Hayatta hiç hata yapmamış birisi zaten hiç başlamamuç demektir...
✌Henry Ford✌
(...) Belki her gün ayrı bir derttir, belki de ayrı bir mutluluk. Kimileri için neşe kaynağıdır doğan güneş kimileri içinse ayrı bir dert...
Ama içimizde ki duvarları yıkıp insanların arasına karışırsak görebiliriz belki, mendil satan çocukta ki umudu...
Ya da bir gün bir kaç dakikamızı ayırır da banka oturup denizi seyretmeye dalmış yaşlı amcanın yüzüne dikkatle batığımızda hüüznlü gözlerinin ardında ki geçmişe özlemi, kırışıklarının altında yatan mutluluğu görebiliriz...
Ama biz insanız öule değil mi?
Her şeye yüzeysel yaklaşırız... Yüzü kırışıklık dolu bir adam bize sadece ölümü, hüznü, yaşlılığı çağrıştırır...
Ya da mendil satan o minik kız veya erkek çocuğuna sadece acırız, belki elinde ki mendillerinden birini alır ona yardım ederiz sözde ya da bir kaçımız da içinden Allah versin der geçer...
Gözlerinde ki masumluğa bakmak aklımıza bile gelmez, sonuçta onun yerinde ki şansız biz değiliz biz o minik, masum çocuk değiliz...
Biz yaşamın zorluğuyla kirlenmiş, her düşüşünde toza toprağa batmış, belki de düştüğü yerden başkalarını eze eze çıkmış, geride bıraktıklarını umursamadan hayat yarışına devam etmişiz...
Ama o küçük çocuk, sadrce şanssız doğmuş, henüz hayatın siyahı ona bulaşmamış, masunluğunu bozmamış...
Zaten bu yüzden değilmidir zayıf ve güçsüzlerin adalet, eşitlik isterken güçlülerin onları, onların isteklerini umursamaması..."
Gözlerimde ki biriken yaşı silerek yazı yazdığım defteri kapatarak çalışma masamdaki gizli bölmeye koydum...
İçimi döktüğüm şeydi o defter, hayattan kendimi soyutladığım şey...
Saate baktığımda dersin başlamasına 30 dakika olduğunu görerek hızla saçlarımı yapmaya başladım, zaten çoktan okul formamı giymiştim.
Uzun buğday rengi saçlarımı dün akşam topuz yaparak yattığım için dalgalar halinde omuzlarımdan dökülmüştü.
Ben de üşendiğim için yaknızca elimle bir kaç düzeltme yaptım, makyaj yapmayı sevmediğim içinse yalnızca çok sevdiğim masmavi gözlerimi belirginleştirdim.
Hızla aşşağı inerek masada ki karışık tostumu alarak dışarı çıktım son 20 dakikam kalmıştı ve evim okula uzak olduğu için geç kalmak istemiyordum.
Her zamanki gibi şöförümüz Erdem Amca'ya (Çok tatlı saçlarına kırlar düşmüş ve beni babamdan daha çok düşünen yaşlı bir adam.):
-"Günaydın" diyerek arabaya bindim.
Erdem Amca'nın gözleri kaybettiklerinden dolayı hüzün doluydu ama yüzünü kaplayan kırışıkları her şeye rağmen mutlu oldum, her şeye rağmen güzel yıllar geçirdim diyordu sanki...
Bunları düşünürken bir yandan da evden çıkarken aldığım tostu yiyordum. Neyseki 15 dakika içinde hem ojula geldik hem de tostumu bitirebildim.
Erdem Amca'ya teşekkür ederek arabadan indim ve hızlı adımlarla okula yürüdüm.
Ailemin sosyete denilen o grupta yer aldığı için bir çok kez magazin dergilerinde yer almış hatta bir keresinde sırf biraz da olsa annemin dikkatini çekebilmek için modellik yapmıştım, bu yüzen okulda belirli bir yerim vardı, egolu biri olmak yerine arkadaş canlısı olduğum için okuldakiler tarafından seviliyor ve dikkat çekiyordum...
Anlayacağınız yürüken üzerime çevirilen bakışlara maruz kaldım.
Sınıfa geldiğimde oyalanmadan sırama geçip kitaplarımı çıkardım. İşte tam bu sırada biriciğim Damla gelip yanıma oturdu.
Damla uzun boylu, ince, sarışın, ela gözlü bir kızdı ve kesinlikle bir romantizm hastası,aşk filmleri izlemeye bayılır onun yüzünden yüzlerce vıcık vıcık film izledim ama yine de onu çok seviyorum o benim biriciğim...
İkinci dersin bitmesine yirmi dakika vardı ve ben dahil neredeyse bütün sınıf ayakta uyuyorduk.
Fakat bir anda kapının çalmasıyla hepimizin gözleri kapıya döndü, tabiki ders bölündüğü için hepimiz sevinmiştik... Açılan kapıyla çok sevgili(!) keltoş müdürümüz içeri girdi yanında uzun boylu, dağınık, saçlı ve kesinlikle çok yakışıklı bir çocuk vardı, çocuğun yakışıklılığını anlamak içinse yüzüne bakmaya gerek yoktu bunu Damla dahil sınıftaki tüm kızların ağzının suyunun akmasından anlayabilirdiniz...
Müdürümüz yeni çocuğu uzun uzun anlatıp gitti ama dört göz Faruk, yani edebiyat öğretmenimiz bile onu dinlememiş yalnızca arada onaylatca kafasını sallamıştı.
Müdürümüz gidince öğretmenimiz yeni çocuğa istediği bir yere oturup kendini tanıtmasını istedi. Yeni çocuk da hemen en arkada ki tek boş yer olan benim çaprazımdaki sıraya geçti.
Yerine geçtikten sonra:
-"Ben Ares eski okulumdan atıldım bu yüzden buradayım... Şimdilik bu kadar yeterli..." dedi, tam dört göz Faruk hoca derse başlamak için ağzını açıyordu ki Ares bir şey unutmuşçasına, dört gözün sözünü keserek tekrar konuşmaya başladı:
-"Ahh!! Eğer soyadımı merak edenler veya beni tam olarak tanımayanlar varsa yardımcı olayım. Ben Ares, Ares Kuram!!"
Soyadını söylemesiyle sınıfı ölüm sezliği kapladı...
MEDYA: EMVA PAMİR
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Boş Duvar
Teen FictionBenden daha iyilerine layıksın diyorsun ya. Ben de sana soruyorum, senden daha kalpsizi mi var? Beni senden başka bu kadar sevmeyecek birisi mi var? Senden daha kalpsizini bulana kadar tek favorim sensin. söylesene benden başkaları girer hayatına de...
