2- on dört bahar

479 72 11
                                        

Yang Jeongin

**

On dört yıl oluyor.

On dört bahar geçiyor.

Havası hiç değişmiyor.

Az evvel keşfe çıktığımda kendime hâkim olamayıp yaptığım ufak gösteriden sonra saraya geçiyorum. Oklarım orada kalıyor. Servet bırakıyorum arkamda. Lakin şovuma değdi diye düşünüyorum. Kral Hwang Byungjae'nin yanına gitmeden önce duş alıp kutlama için getirdiğim kıyafetimi giyiyorum. Hizmetlilerin kralın odasına girecek olmama karşı bıraktıkları şaşkınlık nidaları eşliğinde kapıya ulaşıyorum. Bir hizmetli önce benim geldiğimi haber verdikten sonra nihayet giriyorum içeri. Çocukluğumda ikinci babam bildiğim beden karşılıyor beni. Simasını neredeyse unutmuşken on dört yıl evvelki samimiyetiyle bakıyor bana. O hâlâ aynı kral lakin ben yedi yaşındaki ufaklık değilim.

Gözlerinin dolduğunu fark ediyor, gözlerimi kaçırıyorum. Bir adım yaklaşıyor. Hâlâ aynı sesi. "Jeongin-ah."

Seslenişiyle tekrar yüzüne dönüyorum. On dört yıl geçiyor birinin bana böyle hitap etmesinin üzerinden. En son söyleyen kişi de bizzat kendisi. Adrelfia'nın kalbi, babamın en kadim dostu, Kral Hwang Byungjae. O bile duygulanmışken kendimi tutmam çok güçleşiyor. Dişlerimi sıkıp selam veriyorum. "Kralım."

Başını sallıyor sağa sola. Onaylamıyor bu mesafeyi. Kollarını açıyor kocaman. "Gel buraya."

Dayanamıyorum. Birine sarılmayalı da on dört yıl olmuştur belki de. Çocuk gibi heyecanlanarak kollarına gidiyorum. Babammış gibi hayal etmekten alamıyorum. Elimde olmadan sıkı sıkı sarılıyorum. Babam gibi kokmuyor fakat onun kadar içten sarılışı. Dakikalarca kalıyoruz öyle. Durdurmuyorum gözyaşlarımı. Toparlanıp ayrılıyorum. İşaret ettiği koltuğuna geçiyorum. "Nasılsınız?"

Burnunu çekiyor. Gözleri yaşlı, ondan farksızım. Babacan bir gülümseme bırakıyor. "Sen buradasın ya gayet afiyetteyim. Asıl sen nasılsın?"

Aynı şekilde gülümsüyorum. "Pek âlâ iyiyim. Her şey yolunda." Esasında değil. Her günüm aynı geçiyor, sıkılmaktan akademinin kaç adım olduğunu sayıyorum. Ok atmak bile beni heyecanlandırmıyor. Bazen konuşmamaktan sesimi unutuyorum. Ölüyor gibi oluyorum özlemekten fakat ölmüyorum. Diyemiyorum tüm bunları. Sesli söylemeye cesaretim de yok zaten. Beyaz bir yalan söylüyorum geçiştirerek. Bir hafta sonra bir önemi kalmayacak ne de olsa. Akademideki vasat hayatıma geri döneceğim.

Onaylıyor söylediğimi, belki de inanmıyor. Şimdilik durmuyor üzerinde. "Burayı özlemiyor musun? Emir vereceğim diye tehdit etmesem gelecek gibi değildin."

Sahiden de yapıyor. İki mektup yolluyor. İlki kutlama için bir davet, ikincisi ise ilkini kibarca reddettiğim için eğer gelmezsem emir vererek getirteceğini söyleyen zoraki bir davet içeriyor mektuplar. Başımı eğiyorum. Böyle bir sohbette yer almayalı uzun zaman oluyor. Yutkunuyorum. "Elbette özlüyorum Kralım. Burnumda tütüyor. Fakat biliyorsunuz, burası iyiden çok kötü anılarla dolu benim için. Siz özellikle davet etmeseydiniz sahiden gelmezdim." Adım attığımdan beri ağlamak için sıkmaktan dişlerimin aşındığına eminim. On dört yıl önce ailemi kaybettiğim topraklara dönmek şimdiden işkence gibi. Zorlandığımı ve bunun tek seferlik bir şey olduğunu bilsin istiyorum.

Dışarıya bakıyor. Dudakları hafif seğiriyor, gülümseyecek gibi. "Havadislerin ilişiyor kulağıma. Almadık madalya bırakmamışsın. Ödü kopuyormuş el âlemin. Adrelfia'nın en iyi okçusu diyorlar senin için. "

Konuyu değiştirmesi bir nebze içimi rahatlatıyor, zira beş dakikaya zırıl zırıl yere çökebilirdim. Böbürleniyor gibi görünmemeye özen göstererek hafifçe tebessüm ediyorum. "Mübalağadan fazlası değil. İşim bu. İyi bir öğrenciyim. "

adrelfia // hyuninBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin