2. HİBİSKUS

981 92 44
                                        

Eurielle - Hate Me

Bölümler olay akışı değiştirilmeden düzenlenmeye başlanmıştır.

HİBİSKUS* : Japon gülü olarak da bilinen hibiskus çiçeği narin güzelliği simgeler ve güzellik anlamı taşır.

2.BÖLÜM: "HİBİSKUS"

ANDAÇ KOR

Dudaklarımın arasından çıkan her kelime baştan aşağı buruktu. Yılların üzerime is kokusu gibi sindirdiği o sessizlik ve içine çekilmişlik hissi ise bedenimden asla silinemeyecek bir yara iziydi. Kelimeler sessizdi, buruktu. Tıpkı kalbim gibi. Tek parça bir beden olsam da kalbimin kırık parçaları bambaşka yerlere savrulmuş ve bir daha asla toplanamamıştı.

Üzerimdeki dinginlik kişiliğimin bir yansıması olsa da bir sebebi de dün gece bir anda karşımda bulduğum Vuslat Ergenç ile olan tanışmamızdı. Hoş, buna ne kadar tanışma denirdi bilmiyordum ancak karşımdaki güçlü duruşa sahip o adamın Vuslat Ergenç olduğunu öğrenmiştim. Düşündüğüm gibi yaşlı bir bunak değildi fakat rahatsız olmama sebep olacak kadar dik ve sert bakışlara sahipti. Duruşunun aksine nazik ve erkeksi sesi ise öyle bir adamın nasıl bu kadar sakin bir şekilde konuşuyor olmasına hayret etmiştim.

Vuslat Ergenç'le konuşmamı düşünmek bir an kaşlarımın çatışmasına sebep oldu. Soğuk havaya rağmen kurulduğum bankta otururken zihnim dipdiriydi. Soğuğu oldum olası sevmiştim. Yaz beni bunaltırdı fakat buz gibi soğukta günlerce durabilirdim. Dalgın bakışlarımın gezindiği bahçeye dikkatimi tamamen verdiğimde çoğu insanın hava ne kadar soğuk olursa olsun geniş bahçedeki banklara kurulduğunu fark etmiştim.

Yıllardır buradaki insanlara anlam veremiyordum. Hepsi yaşadığı hayatın getirdiği kişiliği değil de ortama dahil olabilmek için olması gerektiği kişiliği benliklerine yerleştiriyorlardı. Gözlerimi devirip boynumdaki Anka Kuşu'nun bulunduğu kolyeyle oynamaya başladım. Serra her ne kadar yanlarında kalmamı istese de herhangi bir konuşmayı kaldırabilecek güçte hissetmediğim için onları kibarca reddetmiş ve bahçede hava alacağımı söylemiştim. Bunları söylerken Tuna'nın bakışlarını üzerimde hissediyordum ve bu kısa bir anlığına elimi ayağıma dolaştırtsa da durumu kurtarmış ve daha fazla batırmadan oradan ayrılmıştım.

"Kahve?" dedi biri ve ardından karton bardaktaki dumanları tüten kahve bakış açıma girdi. Sesin sahibine döndüğümde ise dudaklarım hafifçe aralandı ve şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. "Alsan iyi edersin çünkü parmaklarım haşlandı."

"Ah," dedim Tuna'nın kemikli parmaklarının sardığı karton bardağı elinden alırken. Dediği kadar vardı çünkü kahvenin sıcağı bardaktan insanın tenine direkt geçiyordu. Parmak uçlarının kızarmış olduğunu görünce dudaklarımı ısırıp ona baktım. "Teşekkür ederim."

"Ne demek?" dedi yanıma kurulmuş bir şekilde. Gözleri etrafta geziyordu ve bembeyaz teni soğuktan kızarmaya başlamıştı bile. "Sevgili muhabbeti sarmayınca ortamı yavaşça terk ettim. En son evlendiklerinde ev işlerini beraber yapacaklarını konuşuyorlardı."

Yüzünü buruşturdu ve dumanları tüten kahvesini dudaklarına götürdü. Bir bacağını diğer bacağının üstüne kırarak atmıştı ve sağ kolunu bankın üst kısmına uzatmıştı. Bizi yan yana gören insanlara tip tip baktıktan sonra yeniden ona döndüm.

"Ciddi olamazsın."

"Hiç olmadığım kadar ciddiyim hem de," dedi o konuşma yeniden aklına gelmiş gibi ve tekrar yüzünü buruşturdu. "Ürkünçtü."

MAHİHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin