Yang Jeongin
**
Müsabaka yapılacağını öğreneli bir hafta kadar oluyor.
Hwang Hyunjin'in yaptığı hamlelerle kalbimin ne kadar hızlanabileceğini bana göstermesinin üzerinden de bir o kadar geçiyor.
Bu süreçte Minhoşi ve diğer okçuluk eğitmenim Bay Choi dışında neredeyse kimseyi görmüyorum. Hırsım şu an her şeyden daha ağır basıyor ve ben bundan epey eğleniyorum esasen. Hatta buradaki en güzel bir haftam diyebilirim. Tek evim bildiğim mektebimin yandığı gerçeğini bile unutturuyor bana bu telaş.
Sabah kahvaltı bile etmeden çiftliğe gidip uyuyana kadar pratik yapıyor aralarda da kitap okuyorum. Bir de adını niyeyse Shira koyduğum atım benimle. Hwang Hyunjin görüşemediğimizden her gün sıkılmadan ahırda Shira'nın bölmesine, üzerinde "Başarılar", "İyi gidiyorsun" yazan ufak notlar bırakıyor. Söylemeye dilim bile varmıyor hatta düşündükçe dahi kızarıp bozarıyorum lakin bunu yalnızca Shira ve ben biliyoruz ki o notların her biri kalbimi tekletip beni gülümsetiyor. Evet, saklıyorum da.
Bir de yeri gelmişken söyleyeyim insanların mahremi beni zerre ilgilendirmez. Oldukça saygı duyup uzak kalmaya çalışırım fakat Minhoşiyle her geçen daha çok yakınlaşıp vakit geçiriyoruz ve bu yüzden gözlemlemek durumunda kalıyorum. Demem o ki eğer doğru hissediyorsam bir aşığı var.
Elbette bu benim meselem değil ama aklıma gelen kişiyle, ki bu Hwang Hyunjin'in en yakın dostu Han Jisung oluyor, sevgili olmaları mümkün görünüyor. Sanıyorsam sevgili prensimiz bunu bilmiyor ve hatta aklına bile gelmiyor. Bu da beni alakadar etmeyen bir başka mevzu.
Buraya gereğinden fazla alışıyorum. Hepsi müsabakanın suçu. Biraz da Hwang Hyunjin'in.
Zira bir haftamı ve esasen ömrümü verdiğim, üç saat süren bölge müsabakasının birincisi olduğum ilan edildiğinde tanrı biliyor ona gitmek istiyorum.
Gözlerim dolu dolu ilk onu buluyor. Ardından Minhoşiyi. Kral Byungjae işleri sebebiyle orada değil. Yine de bana gururla bakan iki adamı görmek içimi kıpır kıpır ediyor. Hatta belki de yalnızca Hwang Hyunjin'i.
Ödül takdiminin yarın gerçekleşeceğini öğreniyorum ama umrumda dahi değil. Ben istediğimi alıyorum. Finale kalan yarışmacılar etrafıma toplanıp içten gülümsemeleriyle beni kutluyorlar bir bir.
"Tebrikler Jeonginşi."
"Fevkaladeydiniz. Tebrik ederim."
"Sizinle aynı müsabakada bulunmak bir onurdu. Tebrikler."
Ağzım sahiden kulaklarıma varmak üzere. Hepsine teker teker eğilerek selam veriyor, minnetimi sunuyorum fakat bu sırada deli saçması bir cümle ilişiyor kulağıma. "Başından beri sonucu belli bir müsabakayı kazanmak ne denli şerefli bir mevzuymuş ya."
Onun sesiyle herkes susuveriyor. Kulaklarıma varacak dudaklarım tek çizgi oluyor. "Neden bahsediyorsunuz?" diyorum insanları aşıp onu bulunca. Finale kılpayı geçen bir hadsizin kelamlarına itimat edecek değilim elbet ama yine de açıklasın istiyorum kendini.
Gözlerini kısıp bana bakıyor. Kibiri hissediliyor. "Sence de bu denli büyük bir bölge müsabakasını senin gibi bir veledin kolayca kazanması normal mi Yang Jeongin?"
Bana velet demesi bir yana ismimi ağzıma alması dahi sinirlerimi hoplatıyor. Susmuyorum. "Laflarına dikkat etmeni öneririm. Sorun çıkarmaktan hiç hoşlanmam. Eğer sonuçlarla ilgili bir sorunun varsa gidip jürilere veyahut saraya danışabilirsin." Aklıma dolanlarla oradan gitmek istiyorum. Burnumdan solurken son kelamlarımı ediyorum. "Ancak aynı söylediğin üzere benim gibi bir veledin senin gibi bir zavallıyı kolayca yenmesini, pek kıymetli gururuna yedirememen sorun sayılmaz muhtemelen."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
adrelfia // hyunin
FanfictionHwang Hyunjin. Adrelfia'nın tek prensi. Siyah saçlarını bağlarken onu izlemeyen bir fani dahi yok. Gönülçelen. Sönmüyor ateşi. Akıl alıyor. Bir tek Yang Jeongin'e kaybediyor. Seve seve yeniliyor. Ona boynu kıldan ince. Aklını alıyor.
