Hwang Hyunjin
**
Adrelfia halkına oynadığımız bu dev tiyatro son buluyor. Medeni durumumun değişmesi, yarın sabah bütün halkın ağzına sakız olmak ve tüm gazetelerin ilk sahifesine düşmek sandığım kadar kötü hissettirmiyor. Zira sahiden hiçbir anlamı yok.
Kapanış konuşması yapmam ve insanları dağıtmam gerekiyor. Fakat babamla göz göze gelince daha fazla dayanamayıp bu oyunu sonlandırıyorum.
Hızlı adımlarla saraya geçiyorum.
Jeongin'i bulup ona hiçbir şeyin değişmediğini ve değişmeyeceğini göstereceğim. Doğrudan odasına varıyorum. Kapıyı açtığımda onu bıraktığım yerde bulamıyorum.
Boğazım düğümleniyor. Kalbim sahiden ağzıma geliyor. Ben evlenirken onun burda bekleyeceğini düşünmem aptallıktı.
Odasına girdiğim gibi tüm eşyalarını karıştırıyorum. Her şeyi burda. Başka bir yere gitmiş olmalı.
Geceyi başka bir yerde geçireceğini düşünmek bile beni tir tir titretiyor.
Yüzüğümü çıkarıp Minho'yu çağırtıyorum.
"Gitmiş mi?" diye açılmış gözleriyle etrafa bakıyor. Sorduğu ilk şey bu olunca dengem şaşıyor. "Bir şey mi söyledi sana?" Nefesim hızlanırken yaklaşıyorum ona.
Göz bebekleri çok hızlı oynuyor. Onun da panik olduğu ortada. "Gidecek gibi kelamlar etti. Benimle vedalaştı. Gitmez sandım. Emin değil gibi-"
Ona veda ediyor ama haber vermek Minho'nun aklına dahi gelmiyor mu? Korkudan kalbim çıkacak gibiyken dişlerimi sıkıyorum. "Sana gideceğini söyledi ve bana söylemedin mi?"
Ona inanmam için gözlerimin içine bakıyor. "Yapamaz sandım." diyor. Olduğum yer kalıyorum çünkü ben de yapamaz sanıyorum. "Hyunjin." diyerek omuzlarımı tutuyor.
Nefes alamıyor gibi hissediyorum. Kocaman bir oda ve Jeongin yok. Ben nefes alamıyorum. "Bir şey yap." diyorum sesim çıktığınca. Sırtımı duvara yaslıyorum.
Minho beni bırakıp Jeongin'in dolabına gidiyor. "Eşyalarının hepsi burda mı?"
"Evet." dedikten hemen sonra aklıma ilk karıştırdığım zaman fark ettiğim bir eksiklik geliyor. "Hayır." diyerek dolabına gidiyorum. "Hayır, hayır, hayır.." Başımı sallıyorum iki yana. Tekrar karıştırıyorum kıyafetlerini. Gözüme siyah hiçbir şey batmıyor. "Geldiği günkü kıyafetleri yok." diyorum. Ağladığımı da o vakit fark ediyorum.
Yeniden arkamı dönüp panikle Minho'nun yakasını kavrıyorum. Gözlerim titriyor. "Minho bir şey yap."
"Onu bulacağız." diyor beni uzaklaştırmadan.
"Bana getir onu." diye yalvarıyorum.
Ellerini ellerime koyuyor. Yakasını bırakıyorum. "Yanında olacağım tamam mı, onu bulacağız." diye beni sakinleştirmeye çalışıyor.
Oda içinde hızla bir sağa bir sola yürümeye başladığımda kaybedecek bir saniyemin bile olmadığını idrak ediyorum. Aklımda beliren ilk fikri söyleyip Minho'yu yönlendiriyorum. "Kimse görmüş mü sor. Bir askeri dahi burda görmek istemiyorum, herkes onu arayacak."
Ne kadar berbat görünüyorsam gitmek yerine önce yanıma gelip sakinleştirmek üzere bir kez daha şansını deniyor. "Tamam, tamam Hyunjin. Ben her şeyle ilgileneceğim."
Aklım yerinde değil. Yüzüm yanıyor. Terliyorum. En çok da ödüm kopuyor. Sanki onun suçuymuş gibi Minho'ya yükleniyorum. "Ben her şeyle ilgileneceğim. Sen emirlerime uyacaksın."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
adrelfia // hyunin
Fiksi PenggemarHwang Hyunjin. Adrelfia'nın tek prensi. Siyah saçlarını bağlarken onu izlemeyen bir fani dahi yok. Gönülçelen. Sönmüyor ateşi. Akıl alıyor. Bir tek Yang Jeongin'e kaybediyor. Seve seve yeniliyor. Ona boynu kıldan ince. Aklını alıyor.
