İyi okumalar :)
Harun tesadüflere inanmazdı. Daha doğrusu tanıdığı eski adam asla tesadüflere inanmazdı. Bir şeyler oluyorsa eğer bunun kader olduğunu düşünürdü. Ancak şu an deli gibi korkuyor ve bu yaşadığının basit anlamsız bir tesadüf olmasını istiyordu. Kaderi olamazdı bu durum. Kendisine yazılan kader şu an cafede bekliyordu onu. Alnına düşen yağmur damlaları süzülerek burnunun ucundan yere damlıyordu. Her damlanın ardından hemen yenisi geliyor, bazı damlalar dudağına kadar iniyordu. Gökgürültüsü ya da yere düşen yağmur sesinden başka ses yoktu. Etraflarından geçen insanların adım sesleri gürültü sayılabilecek tek sesti. Harun, kalp atışını duyuyordu. Yemin edebilirdi bunun için. Nefesi soğuk havada dudaklarını ısıtmaya yetiyordu. Nefes nefese kalmasını gerektirecek ne yapmıştı? Kafası öne eğik şekilde duran kadın kafasını kaldırıp kendisine bakarken bir şeyler söylemek için dudakları aralandı. Cafede gördüğü dalgalı bukleler şimdi sönmüş ve ıslanmıştı.
"Şemsiye..."diyebildi kısık ve nefes nefese kalmış bir sesle. Elinde tuttuğu şemsiyeyi kadına uzatıp almasını beklerken nefesini biraz olsun düzene sokmuştu. Gözleri kadının kahvemsi tonlarında oyalanırken fark ettiği gülümsemeyle bakışları hızlıca kıvrılan dudaklara kaydı.
Bu gülüşü daha önce gördüğüne yemin edebilirdi. Düşünceler zihnini zorlarken kadının yanında çalıştığını hatırladı. İlla ki kadını daha önce gülerken görmüştü. Gözleri aşinaydı aslında bu duruma ama kalbi? Kalbi neden hızlı atıyordu. Ya da nefesi? Nefesi neden düzensizdi?
"Sabahın erken saatleri unutkanlık yapıyor bende." Kadının utangaç gülümsemesine bakarken parmaklarında hissettiği tenle bakışları şemsiyeyi uzatan eline kaydı. Kadının şemsiyeyi almak için eline temas eden parmakları uzaklaşırken havada yakalayıp tutmak istedi eli.
"Teşekkür ederim...Harun bey." Kadının gideceğini fark ettiği an boş eline bakmayı kesip bakışlarını kaldırdı. Şemsiyeyi açan kadın kafasının üstüne tutup topuklarını döndürerek adımlarını attı.
Sabah özenerek geriye yatırdığı saçları yağmurdan dolayı artık alnına düşmüşlerdi. Birkaç tutamı neredeyse gözüne geliyordu. Eliyle alnına düşen saçları tekrardan geriye yatırıp giden kadını izledi. Kadının bedeni gözden kaybolana kadar öylece yağmurun altında durup izledi. Zaman akıp giderken Harun sıkılmadan kadının gidişini izlemişti. Rüzgarın esmesiyle ıslanan kıyafetlerin içindeki bedeni üşüdü. Hatta ürpererek titredi. Daha fazla yağmurun altında dikilmeyip geri cafeye girerken bedenini istiyorum eğdi düş kapanına değmemek için ancak saniyelet sonrasında kafasını kaldırarak kapının tavanına baktı. Ne düş kapanı ne başka sallantı bir şey yoktu. Ancak bedeni alışık olduğu bir hareketi yapmıştı.
"Sevgilim hadi gel kahven soğudu." Duygu'nun konuşmasıyla tavandan bakışlarını çekti. Saçma bir düş kapanının derdine düşmüştü. Arkasına dönüp kadının yanına ilerledi. Duygu nazik bir şekilde kahvaltısını ederken Harun anlamayarak masadaki kahvaltılıklara baktı. Şemsiyeyi vermeye gitmeden önce sipariş verdiğini hatırlamıyordu. Hem canı normal kahvaltılıkları yemek istemiyordu ki! Şimdi mecburen yemek zorundaydı.
"Her zaman olduğu gibi ekmek sıcacık...seversin sen." Duygu sıcak ekmekten parça koparıp kendisine uzattığında ilgisini tamamen Duygu'ya verdi.
"Ekmeği sıcak sevdiğimi mi söylemişim?" Aslında soruyu kendisine sormuştu ama kelimeler ağzından sesli çıkmıştı.
"Birbirimize her şeyi anlatıyoruz hayatım." Kadının gülümseyen güzel yüzünü incelediğinde Duygu'nun hiç değişmediğini fark etti. Sadece saçları daha çok uzamış hatta güzelliğine güzellik eklenmişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mazi
ChickLitGüneş ışınlarının her biri tenine çarparken mırıldanarak gözlerini açtı. Bedenini ısıtan ışınlar gözlerini kamaştırırken duyduğu melodiye eşlik etmek için dudaklarını araladı. Nereden geldiğini bilmediği müzik sesine ulaşmak için yataktan kalkarken...
