first love and flower kisses

15.9K 1.1K 435
                                        

Çiçekler; Jungkook'un hayatında daha önce hiçbir yeri olmayan, anlamsız güzelliğe sahip olan, gereğinden fazla narin bitkilerden ibaretken şimdi birçok şey değişmişti. Geçtiği her sokakta, gitti her yerde gördüğü en ufak bir çiçek; aklına omegayı düşürüyor, yanında olmadığı her saniyede özlemden burnunun sızlamasına sebep oluyordu. Çiçekler, değişiyor ve büyüyordu. Kim Taehyung gibi günden güne güzelleşiyor, kokusunu etrafa salıyordu.

Kim Taehyung, çiçeklerin tenini süslediği apayrı bir çiçekti gözünde. Her gün sarılarak büyüttüğü, öperek suladığı ve gönlünün her yerine tohumlarını bıraktığı bir çiçek.

Kendi kendine daldığı düşüncelerinden ayak sesleriyle kurtulmayı başardığında sessizce mırıldandığı ve günlerdir aklına takılan şarkıyı söylemeyi bırakıp yavaşça arkasını döndü. Yataktan olduğu gibi çıkan Taehyung'u gördüğü an gülümsedi ve tezgaha yaslanarak ona doğru ayaklarını yere sürerek yürüyen omegayı izlemeye başladı. Üstüne hiçbir şey geçirmeden, dağınık dalgalı saçlarını düzeltme zahmetine girmeden minik adımlarla ona doğru yürüyen omeganın bu hali bile, ona körkütük aşık olması için yeterliydi.

"Sen neden her zaman çok erken uyanıyorsun?" deltaya kavuştuğu an, beklemeden kollarını etrafına sarıp omzuna yaslandığında Jungkook gülümseyerek sarılışına karşılık verdi. "Sana kahvaltı hazırlıyorum işte." diye mırıldandı karmakarışık saçlarının arasına öpücükler kondururken. "Sensiz uyanmak güzel değil ama..."

"Ama seni uyurken izlemek çok güzel." diye itiraf ettiğinde bunu çoktan bilen Taehyung kaşlarını çatarak geri çekildi. "Ya yapma bunu Jungkook! Utanıyorum sonra..." dese de Jungkook'un buna devam edeceğini de biliyordu. "Bu senin sorunun." omeganın kaşının üstünden öperek konuştuğunda Taehyung gözlerini devirerek tamamen geri çekildi.

"Kahve yaptın mı?" diye alakasız bir soru sorduğunda Jungkook kafasını olumsuz anlamda salladı fakat aklına bir şey geldiği an hızla önüne döndü. "Az daha yakıyordum..." diye söylenip kırdığı yumurtaya şok içinde bakmaya başladığında kahve makinesiyle uğraşmaya başlayan Taehyung istemsizce kıkırdadı.

İçinde farklı ve garip hislerle uyanmıştı; fakat bu hislerin kötü yönde olmadığını, sadece birçok şeye alışan benliğine farklı geldiğini biliyordu. Her gün özenle ve sıkılmadan ona kahvaltı hazırlayan deltayı baştan aşağı inceledi. Jungkook'un çok iyi göründüğünü biliyordu, takım elbisenin üstünde harika durduğunun ve saçlarını iki yana ayırdığında bambaşka bir boyuta ulaştığının farkındaydı fakat en çok bu halini seviyordu.

En doğal ve çabasız haliyle, uyandığı gibi kendi kendine şarkılar mırıldanarak kahvaltı hazırlayan Jeon Jungkook; ona bu zamana kadar yaşadığı her şeyi unutturacak kadar hoşuna gidiyordu. Üstelik kendisine bile bol gelen büyük tişörtleri ve yapısına kesinlikle uymayan, ayak parmaklarını her yere çarptığı için Taehyung'un zorla aldığı ayıcıklı panduflar ona gereğinden fazla sevimli bir hava katarken yapmak istediği tek şey ölene kadar ona sarılmaktı.

İzlendiğini anlayan Jungkook, söylendiği şarkıyı kesmeden omegaya dönüp şarkının ritmine göre yerinde sallanmaya başladığında göz göze geldikleri an, Taehyung istemsizce güldü. Omeganın gülüşüne, gülerek yanıt verip tezgahın diğer ucunda duran omegaya eğildi. İstediği şey çok basitti, minik ve hızlı bir öpücük.

Taehyung da ona doğru eğilerek dudaklarını birleştirdiğinde Jungkook'u dışarıdan gören birinin tanımayacağına emindi. Evdeki ya da her zaman onun yanında olan Jungkook, çok özel ve güzeldi.

Geri çekilmek yerine daha çok eğilip deltanın kalçasına hızla vurduğunda Jungkook gülmeye başladı. "Sen buna iyi alıştın." dedi hiçbir şekilde rahatsız olmadan. Omeganın yaptığı hiçbir hareket ona aşırı gelmiyor, rahatsız olmuyordu fakat bu hareketi başkası yapsa sinirleneceğini de biliyordu. "Ne yapayım Jungkook? Güzel olmasaymış."

twin flamesBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin