Sezon 2 Bölüm 2

651 19 15
                                    

Melkor'un orduları üç şehre aynı anda saldırıyordu, Lindon, Ayrık Vadi ve Minas Trith. Arwen, Aragorn'un nerede olduğunu öğrenmek istedi, haftalardır haber alamamıştı ve yanında götürdüğü birliğinden de. Eldarion'un güvenli bir yere götürülmesini istemişti, yanında gönderdiği birkaç asker ile birlikte şehirde ki asker Garnizonu üç bin civarına düşmüştü, eğer söylentiler ve Mordor'dan yükselen alevler Melkor'un dönüşüne işaret ediyor ise Dünya hiç olmadığı kadar büyük bir yıkıma uğrayacaktı, Eldarion'u altı piyade Minas Trith'ten iki buçuk kilometre uzaklıkta bir dağ mahzenine götürdüler. Mahzen'in gidiş yolu Yüzük Savaşların'dan sonra yapılmıştı ve dağların üzerinde dar bir yoldu, yan yana iki insanın bile yürümesine imkan vermeyen bir patika ile büyük ve kristaller ile süslenmiş bir büyük mağaraya ulaşılıyor. Arwen bir daha böyle bir savaş çıkmasına karşın sivil halkın Mahzen'e götürülmesi için sürekli taze stok bulundurulmasını emretmişti, kurutulmuş etler ve mağaranın soğuğunda saklanan çeşitli yiyecekler bulunuyordu, Eldarion ile birlikte şehirde ki neredeyse bütün sivil halk Mahzen'e ve çevresinde ki irili ufaklı mağaralara yerleştirilmeye başlanmıştı, ana mağaraya Mahzen adı verilmişti ve bir çiftlik kurulabilecek kadar büyüktü, Gün doğarken kristaller Mahzen'in içini gök kuşağı renklerine bürüyordu, kristaller düzgün şekilliydi, hepsi birbirine benziyordu, bir dikdörtgenin ucuna piramit eklenmiş gibi görünüyordu hepsi, bazıları aynı kaynaktan doğmuştu ve güneşin etrafına ışıklar saçması gibi demetler ile kristaller saçıyorlardı. Yaklaşık altı gündür sivil halkın şehri terk etme işlemi sürüyordu, patika dar olduğundan yürüyüş uzun sürüyordu ve dinlenmek mümkün değildi. Arwen ve dokuzlar şehirde kalanlardandı, Arwen dokuzları ziyarete gitti ve Erogrén Arwen'e Gürz'ü gösterdi, içinde ki Silmaril odayı güneş gibi aydınlatıyordu, güneşten daha da fazla. Melkor neden kendisine bu kadar güzel ve güçlü bir kristal hediye etmişti anlamıyordu ve nasıl olmuştu da bu kristal Melkor'a zarar verebilmişti. Olayları Arwen'e anlattı ve Arwen Gürz'ün kalbinde ki mücevherin Silmaril olduğunu anladı, Silmarillerin kaderinin tek bir olaya kadar değişemeyeceği halk hikayelerindendi, Galadriel ona küçüklüğünde mücevherlerin büyüsünden ve güzelliğinden bahsetmişti ama hepsi yok olmuştu, tekrar nasıl olurda ortaya çıkabilirlerdi. Akşam olmuştu fakat Mordor'dan yükselen alevler geceyi loş bir havaya bürüyordu. Kendisini kapıda iki muhafız bekliyordu ve Erogrén'in yanından ayrıldılar, Silmaril'in bir insanda kalmasını kalbi kabullenemiyor fakat aklı ona sahip olma isteğinin önüne geçiyordu, savunmalarını güçlendirmeleri gerekliydi. Mahzen'in genişletilmesi sırasında getirilen mücevherlerin büyüklüğü ve güzelliği onu kendisinden geçirmişken bu mücevherlerin yanına bile yaklaşamayacağı bir güzelliğe tanık olmuştu, Mahzen'den gelen mücevherler cam kadar saydamdı, neredeyse görünmüyorlardı fakat kendilerine çarpan ışık içlerinde renklerine ayrılarak dışarı çıkıyordu, aralarında çok büyük olanları da vardı, bir insan boyunu geçenler... Bu kristallere bir isim bulması gerekiyordu, keşfedilen yeni şeyler isimsiz kalmamalıydı. Almare Cala! Kendi lisanını işitmeyeli çok olmuştu, artık bir insanların arasında yaşıyordu fakat özünü unutmaması gerekiyordu. Düşlerine dalmışken bir çığlık duydu, ara sokaklardan geliyordu, bir adam hançeri ile başka bir adamın kafasını koparttığını gördü, adam gözlerinin içine baktı ve konuştu; "Kurtuluştan kaçamazsınız, leydim. O sizi kurtarmaya geliyor." Ve bir anda adam gölgelerin arasına karıştı.

Glorfindel Lindon'a ulaştığında her şey çok geçti, kartallar kendisinden çok daha önce gelmiş olmasına rağmen onlar bile bu facianın durdurulmasına katkıda bulunamamışlardı. Lindon'dan geriye gir kaç gözcü kulesi ve balıkçı teknesi kalmıştı, tüm halk donmuş, evler buz kütlelerinin içinde kalmış ve bazıları param parça olmuştu. Buz kütleleri eritilmeye çalışılıyordu fakat dışında ki buz eridiğinde vücutlar param parça oluyordu. Evlerin içine girilemiyordu, zira her şey donmuş, dokunulan şeyler param parça oluyordu. Gwaihir'den uzun zamandır haber alamamıştı, Manwé'nin haberinin doğru çıkmasından korkuyordu Glorfindel. Tulkas ve Yavanna Gri Limanlarda kalmış, Manwé gemisi ve yanında gelmeyi kabul etmiş olan Elfler ile birlikte doğuya yürüyüşe geçmiş, ejderha ile ilgilenmesi için tüm Kartallarını Lindon'a yollamıştı. Fakat bu büyük facianın önlenmesini engelleyememişti. Tulkas Gri Limanlar'da Valinor'dan gelecek Elfleri bekliyordu, Yavanna ise işleri yoluna koymaya uğraşıyor, kalbinde ki sızıyı dindirmek için uğraşıyordu. Manwé yanında büyük bir ordu ile Angmar'a yürüyordu, Ejderha Angmar'dan geldiyse tekrar gideceği yer orası olmalıydı, bunun dışında Glorfindel yanında Manwé'nin sahip olduğunun çeyreği kadar bir ordu ile Lindon ve Gri Limanlar'ı koruma altına almayı planlıyordu. Kayıp büyüktü, birkaç balıkçı ve sayısı yirmiyi geçmeyen gözcü dışında kurtulan olmamıştı. Gözcüler gelenin bir Ejderha olduğunu anladıklarında çok geçti, şehrin merkezine haber verene kadar Ejderha Gözcü Kulelerini geçip şehre ulaşmıştı, uzaklardan değil yakın bir yerlerden gelmiş olmalıydı Ejderha, çünkü ileride ki gözcülerin hiç biri bir Ejderha gördüğünü söylemiyordu. Bir gözcü şöyle söylemişti; "Bir dağın arkasından soluk bir bulut yükseldi, fazlasıyla hızlı hareket ediyordu fakat fark edemedim, bir Ejderha olabileceğine ihtimal vermedim. Karım, çocuklarım. Hepsi benim..." sözlerine devam edememişti. Lindon'un haberi Orta Dünya'nın dört bir yanına yayılmıştı. Kış yaklaşıyordu, yeterince soğuk olmayacakmış gibi birde bu Ejderha ile uğraşmak zorunda kalmışlardı. Bir sonbahar akşamıydı, güneş tamamen batmış fakat gök yüzünde ki kızıllık silinmemişti. Gondor sancağı taşıyan bir haberci geldi, Glorfindel haberciyi kurduğu küçük konseyin akşam yemeğine davet etti. Haberci şunları iletti; "Minas Trith saldırıya uğrayacak, Leydi Arwen dört bir dost bölgeye haberciler yolladı, yardım talep ediyor. Şehir tamamen sivil halktan arındırılmış durumda, buna karşılık Kralımız haftalardır kayıp, Isengard ziyaretinden geri dönemediler, Leydimiz onun içinde endişelenmekte. Isengard'ta da bir şeylerin yanlış gittiğini düşünüyoruz. Eskiden Cadı Kral olarak bilinen Erogrén elinde Silmaril bulunan bir Gürz ile bize ulaşıp Melkor'un döndüğünü ve bize saldırmak için hazırlandığı haberini iletti, kendi ruhunu tekrar dünyaya getirenin Melkor olduğunu ve köle olarak geçirdiği yılların intikamını almak istediğini söyledi." Küçük konseyde bir gürültü fırtınası koptu "Silmariller mi? Onlar yok olmuştu", "Bu imkansız, parlak bir mücevher olmalı." Glorfindel sessizliği sağladı ve konuştu; "Bunun doğru olduğuna emin misin?" Haberci hiç tereddüt etmeden cevap verdi; "Leydimiz, zamanında Galardiel'in anlattığı güzelliğe ve ışığa sahip bir mücevher olduğuna tüm kalbi ile inanıyor, Güneşin ışığını bile kıskandıracak kadar güzel olduğunu söylüyor, Erogrén ise bu Gürz'ün içinde ki Mücevher'in Melkor'un göğsüne değdiğinde canlandığını ve Gölge'nin göğsünü kavurduğunu söylüyor." Glorfindel hem heycanlı hemde ürkek bir ses tonu ile konuştu, sesi hafifti. "Silmariller... dönüşlerinin tek bir amacı olabilir." Küçük konseyinde ki İnsanların komutanı Egron söz istedi ve konuştu. "Bana izin verin, ordularımı toplayıp Miğferdibi üzerinden Minas Trith'e yol alayım, eğer Miğferdibi saldırı altında ise orayı kurtarmak ilk önceliğimizdir, eğer Miğferdibi kuşatma altında değil ise oradan da alacağım yardım ile Minas Trith'e yardıma gitmeyi arzuluyorum." Adam Aragorn'un soyundan geliyordu, belki de amacı ilk önce akrabasını bulup sonra Minas Trith'e yardım etmekti, Glorfindel bu teklifi kabul etmedi, konsey toplantısının sonunda söz alıp. "Pek değerli konuklarım, bu gün soframa şeref verdiniz, bu yemek belki de barış içerisinde yediğimiz son yemek olacaktır!  Eğer Özgürlük, Kötülüğe karşı savaşacak ise bunu hep birlikte yapmalıyız! Egron, Miğferdibi üzerinden bütün ordularımız ile Minas Trith'e yürüyeceğiz, Soydaşlarını ve Özgürlüğü kurtarmak için dökülecekse kan, hepimize ait olacaktır. Kartallara haber verin, Eğer ki bize yardım etmek niyetindeyseler bize katılsınlar, eğer bu harap olmuş topraklarda yok olmuş insanların öcünü almak istemiyorlar ise bırakın seçim onların olsun! Hazırlıklar başlasın, özgürlüğümüzü korumak uğruna kan dökeceğiz! Askerler, Beyler, Babalar, Ağabeyler, gidip özgürlüğümüzü alalım!" Ve gece tezahüratlar eşliğinde Lindon'un üstüne çöker, Tulkas Gri Limanları korumak için kalacaktır ve iki tarafta çok kan kaybedecektir. "O gün yaklaşıyor." Diye düşündü Glorfindel.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Apr 30, 2015 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

Gölgenin Dönüşü #Wattys2016Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin