*
"Daha iyi misin?"
Sonsuza dek sürecekmiş, sanki hiç ilerlemiyormuş gibi geçen işkence dolu dakikalar sonunda ona yeniden bakarken çekinerek sormuştum. Hala aynı pozisyonda, şöminenin karşısına çökmüş kendi bacaklarına sarılır halde oturuyordu. Küçük gözleri kapalı göz kapaklarının ardına saklanmış, kirpikleri tarafından örtülmüştü. Yanan şöminenin gölgeleri ve ışığı, dalganan ateşin dansı pürüzsüz yanaklarına düşüyordu.
Çatılan, tenini kırıştıran kaşları ilacı içtikten dakikalar sonra gevşeyerek normal halini almışlardı. Gerginlikle incelen dudaklarını hala birbirine bastırıyordu ama çenesi önceki gibi kasılmış halde değildi. Bacakları huzursuzlukla kıpırdanmayı kesmişti ve kızarmış yanakları pembenin açık bir tonuna yerini bırakıyordu yavaşça. Ona seslenmemin ardından kirpikleri titredi, sonra gri gözleri karanlıktan ayrılıp şömine ateşiyle canlandı, aydınlık bir hal aldı. "Ben," diye başladı konuşmaya, sesi çatlak çıktığında bir saniye durup bekledi. Adem elmasını hareket ettiren bir şekilde yutkundu, gözleri yere inip sonra bacaklarıma doğru tırmandı. "Özür dilerim. Üzgünüm."
"Neden özür diliyorsun?" Kelimelerini kabul edip sessizleşmek yerine ısrar etmeyi tercih ettim. Susmasını ve kaçmasını, kaçıp saklanmasını, kaybolmasını istemiyordum. Bakışlarının gözlerindeki gri sis perdesinde kaybolmasını istemiyordum. Gözlerini bacaklarımdan daha yukarı kaydırıp yüzüme çıkardığında tek düşündüğüm şey buydu. Bana böyle, gerçek duyguları ile savunmasızca bakmasını sevmiştim. Onu engel olamadığım bir şekilde seviyordum ve bu tamamen karşı konulamazdı. Ne kadar güçlü olduğumun bir önemi yoktu, Hun çoktan bir parçam olmuştu.
"Buraya gelmemeliydim. Sen... Sen benden kaçıyorsun, çoktan başına bir sürü iş açtım zaten şimdi bir de..."
Gözlerini yeniden yere indirip bakışlarını nereye koyacağını bilemeyerek titretirken dudaklarımın hafifçe gerilmesini, sonra gülümsemek istemişim gibi kıvrılmasını hissettim. "Başıma bir iş açtığın yok, Sehun. Yaptığım her şeyi kendi irademle yaptım, tercihlerim yüzünden sorun yaşıyorsam bu benim sorunumdur. Doğrusu..." Derin bir nefes almak için durup sonra yanında durduğum koltuğa oturdum. Öne doğru eğilip kollarımı dizlerime yasladım, bu gün konuşmayı değil biraz içmeyi ve dinlenmeyi planlamıştım. Şimdiyse kelimeleri dikkatle seçmem gerekiyordu. "Doğrusu böyle bir şey olacağı aklıma bile gelmemişti. Daha önce kurdu ile sorun yaşayanlar gördüm veya duydum ama senin gibisini hiç görmedim. Ancak senden kaçmıyorum, sadece sana rahat etmen için biraz alan vermek istemiştim."
Dediklerimin ardından oda sessizliğe büründü, Sehun düzgün şekilli kaşlarını çatmıştı. "Eşinin evinde mi?" diye mırıldandı sonra. Bir an için yanlış duyduğumu düşüneceğim kadar sessizdi.
Ona cevap vermedim, veremedim çünkü ne demem gerektiğini ben de bilmiyordum. Araya dakikaların girmesine izin verip sonra elimdeki ilaç paketini ona uzattım. "Şimdilik bunu kullan," dedim. "Kalanını yarın bulup getiririm... Ya da doktorla konuşmak ister misin?"
Başını her iki yanına sallayıp ince beyaz parmakları ile yerdeki ilacı avucuna aldı. "Nasıl kullanacağım?" diye sordu kısık ses tonuyla. Sessizlikte rahatça duyuluyordu, tüm dikkatim onun üzerindeyken aksi mümkün değildi ya.
"Sabah ve akşam alman gerekiyor. Durumunu tam olarak anlatamadım bu yüzden emin değilim, anlatsam bile emin olamazdık ama gördüğün gibi, uzun süre baskılanmak sadece kurdunun kızışmasını güçlendiriyor. Bizler sadece kurdumuzun isteklerini hissederiz, bunun baskısı ve zorlaması altına girmeyiz. Bu şekilde bakarsak... İlacı sonsuza dek kullanamazsın, bıraktığın anda aynı şeyi yeniden yaşayacaksın. Bunu kötü niyetle söylemiyorum ama bazı dozları atlayıp kısa süreli de olsa duygularına izin vermen-" Bunu nasıl söyleyebilirdim ki? Vermelisin? Vermeni öneririm? Siktir ya, onu sahiplenmek için istekli olduğumu düşünür müydü? Bu durumunu kullanmaya çalışıyor gibi durur muydum? Bunun olmasını istemiyordum. "Yani... Bu sadece işe yarayabilir diye düşündüğüm bir yol. Ben-"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Storm Boy | SeKai
Fiksi PenggemarKurdum mühür eşini yıllar sonra, tam da eşimin öldüğü günün sabahında karşısında bulmuştu. Yaralıydı, kan içinde ve bağlıydı. Bir düşmandı. Aradığım intikamın bir parçasıydı.
