Yang Jeongin
**
Babam, günlüğüne "Erdemli yaşamanın en önemli sırrı hazdan kaçmaktır" yazmış. "Zira haz, şuursuzluğa yol açar, insanın insan yapan şuurudur, iradesidir." diye de eklemiş.
Ben babamın günlüğünü okuyarak büyüdüm. On dört yıldır her günüm o günlüğü ezber etmemle geçiyor. Bir öğreti benim için o yazanlar. Ondan doğru biliyorum kendimi. Ve ondan nefretimi kazanıyor Prens Hwang Hyunjin, onu o gece o vaziyette gördüğümde.
Öyleyse şimdi kendime de bir o kadar nefret dolu olmalıyım. Dün gece olanlar şuurumu kaybetmemden başka bir şey değildi. Hayatımın belki de en güzel dakikalarının bu denli yanlış olması öldürüyor beni.
Henüz çıkamıyorum yatağımdan. Aynaya bakacak cesaretim dahi yok. Yorgan olmak istiyorum. Duş almalı, eğitime gitmeli, kitap okumalıyım. Ancak devam edemiyorum. Varsın edepsiz olayım, dudaklarını istiyorum. Onu yakınımda yöremde istiyorum. Bu dürtüye nasıl engel olunur bilmiyorum, ilk kez hissettiğim bu şeylerin bir çaresi var mı ya da ben bu çareyi istiyor muyum, emin değilim.
Pek uyuyamıyorum. Lakin en azından odamdayım. Biraz daha onunla kalsaydım kendi odamda bile olmayacaktım muhtemelen. Bu ihtimali sapkınca bulmam gerekiyor lakin daha fazlasını istiyorum sadece.
Gördüğüm en kusursuz yüz. Gözümün önünden bir saniye olsun gitmiyor. Dokunuşları, bana hissettirdikleri, sevgisi, tavırları... Koskoca Adrelfia Prensi'ne böyle şeyler hissetmem biraz bile makul değil.
Ne yüzle kahvaltıya inip Kral Byungjae'nin yüzüne nasıl bakacağım diye düşünüyorum. Oğluyla yakınlaşmamı istersen öpüşmemizi kastetmediğine eminim.
Yine de hazırlanıyor ve o yemeğe iniyorum. Tam kapıda karşılaşıyorum ilk öpücüğümü aldığım prensle. Görür görmez gülümsüyor, gece dakikalarca öpüşüne karşılık veren ben değilmişim gibi yüzümü eğiyorum. Günaydınlaşıyoruz, masaya geçtiğimizde Kral Byungjae'nin anlaşma görüşmeleri için sarayda olmadığını öğreniyor ve rahatlıyorum. Ancak bu kez de Kraliçe Hwang'ın yüzüne bakamıyorum. Tüm kahvaltı boyunca dünkü müzayedeye ilişkin soru yağmuruna tutuyor. Usulca cevap verirken bir yandan da çaprazımda oturan ve sürekli masanın altından ayağıyla bacağımı dürten oğluyla baş etmeye çalışıyorum. Kekelemelerime sırıtıyor. Ona kötü bakışlar atıyorum. Hızlıca yiyip kalktığımda odama yol alıyorum.
Odamın bulunduğu koridordayken arkamdan yaklaşıp boynuma konan bir öpücükle panikliyorum. "Sevgilim."
Hwang Hyunjin sarayın ortasında boynuma bir buse bırakıp bir de üstüne bana sevgilim diyor.
Dehşet için gözlerim büyüyor. "Ne?"
Kalbimi yeterince hoplatmamış gibi bu kez önüme gelip ben ileri adımlarken o ters bir vaziyette yürümeye başlıyor. Yüzünde hiç bu denli büyük bir gülümseme görmemiştim. "Sevgilim. Bebeğim. Biriciğim. Gecem. Gündüzüm. Kuşum. Serçem-"
Kulaklarıma inanamıyorum. Daha fazla dayanamayıp elimle ağzını kapatıyorum. "Sen delirdin zannımca!"
Sahiden biri görebilir. Hwang Hyunjin'le olmak başlı başına bir risk.
Ağzındaki elimi alıyor. Bir öpücük de elime bırakıyor. Gözleri gözlerimde. "Delirttin daha doğrusu. Ziyadesiyle. Aldın aklımı başımdan dün gece."
Beni hipnoz ediyor. Yani gerçekten şu an sarayın koridorunun orta yerinde benimle oynaşıyor resmen ve ben onu durdurmuyorum. Bakışları kalbimi lime lime ederken mırıldanıyorum. "Çok utanıyorum. Bunu yapmayalım. Şu an değil."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
adrelfia // hyunin
FanfictionHwang Hyunjin. Adrelfia'nın tek prensi. Siyah saçlarını bağlarken onu izlemeyen bir fani dahi yok. Gönülçelen. Sönmüyor ateşi. Akıl alıyor. Bir tek Yang Jeongin'e kaybediyor. Seve seve yeniliyor. Ona boynu kıldan ince. Aklını alıyor.
