15 Kasım
"YunHee!"
Kafamı çevirip sesin geldiği yöne döndüm. Jungkook elinde tuttuğu atıştırmalıklarla yanıma geliyordu.
Okuldaki tek arkadaşım sanırım Jungkook. İnsanlara pek yakın davranan birisi değilim ve benimle arkadaş olma konusunda çok ısrarcı davrandığı için arkadaş olduğum Jungkook'un tek arkadaşım olması asla garip değil.
"Dediğim gibi içeride beklemişsin beni."
"Tabikide, bu soğukta dışarda bekleyemem."
İkimizde haftaya başlayacak sınavlar için okul sonrası etütlere kalıyorduk bu hafta. Jungkook ne kadar kalmak istemese de benim geceleri tek dönmemi istemediği için kalıyordu.
Şuan ise yarım saate yakın bir ara vermiştik. Bizde hava almak amaçlı bahçede bir şeyler atıştırmaya karar verdik.
Birlikte bahçeye çıkıp basketbol sahasının oradaki çardaklara ilerlemeye başladık. Sahaya yaklaştıkça gelen seslerle gözlerim yeşil saçları aradı.
Hedefimi görünce dudaklarımda küçücük bir tebessüm belirdi. Bu aralar buraya gelmiyordu yada ben yoğunluktan görmüyordum ama şuan görmek iyi gelmişti.
Jungkook ile birlikte çardağa oturduğumuz da ikimizde elimize sütlerimizi aldık. Elimdeki çilekli sütü sallayıp pipeti batırırken Jungkook çoktan muzlu sütünü içmeye başlamıştı.
İki paket olan atıştırmalıkları önümüzdeki masaya açıp sesizce oturmaya başladık.
"Nasıl gidiyor çalışmalar?"
"Değişen bir şey yok aynı. Sende sevmediğin hâlde benimle geç saatlere kadar ders dinlemek zorunda kalıyorsun."
"Yakın arkadaşlar bu günler içindir."
Gülümseyip sütümden bir yudum almak için dudaklarıma götürürken çıkan yüksek sesle yerimde sıçradım. Basketbol topu sertçe tellere vurmuştu.
Jungkook ayağa kalkıp saha kısmına dönüp konuşmaya başladı.
"Biraz sakin olsanıza- hyung?"
Topu almak için tellere yaklaşan diğerlerine göre daha yapılı olan Jungkook'a bakıp gamzelerini göstererek güldü.
"Kook? Sende mi buradaydın?"
"Burası benim okulum hyung."
Topu almaya gelen başını olumlu anlamda sallayınca gözleri arkada duran bana döndü. Gülümseyerek ve başını sallayarak bana da selam verdi.
"Namjoon ben."
"YunHee bende."
"YunHee sana bahsediyorum ya hani hep takıldığım hyunglar diye onlar işte. Hepsiyle tanışmanı isterim. Ne dersin olur mu? Tanışır mısın?"
Ne yani yeşil saçlı olan da mı Kookie'nin hyungu.
Heyecanlı heyecanlı konuşmasına gülümseyerek başımı salladığımda beni hemen kolunun altına alıp sahanın girişine ilerledi.
İçeri girdiğimizde diğerlerinin yanına gittik. Hepsi yanımıza gelirken yeşil saçlı olan son bir basket atıp öyle geldi.
"Hyunglar, bu bahsettiğim çok yakın arkadaşım YunHee."
Sarı saçlı ve güzel gülümsemesi olan hemen konuşup kendini tanıttı.
"Jimin ben, çok memnun oldum."
"Bende memnun oldum."
Gülümseyerek konuşunca bu sefer Jimin'in yanında duran siyah saçlı ve saçları alnına dökülen konuştu.
"Taehyung bende ama sen Tae diyebilirsin."
Gülümseyerek başımı salladığımda diğer siyah saçlı ve çok güzel yüz hatları olan konuştu.
"SeokJin bende, Jin derler ama."
Uzattığı elini sıkınca bu seferde aşırı enerjik bir sesle sarıya yakın kahverengi saçları olan konuştu.
"Hoseok ben. Sevimli gözüküyorsun."
"Teşekkür ederim."
Koca bir gülümseme ile konuşunca o da kocaman gülümsedi. Gözlerim bu sefer, heyecanla kendini tanıtsın diye beklediğim yeşil saçlı ya döndü.
Dudaklarına hafif bir tebessüm koyup bembeyaz olan elini uzatarak konuştu.
"Yoongi."
Heyecanımı belli etmemek için yoğun bir çaba göstererek elini tutarken kalbim sanki maraton koşusuna çıkmıştı.
Çok fazla tutmadan ellerimizi ayırmak benim için iyi olurken bir yandan da o eli tekrar tutmak istiyordum.
Yutkunup hepsine bakarak gülümsedim. Sonra zaten bir şey yapmama gerek kalmadan Hoseok konuştu.
"Neden buradasınız?"
"Biz burada okuyoruz hyung. Sınavlarımız yaklaştığı için etüte kalıyoruz bu hafta."
"Burada okuduğunu bilmiyorduk. Bazen buraya gelip basket oynuyoruz bizde hatta bir kaç kez seni de görmüştüm."
Sonlara doğru sesi heyecanlı çıkan Jimin bana dönmüştü.
"Evet bende hatırlıyorum. Bir kaç kere bende görmüştüm."
Tae de Jimin'i onaylayınca konuştum.
"Okul sonrası genellikle otururum buralarda, ve bende sizi görmüştüm ama kim olduğunuzu bilmiyordum."
"Artık birbirimizi tanıdığımıza göre seni görünce yanına geleceğiz."
Namjoon konuşunca gülümseyerek onayladım.
"Bende size selam veririm."
"Vaktiniz var mı? Birlikte oynayalım?"
Jin konuşunca Jungkook hevesli ama soran bakışları ile bana döndü. Eğer kabul etmezsem beni yanlız bırakmak istemiyordu.
"Sen oyna istersen Kookie."
Sonra Jin'e dönüp devam ettim.
"Ben gerçekten çok kötüyüm, sizi batırmaktan başka bir şey yapmam. Oturup destekleyebilirim ama."
"Sen de oyna. Yoongi'nin takımından ol o çok iyi ve eğer dediğin gibi kötüysen bize de kazanmak için şans doğar."
Hoseok yine yüksek enerjili sesiyle konuşunca gergince gülümseyip konuştum.
"Kimse takımına oyunu kaybettirecek birisini almaz."
"Eğlencesine oynuyoruz zaten hem bahsettiğim kadar kötü olamazsın."
"Emin ol basketbolda ne kadar kötü olduğumu bilmek istemezsin."
Gülerek konuştuğumda bu seferde Jungkook konuştu.
"Hadi ya bir kere oynasan bir şey olmaz."
Başımı salladığımda Jungkook diğer takıma ben ise Yoongi'nin takımına geçmiştim.
Yoongi, Jimin, Jin ve ben bir takım. Namjoon, Tae, jungkook ve Hoseok bir takım.
Çok ciddi olmasata kazanmak istediğimizi belli ederek oynuyorduk, daha doğrusu oynuyorlardı. Ben iyi olmadığım için topu pek fazla ellemiyordum, eğer bana gelirse de hemen yakınımdaki takım üyesine atıyordum.
Namjoon oynayarak yanıma doğru gelirken konuştu.
"İyi olmaya bilirsin ama ağlencesine oynamaya ne dersin?"
Kararsızca başımı sallayıp biraz isteksizce topa doğru ilerledim.
Oyuna bende katılırken yavaşça eğlenmeye başlıyordum. Topu sürekli elimden kaçırırken uzun zamandır ilk defa takım oyunu oynuyordum.
Uzun zamandır ilk defa bu kadar fazla insanla birlikte eğlence amaçlı bir şeyler yapıyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
AİNSLEY | MYG
أدب المراهقينSırtımı duvara yaslayıp ağlamak zor geliyordu. Neden duvar? Neden bir omuz değil? Ben neden kimsenin omzunda ağlamadım? Neden kimse bana derdin var mı diye sormadı? Ne yaşarsam yaşayayım belli etmediğim için mi?
