Live For Me|

1K 109 18
                                        

"Can we say that we love each other
Can we play like there ain't no other

if I hear my name, I will run your way

It's my desire that you feed
You know just what I need

You got power, you got power
You got power over me

I give my all now, can't you see
Why won't you set me free?"

.

..

Hyunjin, pencerenin pervazına yaslanmış dışarıda yağan ilk karın güzelliğine hayranca bakıyordu. Saatin on ikiye yaklaşmasını bekliyor ve elinde tuttuğu küçük pastanın üzerindeki yanan muma izliyordu.

Ocak ayının 22'si kendisine çok şey öğretmişti. Birisini kaybetmenin verdiği acıyı, morg kapılarında beklemeyi, sesi kısılana kadar ağlamayı ve kendisini güçlü tutan bütün deneyimlerini.

Saat on ikiyi gösterdiğinde sessizce mumu üfledi Hyunjin.

"İyiki doğdun anne."

Pastayı camın kenarına koyarak oda arkadaşını daha fazla rahatsız etmemek için aynı sessizlikle ranzadaki yerine geçtiğinde hiçbir şey düşünmemek için hızlıca gözlerini kapattı.

...

Hava sanki her zamankinden daha kâsvetliydi bugün. Hyun, kar botlarını kalın kar tabakasına batmamak amaçlı neredeyse koşarak hareket ettiriyordu. Saat altıydı ve fazlası ile erken bir saatti okul için lâkin hava kadar kâsvetli içini yatağında bir başınayken dağıtamazdı.

Kar ufak ufak serpiştiriyor ve Hyunjin bunun ne kadar güzel gözüktüğünü düşünerek kafasını dağıtmaya çalışıyordu. Evet, bu sadece anlamsız bir çabaydı.

Bomboş sokaklarda sadece tektük araba geçiyor ve karanlık sokakları cılız sokak lambaları aydınlatmaya çalışıyordu. Hyun, önüne geldiği okulda her zamanki gibi beklemeye başlamıştı. Kendini demir kapının yanındaki bankın üzerine bıraktığında tek isteği burada donarak ölmeden önce okulun içine girmekti.

Birkaç dakika sonra pes etmiş ve yurda geri dönecekken izlediği zeminde kendine yaklaşan tanıdık bir çift ayakkabının görüş alanına girmesiyle olduğu yerde kalmıştı.

Ne yapacağını kestiremiyor ve bakışlarını karşısındaki bedene çıkartamıyordu. Aptal ve geçici hislerini kabullenmek istemiyordu ancak şuan kendinden bu yüzden nefret ediyordu. Böyle hissetmesi çok yanlıştı.

Minho, sabit bir bakışla zemini izleyen çocuğun yanına oturduğunda onda bir gariplik olduğunu en başından sezmişti. Sadece Hyunjin'den bir adım bekliyor ve kendisine ne olduğunu sormak istiyordu.

Sarı saçlı çocuk bakışlarını kendisini merakla izleyen çocuğa çevirdiğinde bu sefer birbirlerine sormak istedikleri sorular eşitlenmişti.

Hyunjin şaşkınlıkla karşında fena hâlde dağılmış gibi gözüken Minhoya baktığında neler olduğu hakkında içinde biriken sorular onun yüzünün iyice tuhaf bir hâle gelmesine sebebiyet veriyordu.

Dün yaşadıkları tuhaf dakiklarda Minho'yu ilk defa bu kadar kötü bir hâlde gördüğünü düşünüyordu. Yanılmıştı. Kesinlikle yüzündeki çoğalmış yara izleri ve ışıltısı sönmüş bakışlarıyla her geçen gün kötüye gidiyordu.

"Yüzüne ne oldu? Çok kötü gözüküyor. Kim yaptı bunları?"

Minho, karşısında ona endişeyle bakan çocuğa ifadesizce bakarken içinden bu soruları gerçekten endişelendiği için sorup sormadığını düşünüyordu. Kar tanelerinin sarı saçlarına tek tek konuşunu izlemek, sorularını cevaplamaktan daha basit ve huzurluydu onun için.

Aralarında son zamanlarda az olan mesafeler Minho için artık işkenceye dönüşüyordu. Neden şuan onunla konuşuyordu? Neden onu izliyordu?

"Benim için endişelenmemelisin."

Hyun, konuşmak için dudaklarını araladığında her zamanki gibi kapıları açmak için gelen güvenlikçinin varlığıyla, tabiri caizse Minho'nun yanından kaçmıştı.

Kaçtığı kişi aslında Minho değildi. Bu sefer ona karşı hisleriydi. Ve ona söylemek istemediği yalanlarıydı.

...

Uzun zamandır bölüm atamadığım için üzgünüm, zor bir süreçten geçiyorum. Bundan sonra daha sık atmaya çalışacağım.^^

Reflections, HyunhoHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin