9. NAMÜTENAHİ

548 69 18
                                        

Gündelik Düşler Fırtınası- Can Ozan, Damla Eker

Namütenahi: Sonsuz, ucu bucağı olmayan.

Bir yarayı sevmek ucu bucağı olmayan gökyüzüne dokunmak kadar imkansız, gökyüzünü bir gözde bulabilecek kadar mümkündü.

Bir yarayı sevmek onu benimsemekten, kuyu kazar gibi o yarayı deşmekten geçerdi. Bir yara acıdığında yara olmazdı, yıllar geçse de baktığında içine oturmuş bir yaşanmışlık olursa o ancak yara olurdu.

Namütenahi'm, iki gözüm. Sen benim en acı yaşanmışlığımsın. En bitmeyen yaramsın.

Gözlerimi takıldığı karman çorman ağlardan çekip çıkarmayı bırakalı çok olmuştu. Her takıldığında bir ilmik de ben atıyordum ve ardı arkası kesilmiyordu.

Nefesim kesiliyordu ama onlar asla kesilmiyordu.

Yorgunlukla karşımdaki yola bakmaya devam ederken taş bir bebekten farksızdım. Beni aykırı kılan tek şey ise nefes alıyor oluşumdu, saatlerdir bu pencerenin önünde oturmuş dışarıyı seyrediyordum.

Güneş tam tepedeyken yavaş yavaş kaybolmuş ve yerini asla kavuşamadığı aya bırakmıştı. İşlek caddeleri dolduran insanlar birer birer eksilirken gece tamamen kendini göstermeye başlamıştı. Rüzgâr, etraftaki her şeyi koparmak istercesine hırçın bir şekilde esiyordu. Güçsüz ağaç dalları her an kırılacakmış gibi dursa da serkeş bir halde durmaya devam ediyordu. Soğuk hava içime işlemişti, artık ondan kaçmam imkansızdı ve kaçmak isteyen de yoktu. Saatlerdir tek başıma dikilip durduğum pencere önü bana her şeyin bittiğini sonrasında da yine aynı hızla yeniden başladığını göstermişti.

Vuslat'la hiç konuşmamıştık. Kafeteryada yaşanan olaydan sonra eve gelmiştik, o anlamadığım birkaç şeyle uğraşıp benimle konuşmamıştı. Ben de onunla konuşacak gücü kendimde bulamadığım için odaya çıkmış ve uzunca bir süredir bu pencerenin önünde dikelmiştim ama hava kararmıştı.

Kırgın hissediyordum. Sanki birinin en ufak bakışına dahi gücenip köşeye geçecek ve orada için için ağlayacaktım, o derece kırgındım. Ve bunun bir sebebi değil birçok sebebi vardı.

Hiç bilmediğim anneme, yıllarca sevgisini beklediğim ama o sevgiden bir gram göstermemiş olan babama kırgındım. O kadar çok eksik bırakılmıştım ki tamamlanması imkansız bir puzzle gibiydim. Parçalarım bambaşka yerlerdeydi ve asla birleşmeyeceklerdi.

Vuslat'a kırgındım. Tuna'ya dediklerim onu tatmin etmemişti ama demem gereken cümlelerden bihaberdim. Nedense ona ihtiyacım varmış gibi hissediyordum ve bu his içimdeki oyuğu biraz daha derinleştirmişti. Şimdi orada sadece annem ve babam yoktu.

Derin bir nefes alıp elimi başıma biraz daha bastırdım. O sırada çalan kapı saatlerdir sessizlik içinde oturduğum için kulağımı tırmalamış ve yüzümü buruşturmama sebep olmuştu.

"Gir."

Pürüzlü çıkan sesimi düzeltmek adına öksürüp başımı kapıya doğru çevirdim. Gelenin o olduğunu biliyordum, kırgın tarafım bunun bir önemi olmadığını söyleyip dursa da bir aydır yanımda olan bu adamı ne olursa olsun yanımda görme isteğimi göz ardı edemezdim. Onda farklı bir çekim vardı ve buna kapılmamak pek de mümkün değildi.

İri cüssesi kapının aralığından girdiğinde kan çanağı olmuş gözlerim onun karanlık siluetindeydi. Parmağıyla tuşa basıp tüm odayı aydınlattığında huysuzca homurdanıp gözlerimi kıstım. O ise bunun çok da bir önemi yokmuş gibi yanıma doğru ilerledi ve yatağın ucuna doğru oturdu.

MAHİHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin