Bugün izinliydim. Son 2 yılda ilk defa izin almıştım. Sebebiyse Arda'nın ilk okul günü olmasıydı.
Söz verdiğim gibi babası olarak tanıtacaktı beni arkadaşlarına. Dün Eliz'le gidip müdüre durumu anlatmıştık. Adam anlayışla karşılamış ve kabul etmişti.
Kumaş pantolonumun ütüsünü tekrar kontrol edip giydim. Tamamen hazır olduğumu hissettiğimde dışarı çıktım. Arabama binip çalıştırdım.
Apartmanın önüne vardığımda kapının önünde zıplayarak oynayan Arda'yı gördüm. Mutluydu, onun mutluluğunun verdiği mutluluk bambaşkaydı.
Sevdiğim kadının çocuğu diye mi böyle hissettiriyordu?
Kornaya bastığımda ikisi de beni gördü. Arda koşarak gelip arka koltuğun kapısını açmaya çalıştı. Arabadan inip ona kapıyı açtım. İçerideki pusete oturttuğum esnada Eliz de yanımıza vardı.
"Arda, biraz sakin ol oğlum."
"Yo, olamam."
Arda'nın cevabına kıkırdadım.
"Anneye yo denmez beyefendi."
Arda annesine kısık gözleriyle bakıp sinsice sırıttı. "Yo, dedim. Bak yine dedim."
Yanağını sıkıp ona kaşlarımı kaldırdım. Adam ol diyordum bakışlarımla. "Neyse, özüy dileyim ya. Demem."
Kıkırdayarak dikeldim. Kendi kapıma ilerlerken onun da arka koltuğa yöneldiğini gördüm.
"Eliz, öne geç lütfen."
Bana kaşlarını kaldırarak baktı. "Ne münasebet?"
"İnsanlara karı koca izlenimi vermemiz gerekiyor. Şoför değilim ben."
Yanakları kızardı. Hızla kapıyı açıp oturduğunda gülümsedim. Gerçekten çok güzeldi.
Her haliyle, o kadar güzeldi ki. Ağlayasım geliyordu.
Sürücü koltuğuna geçip arabayı çalıştırdım. Çalıştırdığım gibi Arda arka koltuktan bağırdı.
"ŞAYKI ŞAYKI ŞAYKI!"
"Kusura bakmayın," hızla Ardaya döndü, "Annecim, ayıp. Güzel bir dille tekrar söyle bakalım."
"Sorun değil Eliz, yabancı değilim ki ben. Açarım tabi aslan parçası."
Eliz bana ters bir bakış atıp önüne döndü. Elimi radyoya atıp rastgele bir kanal açtım.
Arda yarım yamalak şarkıya eşlik etmeye çalışırken gülümsedim.
Oturduğu yerde mümkün olduğunca dans ediyor, bağırıyor ve kendi kendine eğleniyordu.
Telefonumu arabaya sabitlediğim aparattayken kamerayı açtım. Onu görebilecek şekilde ayarladım. Videoyu başlattığımda Eliz hızla bana döndü.
"Ne yapıyorsun?"
"Anı? Sana da atarım."
"Benim çocuğumun videosu neden senin telefonunda olsun ki? Sınırları aşma. Kapat onu."
Yutkundum. "Tabii, haklısın. Sormalıydım önce."
Gözlerimi yola tekrar sabitleyip telefonu orada çıkattıp kapattım. Vitesin önündeki boşluğa bıraktım.
Boğazıma bir düğüm yapışmıştı, yutkunuyordum ama geçmiyordu. Halbuki güne oldukça mutlu başlamıştım.
Arabada sadece Arda'nın seslerinin olduğu bir 10 dakikadan sonra kreşin önüne geldik. Arabayı durdurup, düğmeye basarak çocuk kilitlerini açtım. Arabadan indim, ve öylece Eliz'in Arda'yı çıkarmasını izledim.
Neden bu kadar kırılmıştım ki? Doğal bir tepkiydi. Kim bir yabancının telefonunda oğlunun videosu olsun isterdi ki?
Sahi, yabancıydım ben değil mi? Öyleyse burada ne işim vardı? Ben onların hayatındaki bir figürandım.
Ben kendi hayatımın bile başrolü olamamışken nasıl ondan bunu isterdim ki? Haklıydı, yabancılar bazen sınırı aşardı.
Annesinin elinden tutup zıplayarak bana yaklaşan çocuğa baktım. "Annecim, sakin yürü."
Arda annesini onaylayarak elini bana uzattı. Tutmalı mıydım? Eliz'e döndü bakışlarım. Bakışları ile elini gösterdiğinde tuttum elini.
Belki yabancıların elini tutmasına da kızar sanmıştım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Doktor Civanım | yarı texting
Short Story"Sana daha kaç kez seni sevdiğimi söyleyeceğim? Bana bir sayı ver, umudumu yok etme. Bileyim ki sonunda sana kavuşacağım." Gönül Ağrısının devam kitabı
