Biraz düşünüp:
-Ormandan çıktıktan sonra insanları gördüm. Onlara saraya nasıl gidebileceğimi sordum. Yolu tarif etdiler. Bende işte kaç saattir yoldayım.-dedim.
H:-Sabah çıkıp akşam geldiğine göre çok uzağa gitmişsin. Bir daha böyle yapma.-dedi.
B:-Peki. İhtiyacınız olursa çağırırsınız. Ben burayım-dedim.
Onaylayıp odamdan çıktı. Kapıyı kapatıp kendimi yatağıma attım. Çok yorulmuştum. E mâlum kaç saattir koşturuyordum. Akşam olsa da çok uykum vardı. Gözümü kapatıp hemen uyudum...

Uyandığımda gece olmuştu. Ayağa kalkıp salak-salak sırıtıyordum. Hiromitsunun bana sarılmasının etkisindeydim hala. Kendime gelmek için masanın üzrendeki su dolu kabı alıp, yüzümü yıkadım. Katanamı belime güzelce taktığımdan emin olup, dışarı çıktım.
-Hey!
Arkama baktım ama kimse yoktu.
-Hey, burdayım!
Etrafıma dikkatlice baktım ama yine kimseyi göremedim. Birisi arkamdan yaklaşıp eliyle gözlerimi kapadı. Onun bileğini tuttum.
-Bil bakalım ben kimim?
Çocukca davranıyordu. O yüzden onu Akio sandım, ama büyük ellerini görünce onun Hiromitsu olduğunu anladım.
-Komutanım ne yapıyorsunuz?-deyip, kendimi ondan kurtardım. Ve bana şaşkın gözlerle bakan bir Prens gördüm.
-Ah prensim, sizmiydiniz? Ben büyük ellerinizi görünce sizi Komutan Hiromitsu sandım. Neden böyle şeyler yapıyorsunuz?
Hiroshi:-Neden yaptığımı çok iyi biliyorsun Aça. Zîra, cazibene karşı koyulamıyor. (Gülümsedi)
Ben:-Lütfen bana böyle davranmayı keser misiniz?
Hiroshi:-O zaman böyle mi yapmalıyım?-deyip beni kendine doğru çekti. Yüzümüz çok yakındı.
Ben:-Ama artık sınırı aşıyorsunuz!
Temmu:- Bence de!
Uzaktan İmparator Temmunun geldiğini gördük. Hemen beni bıraktı. Benim utançtan yanaklarım kızardı.
-Kralım.-saygıyla eğilip selam verdim.
T:-Prens olman sana saraydakilerle çapkınlık yapma hakkı vermez. Zîra çapkınlık yaptığın kişi sarayın tek kadın dövüşçüsü Aça. Bu haraketini bir daha görmeyeyim!
Birşey diyemedim. Hiroshi arkasını dönüp gitti.
B:-Kralım, bu kadar söze gerek yoktu.
T:-Ben ne yaptığımı biliyorum. Onu bırakta, Hiromitsunun sana verdiği ceza neydi?
Ben diyecek birşey bulamadım. Oyunculuğumu kullanıp şaşkın bir şekilde:
-Size söylemedi mi?-dedim.
T:-Hayır. Çok mu kötüydü cezan?
Hiromitsuyu şikayet etmeyi çok seviyorum. O yüzden biraz çocukça davranıp şöyle dedim:
-(Yüzümü buruşturarak, hızlı bir şekilde, duraksamadan) Komutan bana 200 tane bambu kesmemi, ve kesdiklerimi her birinde 20-lik olacak şekilde bağlayıp sırtımda 10 metre boyunca dik yokuşta taşımamı, bitirdikten sonra da 20 şınav çekmemi söyledi.
Cümleyi bitirdikten sonra nefes-nefese kalmıştım. İçimden kahkaha atmak geliyordu ama kendimi tuttum. Sanırım biraz fazla abartmıştım. Kral küçük bir kahkaha attı.
-Abartmadığına eminmisin?
Benim tekrar yanaklarım kızardı.
-Biraz abartmış olabilirim.
Kral tekrar güldü ve adamlarıyla birlikte benden uzaklaştı. Ben yürümeye başladım. Biraz yürüdükten sonra kendimi dövüş konusunda geliştireyim dedim. Saraydan çıkmadan önce Hiromitsunun odasına gittim. Kapıyı tıklatıp içeri girdim. Masasının arkasına geçmiş, kağıda birşeyler yazıyordu.
B:-Merhaba.
H:-Birşey mi oldu?
B:-Yok hayır. Ben biraz dövüş üzerinde çalışmak istiyorum. O yüzden saraydan kısa süreliğine ayrılacağım. Bütün gece beni aramayın diye haber vermek istedim.
Hiromitsu kaşlarını çattı.
-Sen neden her gece saraydan ayrılıyorsun? Yoksa biriyle mi görüşüyorsun?
B:-Tabii ki de hayır efendim. Söyledim ya, kendimi geliştirmeye gidiyorum.
Ayağa kalkıp kağıt kalemi toparlayıp "O zaman bende geliyorum" dedi.
B:-Gelmenizin hiçbir mahzuru yok efendim.
H:-Söyle bakalım, nereye gidiyoruz?
B:-Çok uzakta değil. Gidince görürsünüz.
Sarayın kapısına doğru ilerledik. Atlarımızı alıp yola koyulacaktık ki, Veliaht Prens bizi durdurdu.
VP(veliaht prens):- Nereye böyle?
Biz ona selam verdik.
H:-Merhaba efendim. Biz Aça'yla dövüş yeteneklerimizi geliştirmek için buraya yakın bir yere gidiyorduk.
VP:-Hmm. Demek öyle. Ee sen nasılsın Aça?
B:-İyiyim teşekkürler.-deyip gülümsedim. Birbirimizi çok severdik, hala da seviyoruz. O benim her zaman abim oldu.
VP:-Sizleri uzun zamandır görmüyorum. Sarayda değil misiniz siz?
Hiromitsu gülerek:-Biz burdayız da, siz yoksunuz. Ondan olmasın?
Üçümüz de güldük.
VP:-Tamam o zaman. Siz gidin. Sonra tekrar görüşürüz!
B&H:-Görüşürüz!
Biz atlarımızı sürmeye başladık. Yarım saat geçmemişti ki oraya vardık.

H:-Burada nasıl dövüşebilirsin ki?B:-İşte böyle-deyip nehrin üzerindeki taşlara atladım

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

H:-Burada nasıl dövüşebilirsin ki?
B:-İşte böyle-deyip nehrin üzerindeki taşlara atladım. Birden "Düşeceksin! Dikkat et!" Diye bağırdı. Hemen kılcımı çıkarıp kılıç dansı yapmaya başladım. Taştan taşa atlayarak, kılcımı havada savuruyordum. Ağzı açık bir şekilde bana bakıyordu. Ben tek ayağımın üstünde kılıç savurmaya başladığımda "OHA!" Diye bağırdı. Sadece kılıç hareketleri değil, taekwondo, jiu-jitsu, karateden de haraketler sergiliyordum. Yorulup durduğumda Hiromitsuya baktım. Nasıl şaşkın bakıyordu anlatamam. O an gülesim geldi. Hatta kahkaha attım.
H:-Hey! Neye gülüyorsun?
B:-Yüzünün halini görseydin sen de gülerdin.
H:-Üzgünüm ama ben o nehirde tek ayak üstünde dönme riskini almam.
B:-Niyeymiş o? Sen korkakmısın?
H:-Evet öyleyim. Tanrı aşkına, kim orada öyle haraketler yapar ki. Ya ayağın kayar nehir seni götürürse?! Hemen in ordan!
Gülüp "Tamam tamam. Geliyorum hemen" dedim. Dikkatlice taşlardan atlayıp onun yanına geldim.
H:-İşin bittiyse artık gidebilirmiyiz? Burayı sevmedim.
B:-Hadi ama! Burası muhteşem biryer! Hem, ata biraz yemek yüklemiştim. İstersen yemek yiye biliriz.
H:-İsterim. Ama başka birşey.-bana doğru yaklaşmaya başladı. Bir eliyle belimi kavrarken, diğer elini yüzümde gezdirdi. Yüzümüz çok yakındı. Heyecandan kalbim sesi duyulacak kadar atıyordu. Dudaklarınl bana yakınlaştırmaya başladı. Ben gözlerimi kapadım. Ama, sanki birşeyler eksikti. İçimde bunu yapmamamı söyleyen bir hiss vardı. Ama aynı zamanda da bunu istiyordum. Derken, Takashinin sesini duyduk "Vaaay abim neler yapıyorsun böyle?". Bunu söyledikten sonra biz hemen ayrıldık. İkimize de bakıp güldü.
H:-Sen ne zamandır burdasın?! Ben sana görüşmeyelim demedim mi?!
T:-Seninle görüşmeye değil, Aça'yla konuşmaya geldim abiciğim.
Hiromitsu kaşlarını çatıp bana baktı. Sonra siniren gülüp, "Ben gidiyorum, istediğiniz kadar konuşun!" Dedi ve gitmeye çalıştı. Ben "Dur!" Deyip kolundan tuttum ama elini kurtarıp arkasını döndü ve gitti. Takashiye dönüp:
-Yaptığını beğendin mi? Sayende yanlış anladı. Amacın ne senin?!-dedim.
T:-İnan bana, böylesi daha iyi.
B:-Ne demeye çalışıyorsun? Neyin iyi olup olmayacağını sana mı soracağım?!-deyip tek kaşımı kaldırdım.
T:-Ahh. Boşver... Bu arada, hâla bana borçlusun.
B:-(sinirle) Üzgünüm ama, sanırım borcumu sana geç ödeyeceğim-deyip gitmek istedim, ama ben tam giderken kolumdan tutup kendine çekti. Göz-göze geldik. Gözlerinde garip bir hiss vardı. Okuyamadığım bir hiss...
B:-Neden bana öyle bakıyorsun?-dedim. Cevap vermedi. Biraz daha bana öyle baktıktan sonra bileğimi bıraktı. "Görüşürüz Vampir Kraliçe" dedi ve o da gitti. Bir ağacın dibine oturup, elimle yüzüm ovuşturdum. Biraz oflayıp, olanları düşündüm. Şimdi hiromitsunun gönlünü nasıl alacaktım ki?! Dur... Aslında bu çok kolay! O iş halloldu, peki ya Takashinin bakışları? Onları nasıl çözecektim? Burda yanlız kalmanın bir anlamı olmadığı için saraya gitmeye karar verdim. Atıma binip yola koyuldum. İçimden kendi-kendime "Acaba Takashiye öyle demese miydim? Amaaan, boşver." Diye konuşuyordum. Saray geldiğimde ilk yaptığım şey, Hiromitsunun odasına girmek oldu. Kapıyı çalmadan bodoslama dalmıştım. Meğersem, çocuk uyuyormuş. Uyurken çok tatlı görünüyordu. Arkamdaki kapıyı kapatıp, yavaş-yavaş ona yaklaştım. Kendimi tutamayıp yanağına bir öpücük kondurdum. Kendi kendime gülümseyip odadan çıktım. Kendi odama girip kılıcımı duvardan astım. Yatağıma uzanıp uyumaya çalıştım ama uykum yoktu. Bir anda aklıma Takashi geldi. O bakışını çözemiyordum. Sanki hem bana acıyormuş, hem de çaresizmiş gibiydi. Adını koyamadığım bir hiss te vardı. Hayranlık gibiydi, ama değildi de. Sanki bana birşey anlatmak istiyormuş ama anlatamıyormuş gibi...

Samurai: Katana in the BloodHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin