Jisung gözlerini ovuştururken kucağına bıraktığı çantasını alıp bir omzuna takarak ayağa kalktı. Sabahın dokuzunda okula gelmek hiç etik değildi ona göre. Yalpalayarak servisten indi ve büyük bahçede giriş kapısına doğru yürümeye başladı.
Kendini uyandırmaya çalışırken arkasından gelen ses yüzünden bütün algıları bir anda açılmıştı.
"Jisung!"
Yanında biten çocuğa kafasına çevirdi. Dünden sonra hiç konuşmaz diye düşündüğü çocuk ertesi sabah hiç huyu olmadığı halde yanına gelmişti. Alaka aramaya başlarken, "Günaydın," lafını duyduğunda klasik bir selamlama olduğunu anladı. Ancak yine de heyecanına engel olamamıştı.
"Günaydın Minho." Sesinin bu kadar cıvıl cıvıl çıkacağını kendisi de tahmin etmemişti. Birkaç saniye önce uyuklarken şimdi eğer konuşma devam ederse ne diyeceğini düşünüyordu. "Naber?" Hemen ardından gelen soruya dünkü gibi cevap vermemek için yutkundu.
"İdare eder. Sen?" Sesinin samimi çıkmasına fazlaca özen göstermişti ki başarılı olduğunu da düşünüyordu. Minho gülümseyip kafasını salladı minik minik. "Aynı."
Konuşmaları sınıfın önüne geldiklerinde bitmişti zaten. Minho önden kapıyı çalıp sınıfa girdiğinde Jisung dersin çoktan başladığını gördü. Minho'nun arkasından pıtı pıtı yerine yürürken arkadaşlarına doğru sırıtıyordu. Sırasına geçip çantasını arkasına koyduğunda sessiz bir çığlık attı. "Arkadaşlar lan!"
Hepsi ona döndüğünde tek istekleri yoklama alan hocanın biraz daha oyalanmasıydı. Felix heyecanla yanındakinin kolunu tutup salladı. "Bir şey oldu. Minho'yla aynı anda girdiniz sınıfa. Arkasında minicik kalıyordun Jisung, çok tatlı of geberdim."
Jisung fark etmediği ayrıntıyı hayal ettiğinde gözlerini kapatıp kafasını arkaya attı. Tekrar doğrulup arkadaşlarına yaklaştığında, "Yanıma geldi servisten inince. Günaydın dedi amına koyayım. Naber dedi."
"Umarım dünkü mallığı bugün de yapmamışsındır," diyen Chris'e kafasını salladı. "Yapmadım. Çok samimi konuşmaya çalıştım hatta. Ama şok oldum oğlum bir anda yanımda görünce. Normalde yanındakiyle diğer kapıdan girerdi okula."
Felix sırıttı. "Aşık."
"Sus abla sus."
Changbin gözlerini kısarak sanki bir şey duyuyormuş gibi bir ifadeye bürünürken, "Elf kulaklarım yaklaşık 1 ay sonradan sinyal aldı. Sizi olmuş biliyoruz artık," demişti. Hepsi ona gülerken hocanın derse başlaması yüzünden gülmelerini yarıda kesmek zorunda kalmıştı.
Birkaç ders bütün sıkıcılığıyla geçerken sonunda öğle arası gelmişti. Dörtlü aç karınlarını doyurmak için kantine gitmek üzere ayaklandıklarında Jisung arkalarından yürüyordu. Sırasından kalktığında ve ilerlemek istediğinde bir beden önüne geçmişti. Kafasını biraz kaldırdığında bu kişinin Minho olduğunu görmesiyle hızlanan kalbini durduramadı bile.
Geçip gitmek için sol tarafa kaydığında karşısındaki de o tarafa adımlamıştı. "Minho, çekilsene," dediğinde diğeri inat gibi kollarını açmış sarılıyormuşçasına önündekine biraz daha yakınlaşmıştı. "Geçsene sen de," demişti gülerek. Jisung böyle basit flört hareketlerinden normalde nefret ederdi ancak şimdi hoşuna gidiyordu ve buna anlam verememişti.
Minho yüzünden kendi duvarlarını bir bir yıktığını fark ediyordu ve bu onu gerçekten sinirlendiriyordu. O anlık sinirle Minho'yu kenara itip oflayarak yanından geçerken sınıftan çıkmıştı. Onunla flört etmek, konuşmak vesaire gerçekten hoştu fakat bazı şeylere tahammülü olmuyordu. Söz konusu Minho olsa bile.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Close |MINSUNG|
Fiksi Penggemar"Şu çocuk ne zamandan beri bu kadar çekici?" Her şey, Jisung'un yeni sınıfındaki mor sweatli çocuğu bir anda fazla çekici bulmasıyla başlar.
