"Ne yani bulmamıcak mıyız? Ama ben merak ederim?" Diyerek mızmız küçük çocuklar gibi huysuzlanaya başlayınca kızlar bana öldürücü bakışlarını yollamışlardı.
"Belkide senin zannettiğin gibi bir şey yoktur."
"Jesica'ya katılıyorum. Bu kadar merak etme." Acaba doğru mu söylüyorlardı? Ama ben hep böyleydim. Yani ne bileyim. Bir şeyeden şüphelenmeye başlayınca mutlaka oluyordu. Fazla paranoyak olabilirim ama öyle.
"Tamam merak etmicem." Dedikten sonra yatağın üstüne Lydia'nın yanına bağdaş kurarak oturdum. Belki cidden merak etmem gerekiyordur. Ama bir yanım merak ediyordu. Sonuçta hiç görmediğim kuzen bir anda bize geliyordu ve okuldaki arkadaşım ve sevdiğim çocukla birbirlerini tanıyorlardı. Yani en azından ben öyle tahmin ediyordum. Jackson ve Stoney. Ikiside arkadaşlık kurmayı seven biriyken Edward'a olan davranışları garipti doğrusu.
"Şu an olanları düşünüp merak ettiğine yemin edebilirim." Dedi Jesica. Nerden anlaşılıyordu?
"Nerden biliyorsun?" Dedim aklımdaki düşünceye uyarak.
"Tırnaklarını yiyorsun,kambur duruyorsun ve gözlerin dalıyor." Ne yani böyle anlayamazdı değil mi? Eğer cidden öyleyse bir dahakine dikkat etmem gerekecek. Bunlara bakılırsa bir şey düşünmekte suç..
"Of neyse yatsak mı artık saat epey geç oldu." Esneyerek söyleyen Lydia'ya çevirdim bakışlarımı. Düşünmekten saatin kaç olduğunu bile bilmiyordum. Şortumun cebindeki telefonumu çıkarıp saatte baktığımda 02:49 olduğunu gördüm. Sorun olmazdı çünkü yarın okul yoktu.
"Siz bilirsiniz." Dedikten sonra ayaklanıp Lydia'yla ben benim yatağıma Jesica'da onun hemen karşısındaki tekli yatağa yatmıştı. Sürekli birbirimizde kaldığımız için hepimizin evinde ek bir tane tek kişilik yatak vardı. Ne güzel.
------
(Edward'tan)
Böylede uyuyamıyordum. Bir türlü uyku tutumuyordu. Yatakta şekilden şekle girmiştim ama yinede uyuyamıyordum. Acaba kızlar uyumuş mudur? Yanlarına mi gitsem? Ama sonra rahatsız olurlarsa. Hem daha o kadar da kaynaşamadık. Bide saat kaç olmuş tabiki uymuşlardır. En iyisi gitmemek. Şimdi ne yapacaktım? Sıkıntıdan ölebilirim cidden. Neyse bi su falan içiyim bari düşüncesiyle yataktan kalkıp aşağıya indim. Aşağıya indiğimde her yerin ışığı kapalıydı doğal olarak. Bi yerlere takılıp düşmek istemediğimden lambalarının bazılarını açarak ilerliyordum. Mutfağa vardığımda su içme fikrinden vazgeçmiştim. Çünkü gözüm masanın üstünde duran tabaktaki kurabiyelere takıldı. Bunlar ne zaman yapılmıştı? Baya güzel görünüyordu. Su içme fikrinden vazgeçip kurabiyelerden yemeye başladım. Tam o sırada yukardan bir ses geldi. Bir kırılma sesi.
Mutfaktan çıkıp merdivenleri ikiser ikişer çıktığımda nerden geldiğini bulmaya çalışıyordum. Banyonun ışığının açık olduğunu görünce oraya ilerledim. Işığı açık olduğu gibi kapıda aralıklıydı. Hafifçe kapiyi ittirip içerdeki kişiyle baktığımda Lydia olduğunu görmüştüm. Bir an hırsız falan sanmıştım doğrusu. Ama yerdeki kırıkları ve Lydia'nın elinden gelen kanı görünce hırsız olsaymış belki daha iyi olabileceğini düşünmeden edemedim.
"Lydia. Iyi misin?" Bu durumda nasıl iyi olabilirdi ki? Yerdeki cam kırıklarını olabildiğince ittirip Lydia'nın yanına gelip bileğinden tuuttum.
"Lydia noldu?" Yine cevap gelmeyimce endişelenmeye başlamıştım. Elini suyun altına tutup elindeki kanların gitmesini sağladım. Yandaki daloptan bir bez parçası alarak kesik olan yere bastırdım. Benim bastırmamla Lydia'nın çığlık atması ve ağlamaya başlaması eş zamanlı olmuştu. Canını acıttığım düşüncesine kapılarak bezi elinden çektim.
"Batıyor Edward. Elimin içine bişey batıyor. Galiba cam parçası kaldı içinde." Lydia'nın söylediği şey üzerine ne yapacağımı düşünmeye başladım. Kendim mi almaya çalışsaydım acaba? Ama ya bir şey yaparsam? Ah en iyisi doktora gitmek.
"Hadi gel doktora gidiyoruz. Onlar hallederler." Lydia beni kafasıyla onaylandıktan sonra evden çıktık. Zaten yakınlarda hastane vardı.
Hemen evin önündeki arabamın yanına gittiğimizde kapılarını açıp Lydia'yı koltuğa oturttum. Hala ağlıyordu. Çok canı acıyor olmalıydı.
Hastaneye vardığımızda direk acile girmiştik. Hemşireler yanımıza gelirken Lydia'nın elini gösterip "içinde cam parçası kaldı galiba." Dedim. Hemşire ise "biz ilgileniriz siz kayıt işlemlerini yaptırın" dedi. Bende koşarak vezneye gittim.
Orada işim bitince Lydia'yı hemşirelere verdiğim yere geldim. Nereye gitmişti bunlar? O hemşire de burda değildi. Ve perdeleri çekili bölümler vardı. Oralarda olabilir mi diye düşünürken Lydia'nın sensini duydum.
O yöne doğru ilerlerken o kapalı perdeli bölümlerden birinde olduklarını anlamıştım. Perdeyi girebilecek kadar açtığımda bir doktorun elinde garip bir alet,Lydia'da sedyede oturmuş eline bir şeyler yapıyorlardı. Lydia'nın yanına gidip diğer elini tuttum. Lydia birleşen elimize baktı. Ardından da yine bağırdı.
Bir süre sonra Lydia'nın bağırışları son bulmuştu ama hala ağlıyordu.
Doktor elindeki aleti bırakıp kesiği dikmeye başladı. Dikerken Lydia elimi sıkıyorudu. Elini nasıl bu hale getirmişti çok merak ediyordum. Ama üstünede gitmek istemiyordum. Zaten şu koşulda nasıl üstüne gidebilirdim?
Doktor elindeki iğneyi bırakıp Lydia'nın elini sargı bezi diye bildiğim bir bezle sarmaya başladı. Işi biktikten sonra bize bakarak "elinde iki tane biri küçük biri büyük cam parçası vardı. Onları aldık. Ama bir krem vericem onu kullanmalısın. Bu perşembe günü de kontrole gel. Tekrar muayene edelim. Geçmiş olsun." Dedi ve gülümsemeyle perdenin açtığım kısmından çıktı. Lydia'ya baktığımda bana baktığını gördüm. Ellerimiz hala birleşikken tek eliyle boynuma sarıldı. Ne tepki vereceğimi bilemeyerek öylece kaldım. Ama sonra bende tek elimle belinden sarıldım.
Gözyaşları yavaş yavaş dindiğinde bedenini benden uzaklaştırdı ve "teşekkür ederim" dedi.
"Ne için?"
"Her şey için." Dedi. Bir süre gözlerime baktıktan sonra sarsılıp "hadi gidelim." Dedi ve hala ellerimi tutarken hastaneden çıktık.
