Yang Jeongin
**
"Kabul."
Zerre kadar beklemiyor onayımı. Koca dudakları aralanıyor. Gözlerime gözlerime bakıp derin bir iç çekiyor. Ardından da o pek yaramaz sırıtışını ekliyor. "Sahiden mi?"
Artık kararımdan o kadar da emin değilim. Başımı sallıyorum ama gözlerimi kaçırmaktan alıkoyamıyorum kendimi. "Ne yapmam gerekiyor?"
Ayağa kalkıyor. "Üstünü değiştirmen gerek."
Söylediği şeyi anlamıyorum. Üzerime baktığımda gayet makul giysilerimin olduğuna kanaat getiriyorum. "Neyi varmış kıyafetimin?"
Onu incelemiyorum bile ancak yüzünün yarısını kaplayan devasa dudaklarını yalıyor, gözleri tam üzerimdeyken. Fark etmememem işten bile değil. "Kutlamada giydiğin şeyi giymeni istiyorum."
Hâlâ utanmadan kutlama gününün bahsini açması inanılmaz. Doğrudan reddediyorum. "Hayır." İşte tam o an yine o gece aklıma geliyor ve ben karşımda bana arzularını dile getiren Hwang Hyunjin'de yeniden soğuyorum.
Pişkin pişkin devam ediyor. "Eğer giyersen bir okunu daha veririm."
Beni bu denli açık seçik kullanıyor olmasından hiç hoşnut değilim. Hiçbir şey demeden çıkıyorum odasından. Buraya gelene dek en sevdiğim fakat şimdi pek bir değeri kalmayan parçalarımı giyiyorum. İki ok uğruna saygım olmayan birinin söylediklerine itaat ettiğim için kendimden iğrenmeme ramak kalıyor. Onun istediği kıyafetle, onun isteğini yerinde getirmek için yine onun odasının kapısındayım. Kalbim hızlanıyor gerginlikten.
Ellerimi önümde bağlayıp kapıyı tıklayıp açmasını bekliyorum. Bekletmeden açıyor. İfadesiz bir şekilde ona bakıyorum. Onun yüzü ifadesiz olmaktan epey uzak. Baştan aşağı çekinmeden inceliyor. Gözleri biraz büyümüş gibi. İçeri geçmemi bekliyor. Odasına doğru adımlarken arkamdan kapının kapanma sesini duyuyorum. Yanlış bir şey yapıyormuş gibi hissediyorum.
Tam tuvalinin önüne koyduğu koltuğa oturuyor ve yönergesini bekliyorum. Tuvalinin önüne geçiyor. Gözleri her yerimde. Utanmıyorum lakin rahatsız ediyor. Sonunda gözü korseme takıldığında yavaş adımlarla yanıma geliyor. Korsemi işaret ederek soruyor. "Müsaade eder misin?"
Ne yapacağını anlamayınca garipsiyorum. "Neden?"
"Gevşek duruyor." Açıklaması beni sakinleştirmiyor. Özel alanıma girilmesinden hoşlanmadığımı biliyor. Kendim de yapabilirim. Cevap vermediğimde ekliyor. "Canını yakacak değilim. Sıkılaştıracağım sadece."
Bu şeyin hemen bitmesini istediğimden ayaklanıyorum. Arkamı ona dönüyor ve ne yapacaksa yapmasını bekliyorum. Bana yaklaşıyor. Sıcaklığını hissediyorum. Elleri korsemin iplerinde. Bir bir sıkılaştırıyor. O anda beklenmedik bir şekilde nefesi enseme vuruyor. Anında huylanıp kıpırdanıyorum. "Biraz uzaklaşır mısınız rica etsem?"
Ellerinin hareketini ve gittikçe belime oturan korseyi hissediyor, aynı zamanda uyarımı ciddiye almayıp boynumun oralarda nefesini duymaya devam ediyorum. Kısık sesle konuşuyor. "Koku sürmüşsün." Mütemadiyen sürerim. Özel bir anlamı yok. Daha evvel kimseyle bu denli yakın durmadığımdan olsa gerek geriliyorum ve nefeslerim düzensizleşiyor. Parmakları hâlâ iplerde. Sonlara geldiğinde daha kuvvetli bir şekilde çekip düğümlüyor. Çektiği anda elimde olmadan ağzımdan sesli bir nefes dökülüyor. Yetmiyor gibi sesi bu kez kulağımda. "Rahatla." Cürretine şaşırmaktan o an bir şey diyemiyorum bile. Hemen düğümünü atıp geri çekilerek tuvaline geri dönüyor.
Tekrar oturup kendimi toparlamaya çalışıyorum. Fırçasını eline aldığında duruşumu dikleştiriyorum. "Ne kadar beklemem gerekecek?"
Bir bana bir tuvaline bakarak işine başlıyor. "Acelen mi var?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
adrelfia // hyunin
FanfictionHwang Hyunjin. Adrelfia'nın tek prensi. Siyah saçlarını bağlarken onu izlemeyen bir fani dahi yok. Gönülçelen. Sönmüyor ateşi. Akıl alıyor. Bir tek Yang Jeongin'e kaybediyor. Seve seve yeniliyor. Ona boynu kıldan ince. Aklını alıyor.
