Bölüm 4

109 25 12
                                        

Ne için yaşıyoruz? Ya da neler için? Hayatta kendi çıkarlarımız doğrultusunda ilerlemek, güzelliği fark edememek üstüne kurulu bir düzende yaşam sürmek bana, bize ne kadar yaşam sevinci kazandırır?Şimdi gözlerini kapat ve bütün güzelliği içine çek. İçinde bulunduğun karanlık odadan kendini çıkar. Bil ki hayat senin yanında...

Bir an için koca alışveriş merkezinin içi bana dar gelmişti, ölüm gerçeğini sırtlanmış bir çocuğun gelecekte anlatacağı anıların bir parçasında belki de bende olacaktım.

'Ölüm' o kadar tarifsiz bir eylem ki, durduramaz, çağıramaz, arayamaz veya hissedemezsin. Ölümü sadece beklersin. Belki yıllarca, aylarca, haftalarca.

Ölümün kim için geleceği belli değildir. Belki bir çocuğun annesine belki bir sokak satıcısına belkide sana, bana, bize, hayallerinden vazgeçmeyenlere. Belkide hayallerini sonsuza dek öldürenlere...

Kalbindeki duyguları öldürenlere...

Mutluluğu bilmeyenlere...

Üzüntü ile yaşayanlara...

'Uyursam geçer' diyenlere...

Sonsuza kadar saklanacağım diyenlere ve sonsuzluktan kaçamayanlara. İşte ölümün tanımı budur. Ne hayat kadar kısa, ne de sonsuzluk kadar uzundur ölüm. Dünya hayatının son bulduğu, en zengininden fakirine ortak bir buluşma noktasıdır ölüm...

Ege yanımdan ayrılalı tam 8 dakika olmuştu. Duygularım karmaşık, beynimin içinde ki televizyon şuan için karıncalı ekran veriyordu. “Bu çocuk, bu hayatı ne kadar hak etti?” dedim kendi kendime. “Ama pardon, bu hayatta kimse hak ettiği gibi yaşamıyor değil mi?” dedim kendi kendime konuşmaya devam ederken. “Bunlar neyin karması!?” diye bağırarak yanıma geldi Gece. Depresif ruh halim bir anda değişti. Sandalyeyi yanıma çekti ve garsona işaret ederek yanına çağırdı. Benim önümde de bir şey olmadığını fark eden Gece “Biz iki tane sıcak çikolata alalım.” dedi. “Gerçekten bu neyin karması? Bugün polisler tarafından yakalandım, en sevdiğim şarkı spotify'dan kaldırıldı, en sevdiğim arkadaşım çok depresif. Gerçekten, neden depresifsin?” dedi kafasını omuzuma yaslıyarak.

“Hiç, sadece bugün olanlardan galiba. Ve şuan depresif değilim. Sen nasıl kaçtın polislerin elinden? ” dedim içimdeki mutsuz havayı dışarı çıkartmaya çalışarak.
“Gangster miyim ben? Aradım babamı geldi, aldı beni.” dedi telefonunu kurcalayarak.

Önümüze büyük cam bardaklarda iki adet sıcak çikolata geldi. Gece teşekkürler anlamında kafasını salladı ve bir bardağı önüne çekerek büyük yudumlarla içmeye başladı. “Şu şeyi içmek zorunda mıyız? Hayır çocuk muyuz biz, kahve içsedik keşke.” dedim bardağı elimle döndürerek. “Ayh! Çok konuşma da iç şunu. Soğuyunca puding gibi oluyor.” dedi. Çikolatadan dolayı dudağının üzerinde bıyık şekli olmuştu. “Haberin var mı? Okullar 1 hafta erken açılacakmış. Bir tane kolej ile birleşecekmiymiş neymiş. Seri sad baby.” dedi bir eli ile göz yaşını siler gibi yaparak. “Bir dakika! Şaka mı yapıyorsun!? Ben.. Ben buna hazır değilim.” diye isyan ettim. Allahım bütün kötü şeyler beni bulmak zorunda mı? “Kızım, salak salak konuşma. Hazır değilsin diye bakanlığa mesaj çekerim şimdi. Herkes endamını görmeli, sakın 'Suskun Prenses' rolü oynama öğrenirsem iki tane çakarım ağzına.”

Okulların erken açılması beni derinden etkileyecek kesin ama bir dakika? “Nasıl öğrenirsem? Sen okulda olmayacak mısın?” dedim meraklı ve heyecanlı bir şekilde.
“Yaa bizim sidikli Sude var ya. Küçükken hep altına işerdi. Evleniyormuş yelloz, benim sünnetimde de altın takmışlar. Annemde 'Oğlum eğer altını sen takarsan kısa zamanda evlenirsin' dedi. Bende ondan gidiyorum. İlk hafta okulda olmayacağım.”

FARAZİBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin