1│Pembe Saçlı Kız
Black malikanesinde sıradan ve huzurlu bir gündü. Hava aydınlık, güneş ışıl ışıldı. Tek bir bulut bile yoktu. Kahvaltı masası donatılmış, salondaki mis çiçeklerin kokusu her yere yayılmıştı.
Regulus Black, masanın başköşesinde oturmuş gazetesini okuyordu. Hemen sağ tarafındaki karısı Jennifer Black ise elindeki derginin sayfalarını ağır ağır çeviriyordu.
"YA NEFRET EDİYORUM SENDEN!"
İnce ses tüm malikanede yankılandığında Regulus gazetesini kapattı ve derin bir iç çekti. Huzur buraya kadardı işte.
"Arkanı bana dönüp gidemezsin!" diye gürledi başka bir ses. "Abinim ben senin!"
"Nasıl gidiyorum bak da gör!" diye çığlık attı ince ses. Adım sesleri salona yaklaşırken Black çifti birazdan ortasında kalacakları arbedeyi düşünerek yorgunca birbirlerine baktılar.
İçeriye ilk önce sarı bir kafa girdi. Düz sarı saçları, masmavi gözleri ve ince bedeniyle Heather Black sinirden kıpkırmızı olmuştu. Gözleri annesini buldu direkt. "Anne oğluna bir şey söyle!"
Jennifer'ın gözleri Heather'ın hemen peşinden giren Atlas'a kaymıştı. O da en az kız kardeşi kadar öfkeli gözüküyordu. Mavi gözleri bir okyanus misali dalgalanıyordu. "Kes sesini Heather!"
"Bana kes sesini diyemezsin!" dedi kız bir ayağını şımarıkça yere vurarak.
"Dedim bile!" Atlas alayla kız kardeşine baktıktan sonra babasına döndü. "Bilin bakalım Heather'ın odasında ne buldum? Bir erkeğe yazdığı flörtöz mektuplar!"
"Ya sana ne!"
"Daha on iki yaşındasın Heather!" diye gürledi Atlas. Sinirinden boynundaki damar belirginleşmişti. "Bir ve iki yan yana. Bilmem farkında mısın sayma sayılarının ilk ikisi olur kendileri!"
Heather'ın gözleri öfkeyle alev aldı. "Sen de on beş yaşındasın ama dilin Draco Malfoy'un boğazından çıkmıyor!"
"Aman Tanrım." Jennifer gergince şakaklarını ovarken Regulus yüzünü ekşitti, bu bilgiyi bilmesine gerek yoktu.
Atlas kızarıp morarırken "Ama- Ben-" diye kekelemeye başladı. Sonunda söyleyecek bir şey bulamadığından sinirle homurdanıp kahvaltı masasındaki yerini aldı.
Heather abisine soktuğu laftan memnun, masaya oturduğunda Regulus bu mektup mevzusunu tekrar gündeme getirmek için ağzını açmıştı ki salona "Günaydın sevgili ailem!" diye haykırarak en büyük oğlu girdi.
Sarı dalgalı saçlarını sallayarak masada annesinin yanına oturdu. "Günaydın güzel kadın." diyerek annesinin yanağına öpücük kondurduktan sonra işaret parmağıyla babasını işaret ederek "Sana da günaydın favori profesörüm." dedi.
Karşısında yan yana oturan kardeşlerine döndü. "Ve size de aynı kanı paylaştığım ikili, günaydın. Ne bağrışıyorsunuz sabah sabah yine?"
Atlas "Heather'ın millete yazdığı aşk mektuplarını buldum, ona bağırıyorum. Küçükhanımın dediğine göre bunlarda hiç sorun yok tabii!" dedi hınçla.
Leonis yumurtasını ikiye bölerken "Hımm," dedi. Bir parçayı çatalla ağzına atıp çiğnedikten sonra "Kime yazıyormuş mesela?" diye sordu.
"Tüm konudaki tek sorun bu mu?" dedi Atlas sinirle.
Sarışın oğlan omuz silkti pervasızca. "Kimi lanetleyeceğimi bilmem gerekiyor sonuçta, değil mi?"
"Abi!"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
𝐅𝐀𝐈𝐑𝐘𝐓𝐀𝐋𝐄「ʟᴇᴏɴɪs ʙʟᴀᴄᴋ」
Fanfiction❗ BET ON HER İKİNCİ KİTAPTIR, BET ON HER OKUNMADAN OKUNAMAZ ❗ 𓆩*𓆪 𝐅𝐀𝐈𝐑𝐘𝐓𝐀𝐋𝐄 𓆩*𓆪 Leonis Black'in hayatı tamamen kusursuzdu. Bu hayattaki tek kusur ise Adelina Osborne adında bir cadıydı. ╔════════════╗ l...
