Lake of Tears - To Blossom Blue
•
Kalbimdeki bu yakıcı his, babamın dudaklarından dökülen sözlerin ağrılı emaresiydi.
Feryat.
Susturamadığım çığlıklar tepeme binmiş, tüm ruhumu sünger gibi emerken kukladan farksızdım. Eklem yerlerime tutturulmuş makaralarla oradan oraya hareket ettiriliyor, pervasızca sağa sola savruluyordum.
Benim adıma bir cümleye başlanmış ve benden bunu devam ettirmem istenmişti. Şimdi o cümleye hangi kelimeyle devam etsem sonunu getirirdim? Yorgun bakışlarımı çelik kapının mat görünümüne çevirdim. Elimdeki anahtarı ise dakikalardır olduğum yerde çevirmeye devam ediyordum. Hayatıma nereden devam etmem gerektiğini bilemeyecek kadar uzak, bu olayların içine dahil olacak kadar yakındım.
"Andaç?"
Artık aşina olduğum sesi kulaklarıma dolduğunda bakışlarım olduğu yerde dondu. Sessizce yutkunuşum varolan yumrunun daha da büyümesine sebep olurken olduğum yerde put gibi duruyordum. Birkaç saniye sessiz kalsam da ağır bir şekilde dönüp, muhtemelen kireç gibi olmuş yüzümle, onun yüzüne baktım. Kalın kaşları belli belirsiz çatılmış, dudakları hafifçe aralanmıştı. Beni burada görmeyi beklediğini biliyor olsam da bu surat ifadesiyle karşısında durmamı beklemediği barizdi.
Kuru bir öksürükten sonra, "Merhaba Vuslat," dedim kısık sesle. "Buraya geçmeden önce eve gidip eşyalarımı almam gerekiyordu."
"Anladım. Bir şeye ihtiyacın olduğunda bana da söyleyebilirsin."
Çenesini dikleştirdikten sonra elini cebine atıp anahtarını çıkardı ve dakikalardır elimde tutmaktan başka bir şey yapmadığım anahtarı kilide sokarak birkaç kez çevirdi. Kapı, gıcırtılar eşliğinde geriye doğru itildiğinde yüzüme vuran ferah koku gözlerimin hafifçe kısılmasına sebep oldu. Dışarıdan gelen ışığın yansıması ise koridora vurmuş, karanlık koridorun bir kısmını gözler önüne sermişti.
"... Geçsene." Elini içeri doğru uzattığında valizimin sapını daha sıkı kavrayıp derin bir nefes aldım ve içeri girdim. Vuslat, elimdeki valizin sapını kendine doğru çekip havaya kaldırdığında yorgun bakışlarım yeniden onu buldu.
"Kendim hallederdim."
"Dışarıdan bakınca bedenini bile zar zor ayakta tuttuğun anlaşılıyor. Üstüne bir de valiz mi taşıyacaksın?"
"Bütün gün bir şey yemediğim için oldu sanırım," dedim alnımı ovalarken. Bedenimi koltuğa attığımda Vuslat da valizi kapının kenarına koymuş, kol düğmelerini açarak koltuğa oturmuştu. İnce uzun parmakları yeniden düğmelere tutunduğunda bakışlarımı onun yanık teninden alarak boydan boya camın sergilediği bahçeye çevirdim.
"Ben de acıktım. Duş alana kadar bekleyebilirsen bir şeyler ayarlarım."
"Sorun değil sen takıl," dedim elimi cansızca havaya savurup. "Ben burada birazcık uyuklayacağım."
"Tamamdır."
Ağır ağır çözdüğü düğmeleri seri bir şekilde çözmeye başladıktan sonra ayaklanıp gözden kayboldu. Ben ise hâlâ sırtımda asılı duran sırt çantasını bile çıkarmadan kafamı koltuk başlığına yaslayıp gözlerimi sıkıca yumdum. Uykusuzluktan sızlayan gözlerim, sanki içlerine diken yerleştirilmiş gibi batıp canımı acıtırken başımdaki mevcut migren ağrısı hâlâ devam ediyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAHİ
Teen Fiction"Biz, birbirimizin hikâyesiyiz." Onu gördüğüm ilk günden beri şafak kalbimde söküyordu. Onu ilk sevdiğimden beri bir ateş parçası uykularımda kol geziyordu. Geceleri kollarımda uyuttuğumu sandığım adamın sırlarını uyuttuğumu öğrendiğimde dahi onun z...
