19- sen olmayınca

290 32 27
                                        

Hwang Hyunjin

**

Önce yaz oluyor. Adrelfia'nın yazı pek kuraktır. Saraydan her çıkmam gerektiğinde cehennem oluyor bana. Belki de mevsimin bir kabahati yoktur. Yalnızca Jeong ailesiyle beraber görünmek için dışarıda olunca sevmiyorumdur yazı.

Bu dönemde Jeongin, Minho'nun gözetiminde ufaklıklara okçuluk öğretiyor. Bu öyle güzel denk geliyor ki Jeongin düğün hakkında tek kelam etmiyor. Başta her şey yolunda gibi görünüyor, oldukça sık görüşüyoruz. Odamda bekliyor beni, kimseciklere gözükmüyor. Gönlü olmasa da bu işe karışmayacağını söylerken fazla gözü pekti. Şimdi pişman olduğunu gözlerinden bile görüyorum. Yine de yüzünü görmek ve gün bittiğinde kollarımda uyuması bana güç veriyor. Ona olan sevgim baki, değişmiyor, azalmıyor, yalnızca büyüyor.

Sonra sonbahar oluyor. Daha çok son baharım oluyor. Sarayda ben ve Prenses Jeong için bir oda açıyorlar. Odanın yerini bile bilmiyorum, bilmek istemiyorum. Jeongin'in yüzünü ay boyunca bir yahut iki defa görüyorum. Dersleri bahane ediyor, benim de onu görecek yüzüm kalmıyor. Saray, Jeong ailesinin ikinci evi oluyor. Jeongin bazı günler saraya adımını bile atmıyor.

Düğün hazırlıkları herkes bugünü bekliyormuş gibi son hızında devam ediyor. Zerre umrumda olmayan bu düğün bana yalnızca Jeongin'i daha fazla özletiyor. Sesini bile özlüyorum. Ona dokunmayalı neredeyse dört ay oluyor. Beni görmezse beni arzulamayacağını zannediyor. Ancak böyle olmadığını en iyi ben biliyorum.

Ona hayatımı vermek istiyor ve hayatımı onun uğruna mahvediyorum. Evlenmezsem -ki böyle bir seçeneğim yok- onun Adrelfia'dan gitmesi gerekecek. Onsuz yaşamaktansa onunla mutsuz olmayı tercih ediyorum. Epey de büyük bir hata ediyorum zannımca. Zira aynı sarayda kalsak dahi her gün sözde eşimin yüzünü çekmek mecburiyetinde kalacak.

Daha da sonrasında kış geliyor. Adrelfia'nın kışı öyle güzeldir ki. Alabildiğine kar, ılık bir hava ve tertemiz çam kokuları. En hoş mevsimdir. Bunu tüm halk bilir, doğal olarak annem de. Düğünün bu kış olması da onun fikriydi zaten.

İşte tam düğüne iki hafta kala buluyor sarayın yolunu Jeongin. Köşe bucak kaçtığı benimle günler sonra ilk karşılaşması. Babamın yönetimi devralmam için her gün düzenlediği alem saçması toplantıdan çıkıp odama gidiyorum. Oysa saraya uğramamak için sabah akşam verdiği derslerinden birinden dönüyor. Koridorda denk düşüyoruz.

Onu incelemekten alamıyorum kendimi. Saçları uzamış, benim kısa saçlarıma inat olsun diye bile isteye uzatmış gibi. Pek yakışmış. Gözüm gözüne değdiği an kalbim hopluyor. Onun da hopluyor mu merak ediyorum. Gözlerini çekmiyor, biraz hisli, biraz kırgın bakıyor. Çözemiyorum. Öncesinde çözerdim.

"Jeongin." diyorum. Yalnızca ismini söylemek geliyor içimden, nasıl devam edeceğimi bilmiyorum.

"Bence." diye başlıyor. "Bence böylesi daha doğru olacak." Bu dediğine inanıyor mu diye omuzlarından sarsmak istiyorum. Benim darmadağınlığımı görmüyor mu? Ya da olacaklar için bir söz hakkımın olmadığını bilmiyor mu?

Bu haldeyken tezat düşmek istemiyorum ancak ona şöyle soruyorum. "Sence doğrunun bir önemi kaldı mı Jeongin-ah?"

Her hamlesini ezberlediğim gibi tahmin ettiğim üzere şimdi de gözlerini kaçırıyor. "Kalmalı." Başını iki yana sallıyor. "Yoksa başka neye göre yaşayacağımı bilmiyorum."

Öyle yorgun söylüyor ki. Öyle çaresiz çıkıyor ki her kelime dudaklarından. Konuşmamızın pek bir işe yaramayacağını anlıyorum. Bir adım yaklaşıyorum. Gözleri korkarak beni buluyor. Bu denli iradeli dikilirken ayakta, tekrar yenilmek istemiyor gibi.

adrelfia // hyuninHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin