Bölüm 11

603 14 3
                                    

Gandalf çok şaşkındı, Entlerin kazdıkları çukurlardan iskeletler çıkıyordu, çok küçük canlıların iskeletleri, belki de bebeklerin, bu kadar yüksekten söylemek zordu, tek görebildiği şey kemik benzeri şeylerdi. Entler, çukurları kazmaya başladıklarında ki kıvamı koyu olan kırmızı sıvı yok olmuştu, birkaç saniye içerisinde sanki toprağın altındaki bir şey onu kendi içine çekiyormuş gibi kurutmuştu, çukurlar bir Ent’in boyu kadar olmuştu ve ağaçların olmadığı her yerde bu çukurlar vardı, Saruman’ın bu çukurları kazdırmaktaki amacını bilmek istiyordu, ve Entlerin neden ona hizmet ettiklerini, birkaç gün önce beşe yakın Ent Isengard’dan ayrılmıştı, nereye gittiklerini bilmiyordu Gandalf, fakat döndüklerinde daha önce hiç görmediği canlıları taşıdıklarını gördü; uzun şeffaf kulaklı, bir köpeğe benzeyen fakat gariptir ki dişleri ağızlarına sığmayan, turuncu ve mavi çizgili canlılardı bunlar. Gandalf yavru olduklarını düşünüyorlardı çünkü her gün biraz daha büyüyorlardı ve henüz ses çıkartamıyorlardı fakat şu anda bile bir köpekten büyüklerdi, hepsinde iki adet büyük diş vardı, bu dişler üst dişlerdi ve alt çenelerine kadar uzanıyordu. Kuyrukları yoktu, tüysüzlerdi veyahut tüyleri çok kısaydı. Her gün taze etler ile besleniliyordu bu canlılar. Orthanc’ın tepesinde iki hafta geçirmişti Gandalf, çok fazla şey görmüştü ve Saruman yaptıklarını hiç ondan gizlemeye çalışmamıştı. Güneydoğu’da bir karartı vardı, bir orduya veya birliğe benziyordu, Gandalf gelenlerin insan birlikleri olduğunu umdu ve öylede oldu, gelen Aragorn idi, devamlı yaptığı gibi Isengard’ı ziyaret etmek ve Entlerle dostluklarını pekiştirmek için buraya gelmişti, ve buraya geldiğini öğrendiği Gandalf ile konuşmak için, aradığı her şeyi burada bulacaktı fakat arzuladığı şekilde değil. Birkaç saat sonra Aragorn ve yanındaki süvari gurubu Isengard kapısına dayandı ve giriş izni istedi, Ağaçsakal’ın ona verdiği şifreyi söylemişti. Saruman Isengard’ın dış kapısının arkasında bekliyordu. Kapı açıldı; Aragorn karşısında Saruman’ı ve onun arkasında ki entleri gördü. Gandalf daha fazlasını göremedi, nasıl olduysa Orthanc’ın tepesi bulutlar içinde kalmıştı “Saruman’ın büyüsü” diye düşündü içinden. Ne yapabileceğini merak etti ve bildiği birkaç rüzgar büyüsünü yapıp bulutları dağıtmayı denedi fakat büyüsü burada güce sahip değildi, kendisi de.

Cadı Kral, Mordor’dan kaçmış ve Minas Tirith’e ulaşmıştı, Aragorn güvenliği en üst seviyeye çıkartmıştı, Gandalf’ın hislerine güvenirdi, bir kötülük varsa şehrin korunması gerekiyordu. Minas Tirith kapılarında Erogrén’e neden geldiği ve güvenlikle alakalı bir çok soru soruldu, en önemlisi ise nereden geldikleriydi, “Mordor’da ki kötülükten kaçan birkaç iyi niyetli insanız.” Sözünü söylemişti, muhafızlar şüphelenmiş ve Aragorn geri dönene kadar dokuzları bir gözcü kulesinde ağırlamaya ve gözaltında tutmaya karar vermişlerdi. Şehir Cadı Kral’ın hatırladığından canlıydı, buraya en son geldiğinde amacı tüm insanları öldürmek ve şehri düşürmekti, şimdi ise kötülüğe karşı bu şehri korumak istiyordu. İçinden bir kez daha Sauron ve Efendisi’ne lanet etti. Ruhunun hapsolduğu tüm yıllarda yaptığı kötülükler ve aldığı canlar için pişmandı, kendisini affettirme ihtiyacı duyuyordu fakat kime… Görkemli bir kraldı fakat şu anda yaptığı yaramazlıktan pişman olmuş bir çocuk kadar çaresiz ve güçsüzdü. Gözcü kulelerinin birinde kalmalarının üçüncü günüydü, Gondor’un Kraliçesi, Aragorn’un karısı ve Elrond’un kızı Arwen onları ziyaret etmek için buraya geliyordu. Dokuzların bulundukları odaya muhafızlar ile birlikte geldi ve şöyle dedi; “Mordor’dan geldiğinizi öğrenmiş bulunmaktayım, sizinle daha önce tanışmadığımıza eminim, isminiz nedir?” Erogrén tüm pişmanlığı kaybolmuş gibiydi, Arwen’e eskiden ne olduğunu anlatırsa ne olacağını bilemiyordu fakat bunu söylemek zorundaydı. “Leydim, ben Erogrén. Beni tanımadığınıza eminim, çünkü ben bu zamana ait değilim.” Arwen şaşırmış ve şüphelenmişti, ellerini göbek hizasında birleştirdi ve sakince konuşmaya devam etti; “Ne demek istiyorsunuz efendim?” Cadı Kral her şeyi anlatmak istiyordu ve sonunda yaptı; Eskiden ne olduğunu, Melkor’un döndüğünü, nasıl yeniden hayat bulduğunu, Melkor’un bildiği planları, hepsini fakat hepsini anlatıyordu, Arwen kim olduğunu öğrendikten sonra muhafızların dışarı çıkmasını istedi, daha fazlasını duymaları olası risk demekti, şu anda Muhafızlardan çok eski düşmanlarına güveniyordu. Dokuzlar hatırladı, yüzük taşıyıcısı ile birlikte Arwen’ide kovalamışlardı ve sonları pek istedikleri gibi olmamıştı. Arwen muhafızlara dokuzların sarayında müsafir edilmesini be Aragorn dönene kadar onlara en iyi şekilde bakılmasını istedi.

Glorfindel’in gözcüleri Angmar’dan dönememişti, nedenini öğrenmeleri için yolladığı keşif ekibi bir çok cesede ulaşmıştı, sadece komutanlarının cesedi eksikti. Cesetlerin yanında kurumuş siyah bir sıvıda bulundu, kan olduğuna ihtimal bile vermemişlerdi. Balçığa benzeyen bir yoğunluğu vardı ve siyahtı, herhangi bir sıvı gibi parlamıyordu, gördükleri en parlak şeydi bu sıvı, bir kabın içerisinde Glorfindel’e örnek olarak getirmişlerdi. İki gün önce Glorfindel’in kafilesi, Manwe’nin haberi ile birlikte Lindon’a gelmişti. Manwe kristal bir top hediye etmişti Glorfindel’e topun içi boştu ve çok inceydi, küçük bir çocuk bile eli ile çok rahat kırabilirmiş gibi görünüyordu ve yanında birde kılıç yollamıştı Manwe, birde şu mesajı; “Eğer Ak Büyücü’nün düşündüğü ve kuşkulandığı gibi kardeşim, Melkor kötülük yapmak üzere geri döndüyse size yolladığım küreyi, adı Earlindas’tır size yolladığım kılıç ile kırın, onunda adı Feonmer’dir. O küreyi o kılıçtan başka hiçbir nesne kıramaz. Eğer kardeşim dönmüşse ve amacı kötülük yapmak değil, bizimle barış yapmak ise o küreyi denize atın ki çözünsün ve kardeşimi karşılamak için geleyim. Eğer amacı savaş açmak ise onunla savaşmak için geleyim.” Glorfindel kılıcı inceledi; İnce bir kristalden yapılmış hafif bir kılıçtı, onu taşırken dikkatsizlik yapan birisinin bileğini kemiğinden ekmek kesermişçesine kolayca koparan bir kılıçtı, çok inceydi, öyle ki eğer ışığın kaynağına dik tutarsanız kılıcın sadece sapı görünüyordu, sapı ağaçtan yapılmıştı ve üstünde kauçuk vardı, iyi bir kavramaya sahipti. Gördüğü en keskin şeydi ve şeffaftı. Dikkatsiz gözler kolaylıkla yok sanabilirdi. Ve son olarak Manwe notuna şunu eklemişti; “Şunu üzülerek söylemeliyim ki bana haber göndermesi için sizlere yolladığım Gwaihir eğer uçarsa bir daha tekrar geri gelemeyecek.” Gwaihir iki gün önce Lindon’dan ayrılmıştı, Gandalf’ı aramaya gitmişti, üç yıl önce olduğu gibi…

Gölgenin Dönüşü #Wattys2016Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin