4| İçindeki Kurt

445 58 57
                                        

*

Yorum yaparak okursanız sevinirim çünkü zaten 5-6 kişi ancak oy vererek okuyor onlar da tepki vermeyince kendimi duvara yazıyormuş gibi hissediyorum :(

*

Korku kelimesinin ifade ettikleri ile ne zaman tanışmıştım? Ben de her bebek gibi doğduğumda ağlayarak açmıştım hayata gözlerimi. Acıkmıştım, ağlamıştım. Sevilmek, ilgi görmek istemiştim, yine ağlamıştım ama hayır, bundan bahsetmiyorum. Demek istediğim, ne zaman sıkışmıştı yüreğim ilk defa gerçekten? Ne zaman tutunmuştum aldığım nefese sanki son nefesimmiş gibi? O gün uyandığımda hayatımın kabusunu yaşayacağımı biliyor muydum? Hissedebilmiş miydim? Ya annem, babam hissedebilmişler miydi? Onlar korkuyu daha önce öğrenmişler miydi yoksa benim gibi hiç bilmiyorlar mıydı?

Annem yanıma diz çöküp yüzümü göğsüne bastırdığında, elleri kulaklarımı kapatmak için başıma sarıldığında, parmak uçları saçlarımın arasına karışırken bilmiyorlar mıydı benim çoktan korku ile tanıştığımı. O akşam evimize kanın sert, acı kokusu dolmuştu. Annem o akşam bahçedeki yasemin çiçekleri gibi kokmuyordu ve ben tüm o hırıltıları, kırılan eşyaların sesini, çığlıkları, her şeyi duyuyordum. Kendim ne zaman bağırmaya başlamıştım bilmiyordum, anılarım parça parça ve siliklerdi artık. Bazen gerçek ile kafamda kurduklarımı karıştırmaya başladığımı bile düşünüyordum artık bu yüzden düşünmemeye, aklıma getirmemeye çalışıyordum ama çıplak ayaklarımın toprağa bastığını, koşarken yüzümden ellerime fışkıran kan yüzünden dokunduğum her yerin kırmızıya boyandığını, gökyüzünün bile kızıl renkte olduğunu hiç unutamıyordum.

Şimdi, bu gri gözlü kurt göğsüme yaslanmış kanlı parmakları ile kürküme tutunurken aklıma dolanlar neden kendi kanlı ellerim ve içimdeki korku olmuştu? Bu kurt da ölmekten, kanıyor olmaktan benim gibi, anılarımda kalmış küçük çocuk gibi korkuyor muydu?

Benim onun için korktuğum gibi korkuyor muydu?

Üzerime tüm ağırlığını veriyor olmasına rağmen bir kurttan çok ayıyı andıran bedenim için hafif kalıyordu, omzumu daha da aşağı indirip onun omzunun altına girmeye çalışmamla boynumdaki başı çeneme doğru yükseldi. Kuruyan, Chanyeol'un attığı yumruk yüzünden patlayan dudağı çenemdeki tüylere sürtünürken onu görebilmek için çevirdiğim kafam yüzünün üzerine kapanmıştı. Bilinci gelip giderken, bedeni üzerime doğru kıvrılırken içimdeki korku mantığıma karşı gelip olduğum yerde midemin kasılmasına, ağzımdan inilti gibi acı bir ses çıkmasına sebep oldu. Onu daha sert itip arkasındaki duvara yaslamaya, gözlerini görebilmeye çalıştım. Pençelerimdeki tırnaklarımı mümkün olduğu kadar içeri çekip onu duvara iterken yüzüne doğru hırladım, aynı acı sesi birkaç kere daha çıkardım ve sonunda ruhum kurt bedenimi çaresizlikle reddetti. 

Ona bu bedenin içinde yalnızca sıcaklık verebilirdim ama daha fazlası için parmakları olmayan bu beden fazla işlevsiz kalıyordu. Ortada bir düşman, saldırmam gereken kimse yoktu. Şimdilik. Ve dönüşürsem soğuk hava en büyük düşmanım olacaktı ama bununla yüzleşmeyi kabullendim. Kısa süren tanıdık bir acı kemiklerimi ve kaslarımı sarıp bedenimi küçültürken yaralı kurdun boşlukta kalan bedenini bu defa kollarımla yakaladım.

Soğuk hava çıplak tenimi anında sarmıştı ama uzunca bir süre bunu hissetmedim, yaptığım ilk şey adını öğrenemediğim yabancının -ona yabancı demek garip hissettiriyordu artık- çenesini avuçlarımın içine alıp gözlerini görebilmek için hafifçe sarsmam oldu. "Uyanmalısın." dedim nefesim yüzüne çarparken. İçimden geçenlere sesimle hayat verebiliyordum artık. "Neden iyileşmiyorsun? Tanrım, kurdun neden seni iyileştirmiyor?"

Kısa, kuru dallar gibi dik duran kirpikleri aralanıp kırılmış iradesinin gözlerine saklandığı ruhunu bana gösterirken bedeninin yanına düşen ellerinden biri benim yüzündeki elime, diğeri belindeki yaranın üzerine kapandı tekrardan. Parmaklarıma çoktan kan bulaşmıştı zaten, bunu umursamadım ama o, bakışları netleşirken aldığı nefesi içinde tutup kirpiklerini kırpa kırpa yüzüme baktı.  "Gerçekten sensin..." diye mırıldandı kan tadını aldığım ağzının içinde. Gülmeye çalıştı, bunu denediği anda dişlerini birbirine bastırıp inlemiş, eli karnının üzerindeyken kıvrılıp iki büklüm olmuştu. Onu tutmak için omuzlarını, kollarını kavramama karşı çıkmamıştı. Aksine gözlerini kapatıp bu defa insan bedenimin omzuna yaslandı. "Hayal görüyorum sanmıştım." Dudaklarını yalayıp sağ eliyle kolumun üst kısmını yakaladı, kendisini doğrultmaya çalışırken yüzünde oluşan acı dolu ifadeye karşı koyamadan önce ona sarılıp arkasına düzgünce yaslanmasına yardım ettim. Onu sırtından ve kolundan sıkıca kavrayıp göğsüme bastırarak arkasına yasladım. Çıplak olmamı, neredeyse birbirimizin kucağına çıkmış gibi durmamızı ne o umursadı ne de ben.

Storm Boy | SeKaiHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin