Bölüm 10

579 11 13
                                    

Cadı Kral’ın ruhu sonunda özgür kalmış ve bir bedene kavuşmuştu, eski ismini hatırlayamıyordu, güç yüzüğü ondan çok fazla şey almıştı, şu anda nerede olduğunu bile bilmiyordu bu yüzük, 9lar Mordor’a ulaşmıştı, gölgeden vücutları ile at sürüyorlardı, Cadı Kral’ın elinde Melkor’un hediyesi olan Gürz bulunuyordu, içinde çok parlak bir mücevher vardı ve ona ulaşmayı arzuluyordu, istemeden. Fakat etrafı demir parmaklıklar ile çevrili bir mahkuma benziyordu mücevher bu Gürz’ün içinde. Bir atlı onlara doğru yaklaşıyordu, Melkor’un sarayına kadar Cadı Kral ve diğer Yüzük Tayflarına eşlik edeceklerdi. Atın üstünde bir Ork vardı, garip bir durumdu bu, At Ork’u taşımakta zorlanıyordu, Ork’un derisi soluktu, etrafın kırmızılığından da olabilirdi fakat derisi kırmızı görünüyordu. Ork klasik karşılama sözcükleri ile Cadı kral ve yüzük tayflarına saraya kadar eşlik etti. Etrafta sadece kapı vardı, saray ortalıkta görünmüyordu, kapıdan girdiler ve bitmek bilmeyen ve aşağı uzanan bir merdiven onları karşıladı. Yaklaşık yarım saat bir inişten sonra Taht odasına ve Melkor’a ulaştılar, Melkor bir grup insanla konuşuyor ve onlara emirler veriyordu, gelenleri görünce çekilmelerini istedi. Diğer insanlar gittiğinde Melkor ayağa kalktı ve “Yeni Çağ’ın doğuşuna hoş geldiniz.” Dedi, Cadı Kral dinliyordu. “Öğrencime yaptığın gibi bana da hizmet etmeni istiyorum… Angmar’ın Kral’ı” Melkor ‘Cadı’ sözcüğünü kullanmamıştı, Cadı Kral sabırla dinliyordu, Gürz elindeydi. Melkor’un vücudu kendileri gibi gölgedendi, hayat bulmuş gölgeden, etrafında karanlık hareketli dumanlar vardı ve Taht’ı siyahtı, duvarlar ise kahverengi ve kırmızının toplarını içinde bulunduruyordu. Oda serindi. Melkor karşılamadan sonra Taht’ına tekrar oturdu ve konuşmasına devam etti; “Görevin, bir zamanlar Sauron’unda senden istediği Minas Tirith kuşatmasını gerçekleştirmek ve buranın Kral’ı olarak bana hizmet etmektir.” Cadı Kral gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı; “Sen, kendini en kudretli ve en zeki ilan etmiş Gölge! Ben senin hizmetkarına hizmet etmedim! Ruhumu köleleştiren senin hizmetkarının kara büyüsüydü! Ey Morgoth sana hizmet edip kendi ırkıma ihanet edeceğimi düşünecek kadar aciz misin?...” Mordor’da daha önce Morgoth ismi telaffuz edilmemişti. Melkor çok şaşkındı, böyle bir tepki beklemiyordu. “… Irkımdan öldürmeme sebep olduğu her insan için Sauron’a lanet olsun! Bunun intikamını onun efendisinden alacağım!” Melkor ayağa kalktı ve konuştu “Nankör insan, seni hayata döndürdüm ve sen yaşamın karşılığında bana ihanet mi ediyorsun?” Cadı Kral eli ile iyice Gürz’ü kavradı, Melkor öfkelenmişti, Cadı Kral’ın ona saldırmaya niyetli olduğunu gördü ve öfke ile ellerini yumruk haline getirdi, bir eli soluk mavi, bir eli canlı kırmızıya dönüştü. Cadı Kral hızlanarak yürümeye başladı ve Gürz’ü havaya kaldırdı, Melkor’a saldıracaktı. Bu sırada Melkor şunları söyledi; “Gölgeyle Savaşamazsın İn…” Cümleyi tamamlayamadan Gürz sol göğüs kafesine inmişti, Melkor acı bir çığlık attı, Gürz etrafına ışıklar saçıyordu, Melkor’un göğüs kafesi yanıyordu, ona zarar veren Gürz değildi, içindeki mücevherdi. Bu acıyı daha önce tatmıştı, iyi tanıdığı ve en çok kıymet verdiği şeyi kavradığında elleri de böyle yanmıştı. Gürz’ün içinde ki mücevher bir Silmaril idi, bunu nasıl fark edememişti, onu Gürz’ün içine koyduğu zaman Silmaril uyku halindeydi, etrafa eski zamanlardaki gibi ışık saçmıyordu, fakat şu an en az onu ilk gördüğü hali kadar görkemli ışıklar saçıyordu etrafına. Sol göğüs kafesinde katılaşma hissetti, iki insan eli büyüklüğündeki bir alan büzülüyor ve yanıyordu, buna karşılık aynı şey Silmaril’in saçtığı ışık yüzünden tüm Yüzük Tayf’larına oluyordu, Gölge vücutları yanıyor ve ete dönüşüyordu. Dokuzlar tamamen etten bir vücuda kavuştular, Melkor hınç içinde Taht’ından kalkmaya çalıştı fakat tüm gücü gitmiş, bitkin düşmüştü, göğsü yanıyor, kavruluyordu, gölge vücudunda bir et parçası oluşmuştu ve bu yanıyordu. Cadı Kral Gürz’ü elinden düşürdü. Ve yere düştü, sürünerek Gürz’e uzandı, artık yakmıyordu, vücutları vardı ve Silmaril’in ışığı sadece gölgeye zarar veriyordu. Yavaşça ayağa kalktılar ve Melkor’a hep bir ağızdan şunu söylediler “Zamanın gelecek Morgoth, ruhlarımızın geçirdiği esaret yıllarının ve öldürülmüş tüm insanların intikamını alacağız!” Cadı Kral bir şeyler hatırlamaya başladı, eskiye ait anılar… Binlerce yıllık anılar ve bu anılar arasında en garibi ise tek kelimeliydi ‘Erogrén’ hatıraları kafasında canlanıyordu, insanlık yıllarında diğer insanlar kendisini böyle çağırıyordu… Yer altı sarayından yavaş adımlarla dışarı çıktılar ve atlarına bindiler. Hedefleri Minas Tirith’e gidip oradaki insanları uyarmaktı, ama önce Melkor kendine gelmeden önce Mordor’dan çıkmaları lazımdı, bu Gürz nasıl olmuşta Melkor’a zarar vermişti, öğrenmeleri gerekiyordu.

Sauron’un Ağzı, Elf’e çeşitli işkenceler uygulamıştı fakat konuşmuyordu, bilmek istediği şey şuydu; Glorfindel’in bir ordusu var mıydı, Ayrıkvadi’yi kuşatma emri almıştı fakat Glorfindel ordusu ile Batı’dan gelirse ve Lorien elfleri gizli geçitten yardım etmek için asker yollarlar ise üçlü bir orduya karşı kalacaktı, korkmuyordu askerlerinin ne kadar güçlü olduğunu görmüştü. Elf işkenceler sonunda bir kulağını kaybetmişti fakat konuşmamıştı, hiçbir şeyden korkmamıştı ta ki ejderha’yı görene dek, Ejderha’yı görünce bilincini kaybetmişti ve bir Ork’un sırtında Carn Dum’a girmek zorunda kalmıştı. Elf’i, Melkor’un istediği gibi canlı canlı Ejderha’ya yem edeceklerdi, Elf’in boyu Ejderha’nın bir dişi kadardı, karnını doyurmayacağı açıktı fakat Melkor Ejderhanın karnının doymasını istemiyordu, Kan Büyüsü yapacaktı, Elf kanı ile. Elf bir sırığa bağlanıldı ve Ejderhanın önüne dikildi, Ejderha bir büyü yapıyordu, bilmediği bir lisanda. Söyledikleri ilerledikçe Elf acı çekiyordu, sonunda kafasını sağa ve sola doğru sallamaya başladı. Kesik kulağından, gözlerinden,  burnundan ve ağzından damla damla kanlar çıkıyor ve Ejderha’ya doğru gidiyordu. Her bir damla kan Ejderha’nın suratına çarpıyor ve Ejderha’nın suratı bu kan damlalarını içine çekiyordu. Ejderha’nın sesi giderek yükseliyordu, her geçen an Elf’in vücudu biraz daha soluklaşıyordu. Sonunda vücudunda ki tüm kan çekildi ve Ejderha büyüyü bitirdi; Alev ve Buz karışık şekilde Elf’e üfledi. Elf hareketsiz kaldı ve bir süre sonra gözleri açıldı, artık Melkor’un kontrolündeydi ve Elf Kanı ile yeni güçlere sahip olmuştu, bunlardan en önemlisi ise Ejderha’yı kontrol edebilecek olmasıydı. Vücudu şekil değiştirebiliyordu. Bir hareket ile bağlı olduğu sırıktan kurtuldu ve soğuk rüzgarlara dönüştü, bir an sonra bu soğuk rüzgarlar Sauron’un Ağzı’na doğru esmeye başladı. Arkasından bir ses duyuldu; “Yapmamız gerekenler var, Ayrıkvadi’den önce Batı’ya gideceğim ve Gri Limanlar’ı Soğuk Alevlere vereceğim. Ben dönene kadar orduyu güçlendir, Dağların arkasında seni bir sürpriz bekliyor, tek başına git ve onu al. Nerede olduğunu söylememe gerek yok, bunu biliyorsun, bunu hissediyorsun, bunu arzuluyorsun.” Bahsettiği şeyi anlamamıştı fakat içinde Dağların arkasına gitmek için tarifsiz bir istek oluşmuştu, bu Elf kendisine nasıl emir verebiliyordu? Bir an sonra Elf Sıcak Rüzgarlara dönüşüp Sauron’un Ağzı’nın içinden geçti ve o an onunla sadece kendisinin duyabileceği şekilde konuştu; “Sana emir vermiyorum, yapmak istediğin şeyi hatırlatıyorum.” Ve Elf Ejderha’nın üzerinde belirdi, Ejderha Elf boynuna oturduğunda kükredi. Sauron’un Ağzı neyi istediğini hatırladı; Saf Güç.

Gölgenin Dönüşü #Wattys2016Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin