1.4

60 9 0
                                    

2 gün sonra

George elini üzerineki siyah pantolonun cebine attı, cebinde parası olduğuna emin olunca girdi küçük markete. En sevdiği kahvenin nerde olduğunu çok iyi biliyordu, hemen soğuk içeceklerin olduğu yere yürüdü. Fiyatları görünce kendi kendine sessizce mırıldandı "Tanrım, Bu şey ne zamandır bu kadar pahalı?"

Eline aldığı teneke kutuyu, kahveyi incelerken dalmıştı çok uzak düşüncelere. Bir anda bir sesle irkildi, çıktı o dünyadan. "George, burada ne yapıyorsun?"

Bu Clay'di. Sarı saçları darmadağan olmuş ve biraz uykusuz görünüyordu. "Hiç, sadece kendime kahve alacağım" diye yanıtladı George.

"Ah seni çok iyi tanıyorum, yine o kahveden alıyorsun" dedi Clay. Bir yandan sarı saçlarını eli ile düzeltiyor, zümrüt yeşili keskin bakışları saçlarının altından parlıyordu. Saçlarını düzeltilten sonra kafasını kaldırıp George'a baktı, tekrar gülümsedi "Seni burda bulduğum güzel oldu, bu gün kahveler benden olsun" diye bozdu oluşan sessizliği.

"Hey hey ben alırım, yeterince param var" dedi George arkasını dönüp kasaya doğru yürürken.

Clay kolundan tutup durdurdu George'u "Paran olmadığını söylemedim. Aslında seninle seninle bir konu hakkında konuşmak istiyorum"

"Bir sorun mu var?" diye mırıldandı George, Clay'e endişe ve merakla bakarken. Clay'in yüzünde garip bir ifade vardı. George'un sorusuna cevap vermedi, sessiz kalmayı tercih etti. Bunun üzerine "Anlıyorum, bu yüz ifadesini nerede görsem tanırım. Önemli bir şey var..." dedi George kollarını birbirine bağlarken. Clay dudağını bükerek cevapladı, "Bilmiyorum... Sadece konuşmak istiyorum, anlarsınya" Derin bir nefes alıp verdi George "Peki peki, nerede konuşmak istersin?"

Clay'in yüz ifadesi birden değişti, gülümseyerek George'un elindeki kahveyi aldı "sen ilk önce şunu bana ver de ödeyeyeyim, sonra gideriz" dedi.

George kahveyi, ondan küçük olmasına rağmen uzun olan Clay'in elinden almak için hiç çabalamadı bile. Ona yetişmesi biraz zordu, sadece "peki" diyip marketten dışarı çıktı, kapının önünde Clay'i beklemeye başladı.

Bir süre sonra Clay, elinde küçük beyaz bir poşet ile çıktı marketten. Hemen "Beni takip et" diyerek peşine taktı George'u. Clay, George'un "Nereye gidiyoruz" sorularına asla cevap vermiyor, önden yürümeye devam ediyordu.

George tekrar "Clay cevap ver, nereye gidiyoruz?" diye sordu. "Çok fazla soru sorma Gogy, sadece seni 'özel mekana' götürüyorum" dedi Clay sırıtatak.

"İlk olarak bana 'Gogy' deme, ikinci olarak 'özel mekan' da neresi? Eğer gerçekten nereye gittiğimizi söylemezsen bırakıp gideceğim Clay"

Clay durdu, kaşlarını çatarak gülümsedi ve George'un gözlerine bakarak sordu "hatırlamıyor musun?"

Cevap veremedi George, Clay ona bu yüz ifadesi ile bakarken resmen dili düğümlenmişti sadece iki yana kafa sallayabildi. Clay tekrardan gülümsedi elini yavaşça kaldırıp George'un kafasını okşadı "Merak etme hatırlayacaksın"

George Clay'in kafasını okşamasından rahatsız olmuş olacaktı ki gülümseyerek Clay'in elini iteledi "Bana bebekmişim gibi davranmayı bırak seni şapşal!"

"Öylesin" dedi Clay önüne dönüp yürümeye devam ederken. "Senden büyüğüm" diye gülerek söylendi George, Clay'in peşinden gelirken.

"Benden büyük olman bebek olmadığın anlamına gelmiyor, on yedi yaşındasın diye kendini çok büyümüş sanma" dedi Clay dalga geçerek. Clay'in sözünü "Neredeyse on sekiz" diye gurulu bir şekilde düzelti George. "Ah evet, haklısın" dedi Clay. "Neredeyse on sekiz yaşında bir bebek" diye ekledi dalga geçerek.

Bir Buket GülHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin