Evin dışarısında biraz durup olanları düşünüyordum her gün bir adım daha fazla yaklaşıyordum hedefime ancak bu hedef kimin hedefiydi?
Bu aralar bunu daha fazla sorgular oldum ben Herman Gray bu hayata yeniden gelmiş şu an bir iskeletim ve hedefim Gudrunun dediğine göre ruhumun diğer parçasını bulmak mı?
Ruhumun diğer parçasını bulamazsam anılarım hiçbir zaman geri gelmeyecek mi? ilk hedefim anılarımı birleştirmek mi?
Eski hayatımda olduğum gibi güçlü olmak mı bu vücutla neler yapabilirim ki?
Neden ve ne zaman diye soruyordum kendime bir hedefte yaşamalıyım bu beni güçlü kılar ve her gün daha fazla güçlenirim. Yavaş yavaş bunları düşünerek pipomun kalan tütünlerini ve küllerini yere atarak eve girdim ön basamakları çıkarken bir çok sesin ardında biraz ses duydum arkamı döndüğümde kimse yoktu. Cübbelilerin beni bulma olasılığı çok azdı beni en az 1 hafta arasalar anca bulurlardı. Nesregin bir dostu ev için kaybolma büyüsü yapmış benden başkası bu sokağa girip sürekli farklı yerlerden çıkıyordu bazen bir kısa yol gibi kullanan bile vardı ancak Cübbelilerin bulmaması için mükemmel bir tuzaktı. Biraz daha dışarıyı izledikten sonra içeri girip her pencereyi kapatarak salondaki koltuğa uzandım. Uzandığım gibi bugünkü yorgunluklarımın hepsi üzerime çökmüş gibiydi. Kemiklerim eriyormuş gibi rahatlamıştım sanki artık mobilya olmak istiyordum sadece. Gözlerim kapandığında ağır bir rüyaya adım attım. Bir kaç gün önce gördüğüm gibi ruhum resmen vücudumdan ayrılmıştı kendimi mobilyada uzanırken görüyordum kendime yeniden dokunmaya çalıştım ancak bir hayalet gibi ellerim kemiklerimin arasından geçip gitti. Pencereleri kapatmıştım ancak bu formda pencerelerden yürüyerek çıkabilirdim. Yukarı katta kapamadığım bir pencere vardı onun yanına gitmeye karar verdim büyük balkonun kapısındaki pencereyi kapatmamıştım yukarı çıktığımda şehirden gelen gücün rüzgarı kemiklerime soğuk bir rüzgar gibi çarpıyordu sanki gerçek dünyada yürüyordum. Balkonun kapısından geçerek şehrin soğuk rüzgarını biraz daha hissetmeye başladım gözlerimi kapatarak şehri dinlemeye başladım sanki farklı bir dünyadaydım Rüyaların dünyası Nekropolis genelde canlı ve sesli olur insan sesleri, at arabaları, sokak satıcıları, Blackfoge ateşi ve devam eden birçok şey her zaman sesli olurdu Nekropolis ancak şuan tamamen karanlığa gömülmüştü seslerin üzerine bir örtü örtülmüş gibi hepsi sonuna kadar kısılmıştı.
Böyle sakin olması çok hoşuma gidiyordu her sokak lambası o gün Katedralden çıkan ruhların parlaklığı gibi parlıyordu siyah bir örtünün üzerinde yüzlerce ateş böceği varmış gibi bir manzaraydı. Gecenin bitmesi ve sisin kalkmasına az kalmıştı her gece Nekropolise biraz sis çökerdi sanki her gece sular basardı sokakları ama burada ayak bileklerine kadar gelen ağır ve yoğun bir sis vardı bazı günler gerçekten şehir sise gömülür bir çok kişi birbirini göremez olurdu. Zamanla gözleriniz bu sise alışır sokak lambalarının ışığı ile hareket ederdin. Balkonda bir kez daha derince bir nefes aldıktan sonra geçen seferki gibi katedrale gitmeye çalışacaktım. Aşağı kata indim ve kapıdan dışarı sadece yürüyerek çıktım sokaklar tamamen boşalmıştı ve etrafta sadece sokak lambalarının ışığı vardı ışıktan ışığa adım atarak Katedralin önüne doğru ilerledim katedralin sokağına girdiğimde geçen seferki gibi Katedralin pencerelerinden bile ışıklar geliyordu. Sokağa girdiğimden beri her yer daha fazla aydınlık olmaya başladı etraftaki binaların pencelerinden çarpan ışık etrafı daha fazla aydınlatıyordu. Etraftaki binaların duvarları yerdeki döşeme taşlar ve aralarından çıkan otlar belli oluyordu. Binaların etrafındaki taşlar ve kullanılan tahtalar eskimişti ancak çok iyi bir şekilde korunmuştu. Katedrale doğru her bir adım atışımda etraf daha fazla parlıyor güneş çıkıyormuş gibi hissettiriyordu. Katedralin duvarlarındaki matralar geceleri normalde parlardı ancak pencerelerden, kapının aralığından hatta duvarların çatlaklarından gelen ışıklar mantarların parlaklığını çalmıştı. Kapıya doğru geldiğimde kapıyı açtığımda üzerime yağacak ruhlar için kendimi hazırladım ayaklarımı yere sertçe basıp duruşumu düzenledim ve Katedralin kapısındaki kulplardan tutup kapıyı kendime doğru tüm gücümle çektim. Kapı açıldığı gibi ruhlar üzerime yağmaya başladı gözlerim iaçamıyordum bile sadce etrafımdan ve içimden geçen yüzlerce ruhun sanki kemiklerimi kestiğini hissediyordum her biri o kadar yakından geçiyor ki balkondan hissettiğim rüzgarın 100 katı kemiklerimin ucundan geçiyordu. Ve her biri o rüzgarlar ile küçük kesikler bırakıyordu. Kendimi biraz daha tutup biraz yavaşladıklarında gözlerimi yavaşça açtım her taraf hala çok parlaktı ancak biraz daha katedralin içini görebiliyordum dışardaki siyah taşlardan yer döşemesi vardı. Yerdeki taşlara etraftaki vitray lardan bir çok imge parlıyordu. İçeri doğru uzun bir Katedraldi yanlarda 12 ila 15 tane oturacak yerler vardı her biri siyaha boyanmış tahtadan gibi görünüyordu ancak tahtanın o kadar içine işlemişti ki renkler tam emin olamıyordum. Katedralin yanlarındaki pencelerden gelen parlaklık etrafa dağılmıştı dışarıdaki ruhlar hareket edip kaçtıkça vuran ışıklar yer değiştiriyordu. Katedralin başında büyük bir Velesin oturduğu bir heykel vardı altında bir çok mum yanıyordu bazen ışıklar vurup mumları hareket ettiriyordu birçok mum akıp yerlere kadar gidiyordu mumların başından bir duman çıkmaya başlamıştı o zamana kadar siyah döşemelerden ve pencelerdeki ışıktan dolayı fark edememiştim birisi mumların önüne doğru oturmuş tütsü yakıyordu yavaşça yaklaşmaya başladım ilk kez burada parıldamayan birini görüyordum. Yavaşça yaklaştım ve omzuna dokunmak için eğildim ve bir çam sesi beni geriye doğru adım attırdı ardından geçen seferki gibi "Zincir!" diye bağıran bir ses duydum üstümdeki pencereye bakarken Velesin heykelinden doğru binlerce zincir bana doğru yöneldi ve içinden geçmeye başladığında gözlerim kapandı. Gözlerimi açtığımda yatağımda yatıyordum Nekropoliste sabah olmuştu bile gecenin sisi kalkmış tüm sokak ışıkları sönmüştü yeniden o sessizlikten arabaları insanlar ve sokak satıcılarının arabasında kaynayan o çorbanın kokusu yeniden havaya karışmaya başladı. Bir çok işim vardı kalkmalıydım ancak o gerçeklikten kaçamıyordum. Koltuğumdan kalkıp yukarı çıktım ve balkonun kapısı açarak balkona çıktım. Katedralin başındaki çan evin balkonundan görünüyordu. O kişiyi düşünmeden edemiyordum ilk kez Rüyalar dünyamnda benden başka ruh olmayan birisi vardı bir tütsü yakmıştı tütsünün kokusu tarçın ve adaçayı gibi kokuyordu. Düşündükçe geri dönüp kim olduğunu sormak istiyordum. Yüzümü yıkayıp aşşağı indim ve neler yiyebilirim diye düşünürken kapının çaldığını duydum eve kadar gelebilecek çok az kişi vardı aşşağı inip kapının yanındaki pencereyi açtım kapının önünde Hugrun vardı. Hugrunu görünce kapıyı açtım ve içeri davet ettim koltuktaki yastıkları hızlıca düzelterek oturması için işaret yaptım ve içeri gidip yukardaki dolaplardan demlik ve çay indirdim musluktan su koyarak kaynaması için ateşi açtım. Mufaktaki sandalyelerden bir tanesini çekip Hugrunun karşısına oturdum. Hugrun neden geldiğini anlatırken su kaynamıştı demliğe 2 kaşık çay koyup üzerine kaynar suyu doldurdum ve içeri Hugrunu dinlemeye geri koyuldum. Hugrun ayrıca Nesregin söylediği malzemeler için görev oluşturmuştu sabah gelmeden önce Hugrun göreve kaydolma işini halletmişti bile. Sadece gideceğimiz yer hakkında bilgi toplamalıydık ve yerel marketlere geri kalan malzemeleri sormalıydık Nesreg bir çoğunun olduğu bir kaç market ismi vermişti bile. Hugrunda yıllardır Nesregin yanında olduğu için birçok malzemenin nereden alındığını biliyordu. Hugrun görev yeriyle daha fazla bilgi verirken çayın kaynadığını duyarak özür dileyip yeniden kalktım bu evde hiç bardak çıkarmamıştım o yüzden biraz dolapları karıştırıp bardaklara baktım ve 2 tane kulplu bardak görüp aldım önceden kaynattığım suyla içlerini çalkaladım ve döktüm sonrasında çayları koyup rendine baktım renkleri kan renginden biraz daha açıktı ve demler çökmüştü evi çayın kokusu kaplarken bardakları bir tepsiye koyup Hugrunun önüne koydum ve bende kendi çayımı aldım. Hugrun sözlerine devam etti bir kaç kere işini halletmek için dışarı çıktığını da söyledi. İlk dışarı çıkış genelde nasıl olduğu ile alakalı bir kaç şey anlattı ve anlattıklarına dayanacak olursam çok acı çekeceğim belliydi sanırım. Fakat kendimi hazırlamıştım Hugrun çayını bitirdikten sonra ceketinden bir şapka çıkarıp bana verdi ihtiyacın olacak dedi. Hugrun bugün araba işlerini halledecek ayıca Nesregin biraz yardıma ihtiyacı vardı ona yardım ettikten sonra akşam sularında çıkabilirlerdi. Görüşürüz dedikten sonra kapıdan onu yolladım ve evi biraz toplayarak bende çıktım. Her şehirden çıkmadan önce loncadan izin almam lazımdı sonrasında onu şehir merkezinde bir yere götürerek kayıt oluşturmam lazımdı. Akşama kadar bende anca işimi halledebilecek gibiydim. Loncaya gittiğimde danışman benim nereye gidip hangi formu doldurmam gerektiğini anlatırken bir çok imza atıyordum ve nereye ne zaman gideceğimi ne zaman dönmem gerektiğini yazan bir çok form dolduruyordum. Hepsini hallettikten sonra Loncadan çıkıp bir kaç tane formu şehir içindeki bir yere daha götürmem gerekiyordu sanırım burası ilk kez iskeletlerin çıkmasını kaydeden bir yerdi herkes buraya kayıt olmalıydı. Normal lonca gibi bir binaydı ancak içerisi küçük ve sıkışıktı barların arkasında birçok danışman vardı ve form dolduruyorlardı sıra bekleyenler için sadece 2 tane koltuk koymuşlardı ve gerisi ayakta sıralarını bekliyorlardı. Kapının önündeki güvenlik ne yapmam gerektiğini ve neden yapmam gerektiğini bir daha anlattı zaten tüm gün danışmandan bunları dinliyordum sanki herkeste aynı metin vardı ve her gelen kişiye bunları okuyorlardı. İçeri girip güvenliğin dediği gibi sıraya girdim önümde 5 kişi filan vardı teker teker herkesin işini hallediyorlar ancak bazen tartışmalar oluyordu bu formu neden doldurayım gibisinden kavgalar çıkabiliyordu ancak kapıdaki güvenlik kavgayı çıkaranları dışarı atıyordu yarım saat sonra sıra bana geldiğinde etrafı izlemekten dalmışım danışmanlardan biri bana seslenerek ne işim olduğunu sordu kayıt olmak için geldiğimi söyleyince yüzü biraz ekşidi ve elime bir form vererek sizin işiniz yan bankda diye gönderdi formu okurken güvenliğe yeniden gidip doğru şeyi mi yaptığımı sordum ancak ilk kez çıkıcaksam yandaki banka uğramam gerektiğini danışman gibi yeniden anlattı ve yan taraftaki danışmanın orda sıraya girdim önümde yeniden 4 kişi filan vardı akşama kadar sıra bekleyip formumu birinin onaylaması doldurması yemek araları derken şube den çıkarken artık beynim çok kötü acıyordu. Formaları ve izinleri alıp Nesregin dükkanına doğru gittim ancak ayakta durmaktan ve sürekli birilerinin lafını 10 kere dinlemekten dolayı çok yorulmuştum. Nesregin dükkanın önüne geldiğimde dükkanın önü biraz boşalmıştı ve Nesreg de zaten dükkanın önünde durmuş piposunu içiyordu üzerindeki dumanlar Pipodan mı yoksa içerdeki sıcaklıktan dolayı mı bilemiyordum ama sakalının her tarafından dumanlar çıkıyordu. Geldiğim gibi bana selam vererek Piposunu söndürdü ve içeri doğru geçti bende ofisine doğru ilerledim Nesreg ofise atölyeden girdi hala üzerinden yavaşça dumanlar çıkıyordu. Arkasından Hugrunda ellerinde demirci eldiveni ve gözlüğü ile içeri girdi göz göze gelip selam verdik birbirimize. Nesreg işlerin nasıl gittiğini sordu form olaylarını anlatırken Hugrun üstündekileri çıkarıp zırhını yeniden giyiyordu. Nesreg ben biraz anlattıktan sonra kahkaha atmaya başladı. Bende olayı bir daha kendi gözümden dinleyince açıkcası komik geldi ama çok sinir bozucu bir 5 saatti sinirden ağlasammı gülsemmi bilemedim ama Nesreg ile beraber gülmeye karar verdim olayı anlatmayı bitirirken Hugrunda üstünü giyinmiş 2 tane çanta takmıştı kollarına içeri girince bir tanesini bana fırlattı. İçindekilerin yolculuk için gerekebileceğini söyledi. Bir kaç tane bıçak, ip, yakıcı, çakmak, ve ilk yardım çantası gibi doğada kalırsak diye bir kaç şey vardı ve dışarıda olursak diye çantanın arkasına bağlanmış bir uyku tulumu vardı. Eşyaları kontrol ettikten sonra gidebiliriz demişti Nesreg gerekenler listesine bir kez daha baktı kontrolünü yaptı ve kafasını sallayarak listenin doğruluğunu onayladı. Hugrun önden çıkarak ağıla doğru ilerledi. Ağıla geldiğimizde araba hazırlanmıştı bile atların ipleri bir makinaya bağlıydı bu Nesregin tasarladığı bir makinaydı atların yolu takip etmesi için tasarlamıştı yoldan çıkıp fazla titrerse yola sokmak için tekerlekleri durduruyordu. Gideceğimiz yerde yol üzerinde olduğu için kolay bir yöntemdi. Vagonun içerisinde 2 katlı bir yatak ve bir koltuk vardı koltuğun arkasında bir tane çanta koyulabilecek bir yer de vardı. Çantalarımızı koltuğun arkasına yerleştirdikten sonra Nekropolisin kapılarına kadar Hugrun ipleri eline alıp atları sürdü. Kapılardan sonra makinanın yanındaki ipi çekerek makinayı çalıştırdı ve vagona gelip oturdu. Vagon ilk kapıdan çıktığında artık Nekropolisin dışarısındaydım bu beni aşırı heycanlandırmıştı. Arkamıza baktığımda sadece arkamızdan gelen bir kaç vagon daha vardı. Yatağıma yatarak Hugruna iyi geceler diledim ve gözlerimi kapayarak Katedraldeki kişiyi düşünmeye başladım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Nekropolis
FantasyÖlüler ile tanıştığınızda Yaşamın ölüm ile yakınlığını daha çok farkedeceksiniz
