lee hi, breathe
17.11.2020 - 10:30, Seul, Güney Kore
"Her şey çoktan kararlaştırıldı, her insanın uzun zaman önce ne olacağı biliniyordu. Öyleyse, Tanrı ile kader hakkında tartışmaya gerek yoktur."
Vaizler 6:10
Nefes almak, derin derin yaşamı içine çekmek her ademe aynı mı hissettirir? Hayatta kalmanın kutlu zaferini tatmak her insanı mutlu eder mi? Yakmaz mı nefesin harlı ateşi içinizi? Jongin'in içini yakıyor işte. Jongin aldığı her nefesi emanet ederken ruhuna, bir gün daha yaşıyor olmanın kederinde boğuluyor. İçine çektiği her nefes öylesine boğuyor ki onu ölüm için diz çökmek istiyor. Lakin yapamıyor, yapamıyor oluşu onu öfkelendiriyor lakin hayatta kalmasını borçlu bildiği sevdikleri varken yapamıyor. Son yılları ona kocaman bir kâbusa boğmuş olsa dahi elinin tersiyle itemeyeceği onlarca insanın varlığı sıkı sıkıya bağlıyor benliğini hayata.
Beyaz çarşaflar arasında uzanan beden sakince karın camlara vuruşunu izlerken aşağıdan yükselen sesleri dinliyor. Kasımın sert havası ruhunu yalayıp geçiyor adeta, altında uzandığı sıcak yorgan dahi ısıtamıyorken onu titreyerek izliyor kar tanelerini. Kirpikleri güzel gözlerine yavaşça düşerken gülümsüyor usulca, beyaz şölen kasvetli havasını azıcık da olsa dağıtmayı başarıyor. Küçük bir çocukken babasıyla karlarda uzanıp melek figürleri yaptığı anılar aklına üşüşüyor birden. Küçük kahkahalarını hatırlıyor; babasının onu sırtına alıp karlar üzerinde nasıl koştuğunu hatırlıyor, elleriyle küçük oğlunun minik yanaklarını sarışını hatırlıyor, eve döndükleri zaman annesinin onun için yaptığı sıcak çikolatanın kokusu vuruyor burnuna, annesinin tatlı sesiyle eşini azarladığı anlar yankılanıyor kulaklarında. Babasını özlüyor. Babasının küçük oğlu olduğu o anları özlüyor. Her daim güçlü ellerin sırtında bıraktığı güvenli hissiyatı özlüyor. Yanaklarından süzülen yaş dudaklarına karışırken gülümsemesi büyüyor.
Zarif kollarını yorganın altından çıkarıp havaya doğru uzatıyor. Sol bileğindeki dövmesini izliyor bir süre. Babasının çizim defterindeki küçük balinayı bedenine kazıdığı günü hatırlıyor. 14 Ocak. Doğum günü gecesinde bir bar taburesinin üzerinde yeni yaşını içerek kutlarken henüz kaybına alışamadığı babasının yasını tutmaya devam edişini hatırlıyor, o gece kendisini bir dövmeci de buluşunu hatırlıyor. Kim Jongin o gün hayatında ilk kez girdiği dövme salonunda telefonundaki resmi sanatçıya göstermiş ardından sol bileğini hiç tereddüt etmeden uzatmıştı. O gece tenine boyalar işlenirken, dövmecinin deri siyah koltuğunda içli içli minik baba fısıltılarıyla ağlamıştı. Arkadaşları onu eve bırakırken arabanın arka koltuğunda "Baba seni çok özledim." diye ağlarken canının nasıl da tutuştuğunu hatırlıyor. Zarif eller mırıldandığı sessiz şakının eşliğinde havada bir ritim tutturmuşken odanın ahşap kapısı vuruluyor:
"Gelebilirsin." naif sesin izniyle kapı yavaşça aralanıyor.
"Jongin-ah ne zaman uyandın?" yavaşça yatağa yaklaşan bedeni izlerken, sırtını yaslandığı yerden kaydırarak yanına yer açıyor. "Oh gözlerine de bak uyumaktan nasıl da şişmişler minik yavru ayıcıklara benzemişsin," yatağa otururken devam ediyor "Tatlı minik yavru ayı." Güzel sesiyle yaptığı melodi gülümsetiyor esmer olanı. Yanaklarını bulan ellere yaslarken başını karşısındaki adamı izliyor.
"Hadi bakalım ayaklan artık yavru ayı, kahvaltı vakti." Yanaklarındaki eller dudaklarını sıkıştırıp komik bir görüntü oluştururken huysuzca homurdanıyor. "Pankek yaptım. Bir de en sevdiğinden; taze çilek reçeli."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
QUERENCIA [sekai]
Historical FictionTanrı yukarıdan çocuğunu izliyor, zamanın akrebini avuçları içerisinde paramparça ediyor, Tanrı yukarıdan çocuklarını izliyor, aynı hatanın ateşine düşmeleri için gün sayıyor. Gök tüm şiddeti ile sarsılıp gri bulutlarını yeryüzüne doğru indiriyor, T...