Her yer o kadar karanlıktı ki, küçük bir ışık hüzmesi bile gözümü kör etmeye yetecek gibiydi. Nerede olduğum hakkında tek bir fikrim yoktu. Yattığım yerden kalktım, kalkmamla birlikte sendeleyerek başımın döndüğünü hissettim.
İçeriden yansıyan o küçük ışığa doğru ilerledim, ilerledikçe odadan gelen sıcaklık bütün vücudumu uyuşturmaya başladı.
Korkudan tir tir titrerken neden burada olduğumu anlamaya çalıştım.
Karanlık, karanlık... Ela gözler, karanlık.
"Uyanmışsın."
Sesin geldiği yöne doğru korkuyla sıçradım.
"M-merhaba, ben neredeyim?"
Sessizlik, sessizlik...
Arkasını bana dönmüş camdan dışarıyı izliyordu. Ne yani, bana cevap vermeyecek miydi?
"Bakın beyefendi sizin kim olduğunuz hakkında bir fikrim yok, bayılmış olmalıyım. Beni buraya getirip yardımcı olduğunuz için teşekkür ederim artık izniniz olursa evime gideceğim."
Tekrar sessizlik... Bu sessizlik iyice canımı sıkmaya başlarken uyandığım odaya geri döndüm, telefonumu alarak kapıya yönelirken bir daha sendeledim. Hay aksi! Sakin ol, sakin kal. Her şey yolunda. İlerlemeye devam et...
Kapıya ulaştın, evet şimdi eve gidip sıcak duşunu alıp rahatlayacaksın. Sakin kal.
"Nereye gittiğini sanıyorsun!"
Ela gözlerini zifiri karanlıkta bile içimi delercesine bana dikti.
"İzniniz olursa eve gideceğim, babam merak etmiştir."
Gülmeye başladı, ne yapıyordu bu adam böyle?
"Şu haline bak, bu halde gideceğin tek yer tahtalı köy olur."
Dalga mı geçiyordu? Dedikleri doğru olmasa üzerine atlayabilirdim ama kolumu kıpırdatacak halim yoktu. Bunu anlamış olmalı ki önümde yürümeye başladı.
Birlikte arabaya bindik, sessizlik. Evimi tarif ederken başka hiç bir şey konuşmadık.
Sonunda yetiştiğinizde yüzüme bile bakmıyordu, teşekkür ederek arabadan indim.
Eve girdiğimde babamın da evde olmadığını fark ettim, oysa ne çok özlemiştim...
Annemin beni karşılamasını, sıkıca sarılıp o her zamanki içten gülüşünü yüzünde görmeyi...
Derin bir nefes aldım, yeni evimin yeni odasına girdim. Üzerimi çıkarıp çabucak bir duş alarak yatağıma yerleştim.Karanlık, soğuk... Üşüyorum, çok üşüyorum. Koşuyorum, arkama bile bakmadan koşuyorum. Boğazıma bıçaklar batıyor, göğsüm yerinden çıkacak ama koşuyorum. Annem, sesine geliyorum. Lütfen dur, lütfen bekle beni. Anne...
"Cemre,kızım...Cemre kalk!"
Babamın üzerimde hissettiğim elleriyle olduğum yerde sıçradım.
"Saat 08:00 ve ben işe gidiyorum. Bırakmamı istersen..."
"Ben giderim, teşekkür ederim." dediğimde babam daha fazla üzerime gelmek istemezcesine yanımdan ayrıldı.
Saçlarımı toplayıp rastgele bir tayt ve kazak giydiğimde hazırdım.
Bir taksi durdurarak elimdeki adresi uzattım, evet bu gün ilk iş günümdü ve gerginlikten uzak olmalıydım. Çok uzak...
Yetiştiğimizi söyleyen taksici abiye ödememi yaptıktan sonra arabadan inerken yanımdan hızla ayrıldı.
"ARDIÇ HOLDİNG" işte gelmiştim.
Yavaş yavaş içeri girdiğimde bana doğru gülerek yaklaşan bir kız gözüme çarptı.
"Merhaba, Atlas bey sizi bekliyordu lütfen beni takip edin."
Şok içinde önümdeki kızı takip ediyordum, halkla ilişkiler olarak işe başlayacağım holding'de Atlas Ardıç beni neden, ne için bekliyordu? Kim olduğumu nereden biliyordu?
Kafamda savaş verirken kapının açılmasıyla kendime geldim, veya gelemedim.
Gördüğüm karşısında tek ifadem şoktu. Ela gözleri beni bulduğu an olduğum yere çivilendim. Bu, Atlas Ardıç'la ilk tanışmamız ve onu ilk görüşüm değildi. Belli ki sonuncu da olmayacaktı...

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sürgün
RomanceVe sonra anlamak için yormadım kendimi, anlaşılmak istenmediğimi anladığım gün! Bir ateştim; yandım, söndüm ve bir daha da hiç yanmadım zaten.