Gandalf alel acele Minas Tirith'ten ayrılalı haftalar olmuştu, sürekli Batı'ya gidiyordu, Bree'de yolculuğuna kısa süreli bir mola verdiğinde kuzeyde, Erebor'da bir Ejderha görüldüğü dedikodularını duymuştu. "Son ejderhanın ölümünün üzerinden 60 yıl geçti, bu nasıl olabilir?". Dedikodulardan süpheli gerçeklik kırıntıları dökülüyordu, kimisi bir Ejderha diyor, kimisi ise Cadı Kral'ın geri döndüğüne yeminler ediyor, kimisi ise bu söylentilerin bir hurafeden oluştuğunu, sarhoş bir çiftçinin bir çift kuşu Ejderha'ya benzettiğini söylüyordu. Gandalf, Ölümsüz Topraklar'a yelken açmadan önce Glorfindel'i yakalamak niyetindeydi, sonunda Gri Limanlara vardığında Glorfindel'in yolda olduğunun haberi geldi, tüm ilkdoğanlar gibi onunda amacı Ölümsüz Topraklar'a gitmek olmalıydı, Gandalf Ölümsüz Topraklar'dan içindeki şüphe yüzünden ayrılmış ve şüphesinin gerçek olup olmadığını anlamak için araştırıyordu, ne insanlar nede elfler şüphelerinin doğruluğunu veya yanlışlığını kanıtlayacak bilgiye sahip değildi.
Sonunda Glorfindel Ölümsüz Topraklar'a yelken açmak için Gri Limanlar'a gelmişti, Glorfindel mavi bir zırh giymişti, zırhının ortasında Altın Çiçek işlemesi vardı, Altın Çiçek etrafına altından demetler halinde ışık saçıyordu zırhın üstünde. Glorfindel ve kafilesi atlarını durdurdu ve bir yaver atından inmesine yardım etti, Gandalf Glorfindel'e yaklaştı ve konuştu "Altın Çiçek hanedanının Reisi..." Glorfindel Gandalf'ı konuşanana dek fark etmemişti, Gandalf'ın gözlerinin içine baktı, birşeylerin yanlış gittiğini hissetmişti. "Ak Gandalf, çoktan Ölümsüz Topraklara gittiğini duymuştum, yoksa yalanmı işittim?" Gandalf Glorfindel'e iyice yaklaştı, aralarında bir nefeslik uzaklık kalana kadar yaklaştı ve kulağına "Morgoth döndü" diye fısıldadı, kendisinin bile duyamayacağı kadar hafif bir nefesle. Glorfindel'in gözlerinden soğuk hatıralar geçiyordu. Bir süre duraksadı ve sonunda "Dostumuz buraya gelirken yorulmuş olmalı, bir süre dinlendikten sonra Ölümsüz Topraklar'a yelken açarız, Mithrandir'e bir oda hazırlayın. Bu gece soframda onu konuk etmek istiyorum." Güneş, Deniz'i kızıl lavlara dönüştürerek batıyor, karanlık güneşi kovalıyordu. Sonunda akşam yemeği için Glorfindel, Gandalf'ı odasına çağırdı. Tedirgin görünüyordu "Ne demek istiyorsun Gandalf? Morgoth gideli 3 Çağ oldu." Gandalf bunu biliyordu fakat Glorfindel'de hissetmişti son günlerdeki düzensizlikleri. Gandalf hiç olmadığı kadar güçsüzleşmişti Ölümsüz Topraklar'dan döndüğünden beri, ruhunun bir parçasını kaybetmiş gibiydi. "Yüzük..." derin bir iç geçirdi, sanki bütün bu olanlar onun suçuymuş gibi hissediyordu. "... Morgoth'un dönüşüne yol açtı, Morgoth'un ruhu Tek Yüzük'te idi ve kendi ellerimizle onu dünyaya döndürdük."
Sauron'un Ağzı sürekli kuzeye sürmüştü, bir kaç gün önce Solmuş Fundalık'a (namı diğer Ejderha Toprakları) ulaşmış, buraya geldiğinden beri hayal edemeyeceği şeylere tanık olmuştu, haftalar önce Melkor'un duvarında canlı bir gölgeden ibaret olan ayaz nefesli ejderha burada hayat bulmuş fakat tam gücüne ulaşana kadar uçmasına izin verilmemişti, yaşamında ilk kez ejderha gören Sauron'un Ağzı'nın merakı neredeyse karşısında ki ejderha kadar büyüktü, dişlerinin en büyüğü bir hobbit boyundaydı, gözleri hareketli okyanuslar gibi kaynıyordu fakat soğuktu, ağzı bir atı içine alabilecek kadar büyüktü, burnu soluk mavi olmayan tek yeriydi, "Mutlak Siyah..." diye düşündü Sauron'un Ağzı, Melkor'a çok büyük bir hayranlık besliyordu, Sauron'un hiç bir zaman sahip olamayacağı ve olamadığı bir hayranlık seviyesiydi bu, Ejderha'nın kuyruğu vücudu kadardı, alt kısmı yuvarlaktı üst kısmı ise sivri ve yarı saydamdı, 4 Ayaklı bir ejderhaydı, nefesinin buz getirmesine karşılık bastığı yerleri küle çeviriyordu, büyük bir ustalıkla yaşam bulmuş bir ejderhaydı, çevredeki tüm sıcaklığı ayakları emiyor, nefesi ile donmuş olan havayı üflüyordu, yada Sauron'un Ağzı ancak bu kadarını kavrayabiliyor, insan aklı bu kadarına elveriyordu. Melkor'un ona verdiği görev bir ordu kurup Angmar'a yerleşmekti. "Tıpkı zamanındad Cadı Kral'ın yaptığı gibi" diye düşündü içinden, Angmar ile arasında bir haftalık bir yol vardı ve daha bir ordu kuramamıştı, nasıl olduğunu bilmiyordu fakat her gün yüzlerce ork ve onlarca troll mağaralardan dışarı çıkıyordu, aralarında kendisine tanıdık gelen simalarda vardı, belkide ölmüş bedenleri kullanarak yeni yaşamlar yaratıyordu Melkor, şu anda burada olmasa bile...
Aradan günler geçti, büyük bir ordu yavaşda olsa tekrar canlanıyordu, Melkor şu anda tam gücünde değildi, "Silmarilleri aramaya başlayacak..." Sauron'un Ağzı neler olacağını merak ediyordu. Sonu olmayan mağaralardan sürekli Orklar çıkıyordu, gördüğü en iri Orklardı bunlar, Sauron'un ordusunda ki Goblinlerin iki belkide üç katıydı bu orklar, en küçük ve cılız görüneni Sauron'un Ağzı'ndan yarım karış daha uzun, en az 40 kilo daha ağır ve neredeyse 2 kat hızlıydı, boyutlarına göre çok çeviklerdi, bir mağaradan günlerdir ne ork nede troll çıkıyordu, bunun sebebini bilmek istiyor, merak ediyordu, acaba Melkor bir yanlışmı yapmıştı? Buna ihtimal veremiyordu. Ejderha gün geçtikçe biraz daha büyüyordu, adı daha konulmamış bir ejderha... Eğer Angmar'ı alırsa yeni Efendisinden ırkına itafen bu ejderhanın adınının Numeung olmasını isteyecekti, belkide bu ejderha ve Melkor ile birlikte Orta Dünya'ya hükmedecekti, iki hafta içerisinde ork sayısı sekiz bine, troll sayısı ise 500e ulaşmıştı, trollerde orklar gibi daha önce hiç görmediği büyüklükteydiler, mağaralardan çıkarken zorlanıyorlardı, aralarında en irilerinin boyutu bir Balrog'a eş görülebilirdi, yazık son günlerde canlı Balrog bulunmadığından kıyaslama yapamayacaklardı, elbette Melkor bir Balrog bedenine yaşam vermezse, sonunda mağaradan çıkan ork ve trollerin sonu gelmişti, ejderhanın boyutu ufak bir kale kadar olmuş, kanatlarının açıklığı ise iki Numenor gemisi kadardı, biliyordu, kendi özünü hatırlıyordu. Dağların arkasından gizlenerek yol alacaklar, kimsenin bir ejderhanın yaşadığını öğrenmesini istemiyordu, yaklaşık 9bin yaratıktan oluşan ordusu yola çıkmaya hazırdı, mağaralardan bir gürültü ve ışık yükseldi, ışıklar geceyi aydınlattı, ışıkların ortasında bir büyücü vardı, beş Istariden birisi, büyük bir hayranlıkla bu varlığı izliyor ve efendisinin gücüne tanık oluyordu, sonunda ismini içinden geçirdi; "Ak Saruman..."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Gölgenin Dönüşü #Wattys2016
FanfictionJ.R.R. Tolkien'in efsanevi orta dünya evreninde geçen Yüzüklerin Efendisi'nin devamı olarak yazdığım hikayedir. Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyorum.