3

169 10 4
                                        

Sabah alarmımın sesiyle uyandığımda üzerimde ki bornozu fark ettim.
Dün gerçekten yorucu bir gündü belli duştan sonra uyuyakalmıştım.
Zorda olsa yataktan kalkıp alarmımı kapattığımda henüz telefon elindeyken Mia'nın ismi telefonda belirdi.
"Efendim Mia."
Uykulu sesimle cevap verdiğimden olsa gerek Mia hafifçe kıkırdadı.
"Günaydın uykucu. Butiğe gitmeden önce birer kahve içer miyiz?"
Aslında bu soruya cevabım hayır olacaktı ama bir kahve içip konuşmanın iyi olacağını düşündüm ve kabul ettim. Görüşmeyi sonlandırıp telefonumu koltuğun üstüne attım ve kafamda ki havluyu atıp nemli saçlarımı savurdum.
Kırmızı bir crop, kot şort ve altına beyaz spor ayakkabılarımı giyip saçlarımı özensizce topuz yaptım ve çantamı alıp evden çıktım.
Tam arabama binecekken arkamdan gelen ıslık sesiyle arkamı döndüm.
Yaklaşık 10-15 adım uzağımda üzerinde ki yeşil ceketle Ben'i gördüğümde göz devirmemek için kendimi zor tuttum.
"Sana da günaydın, parlak kafa."
İstemsizce elimi koyu kahverengi saçlarıma götürdüm, kullandığım şampuan ve saç bakım ürünleri bana ve saç yapıma özel yapılıyordu bu da saçlarımın ışıldamasına sebep oluyordu.
Yanıma gelip ellerini saçıma götürdüğünde ve oynamaya başladığında nefesimi tuttum, o kadar yakındı ki parfümünün kokusunu alabiliyordum.
Ne kadar süre öyle kaldık bilmiyorum saçımı parmaklarının arasından çekip tuttuğum nefesimi verdim ve yeşil gözlerine baktım.
"Sana da günaydın, uzaylı kafa."
Son kelimelerimi onun bana söylediği gibi söylemesi ikimizi de güldürmüştü.
"Çok..."
Bir süre duraksadı ve pembe, mini cooper marka arabama baktı.
"Pembe."
Sanki bunu söylediğine üzülmemem için diyormuş gibi gülümsedi.
"O kas kafanın arabasından iyi."
"Kas kafa mı?"
Evet der gibi umursamazca kafa mı salladığımda kimden bahsettiğimi anlaması 5 saniye falan sürdü.
"Kevin'dan mı bahsediyorsun."
Dedi ve bana döndü, "e ama onun arabası tamirde."
"Dün gece ki arabadan bahsediyorum şapşal."
Cümlemin bitmesiyle bir kahkaha attığında anlamsızca ona baktım, hayır yani komik miydi?
"O benim arabamdı."
Histerik, kısa bir kahkaha attım. "Anlamam gerekirdi."
Tek kaşını kaldırıp meydan okurcasına bana baktı, bu meydan okumaya cevap vermek istesemde Mia şu an da çoktan buluşacağımız kafeye varmış olmalıydı.
"Her neyse, uzaylı kafa. Sonra görüşürüz tamam mı?"
Tam arabaya binmek üzerken beni kolumdan tuttu ve çekti, üzerine düşmemek için arabaya tutundum ve dengemi sağlandıktan sonra sinirle ona döndüm.
"Düzgünce seslenebilirsin."
"Akşam 7 gibi alırım seni güzellik."
Güzellik mi? Sensin güzellik, uzaylı kafa.
Bunların hepsini yüzüne söylemek istedim ama o çoktan cümlesini bitirip uzaklaşmıştı. Ah, beni gerçekten deli ediyordu.
Sonunda arabaya bindiğimde çantamı yanımda ki koltuğa koyup derin bir nefes aldım ve arkama yaslandım. Elim istemsizce saçlarıma gittiğinde az önce aynısı yapan uzaylı kafa aklıma geldi. Saçlarıma dokunuşu, bakışı, parfümünün kokusu o kadar yumuşaktı ki, bir anlığına onun uzaylıya dönüşen bir genç olduğunu bile unutmuştum.
Ah, ne diyordum ben? Bu beni hiç alakadar etmezdi, tamam hayatımı 2 kere kurtarmış olabilirdi ama zaten bu onun işi gibi bir şey değil miydi?
Arabayı çalıştırdım ve yaz sabahı kokusunu içime çekmek için bütün camları açtım. Radyodan da güzel bir müzik açtım ve bu şarkı yaza çok iyi gidiyordu.
Demi Lovato'nun Cool For The Summer adlı şarkısı.
Şarkı, yazı o kadar güzel anlatıyordu ki, kışın bile bu şarkıyı dinlerken kendimi sahilde gibi hissediyordum.
Şarkıya ayak uydurarak, bir yandan da mırıldanarak yolda ilerliyordum.
Bir sürenin sonunda ise kafeye varmıştım. Arabamı buraya yakın bir yerlere park edip kafeye doğru ilerlerken kafenin çaprazında bir yerlerde Mia'nın üstü açık, kırmızı, Mustang marka arabasını gördüm.
İçeri girdiğimde Mia'yı cam kenarında sırıtarak telefonuna bakarken gördüm. Karşısında ki sandalyeyi çekerken sesini duymasa beni fark etmiyecekti bile.
"Oo, Bayan Betty. Sonunda gelebilmişsiniz."
Elimi enseme götürüp suçlu bir şekilde sırıttım.
"Şey, evet haklısın. Özür dilerim."
O sırada bir garson gelip bize birer menü verdi.
"Aslına bakarsan ben açım, sen kahvaltı ettin mi?" Mia'nın sorusuyla, hayır anlamında kafamı salladım ama aç değildim. Aksine tatlı yemek istiyordum.
Bunu Mia'ya söylediğimde güldü. "Sen sabahları tatlı yemezsin ki, sen özel günler haricinde hiç tatlı yemezsin."
Gözlerimi kaçırdım, beni bu kadar iyi tanıması bazen çok da iyi sonuçlar doğurmuyordu. Ama aynı zaman da haklıydı da, her zaman sağlıklı beslenmeye, kiloma ve yediklerime özen gösterirdim. Ve sanırım bu annemin benim yaşlarımda Dünya Güzellik Kraliçe'si seçilmesi ve bu konuyla benim üzerimde baskı kurmasıydı, bana zorla yedirdiği ve yedirmediği şeyler bir süre sonra benim beslenme şeklim haline gelmişti. Önümde ki menüden Mia'nın sözleriyle gözlerimi aldım ve ona baktım.
"Sanırım ben sadece kahve içicem, canım hiç bir şey istemiyor."
Ona ayak uydurdum ve 2 kahve sipariş ettik. Aklıma o gün gelince sinirle Mia'ya baktım ve fısıldamakla bağırmak arasında konuşmaya başladım.
"Sen bir uzaylıyı öptün farkında mısın?"
Mia umursamazca omuz silkti ve gülümsedi, "nolmuş yani?"
Bu umursamazlığı bazen beni çok sinirlendiriyordu.
"Belki de bir uzaylı değildir ha, ne dersin?"
Bir kahkaha attım ama bu resmen sanki her şeyi biliyormuşum gibiydi, beni rahatlatan şey Mia'nın bunu fark etmemiş olmasıydı.
"Betty," diyerek ciddileşmesi ona bakmanı sağladı. "Uzaylılar gerçek değildir. Bu sana da çok saçma gelmiyor mu?"
"Ne demeye çalışıyorsun?"
"Ya belki de o uzaylı kılığında bir insandır. Yani belki de beni kurtaran kişi ya da şey her neyse, belki de o bir insandır."
Onu geçiştirircesine bir kahkaha attım ve suyumdan bir yudum aldım, normalde çok alık olan Mia'nın bu konu da kafasını çalıştırası tutmuştu.
"Sen iyice saçmaladın, dünki olanlar seni yormuş olmalı istersen bugün biraz dinlen ha?"
Kafasını hayır anlamında salladı, "ben gayet iyiyim, bu konun peşini bırakmıycam."
Ne diyeceğimi bilemediğim için sessiz kalmayı tercih ettim. Ona hiç bir şey söylemezdim, eğer herkesin bunu öğrenmelerini isteselerdi o gün Ben, uzaylı formundan çıkıp kendini gösterirdi. Mia'yla kafeden çıkıp arabalarımıza bindiğimizde bir süre yanlız kalmak istedim, eğer onunla birlikte mağazaya gitseydim bu konuyu sürdürmeye devam edecekti, bu yüzden yolu uzatmaya karar vermiştim.
Sahil yoluna indim ve radyodan en sevdiğim şarkıyı açtım.
Katy Perry'nin Harleys in Hawaii şarkısını açtım, aslında bu şarkısı gün batımında çok iyi gidiyordu ama şu an bile beni iyi hissettirmeye yetmişti.
Kimseye armağan edemiyeceğim, birini düşünerek dinleyemeceğim tek şarkıydı sanırım bu. Çünkü o kadar güzel bir atmosferi vardı ki bir gün ayrılacağımı bildiğim biri için bu şarkıyı heba edemezdim.
Şarkı bittiğinde ise çoktan butiğe varmıştım.
İçeri geçip çantamı ve ceketimi askılığa astığım sırada içeri orta yaşlarda bir bayan girdi, evet yorucu bir güne başlıyorduk.
"Evet, size çok yakıştı."
Bunu söylerken sesim o kadar düz çıkmıştı ki resmen robot giydim.
"O zaman bunu ve şura da ki çantayı alıyorum."
Gülümseyerek kafamı salladım ve çantayı alıp kasaya götürdüm. Elbiseyi ve çantayı alan kız benden biraz daha küçük olmasına rağmen gayet zevkliydi ve bugünki 20. müşterim falandı. Genelde daha yoğun olurdum ama son günlerde o kadar yorgundum ki gelen müşterilerden bir kaçı bunu fark etmiş olacak ki artık gelmiyorlardı.
"Hoşçakalın."
Bir müşteriyle daha ilgilendikten sonra kendimi koltuğa attım ve saate de ancak o zaman bakabilmiştim.
6.25
Hızla yerimden kalktım, Ben beni 7'de evimin önünden alacağını söylemişti. Hızla çantamı alıp mağazadan çıkarken ceketimi içeride unuttuğumu umursamadım bile.
Off, evet bile dememiştim ki neden bu kadar acele ediyordum hafifçe frene basıp yavaşladım, madem emirvaki yapıyordu biraz bekleyecekti.
Boş yolda yavaş yavaş ilerlerken sadece kendimi düşündüm.
Belki de hayatımda ki en doğru kararı Amerika'ya gelerek vermiştim.
Evet, Paris çok güzel bir yerdi, belki bir gün oraya tekrar gitme fırsatım olurdu.
Moda tasarımcılığı seçme konusunda ise yine annemin baskısı altında kalmıştım ama bir süre sonra bu işe de alışmış hatta severek yapmaya başlamıştım. Hatta gerçekten çok güzel işler çıkarıyordum. Ama ilkokuldan beri en büyük hayalim manken olabilmekti.
Sonunda evime girmiştim. Kıyafetlerimi çıkarıp duşa girdim. Bugün hem bunaltıcı hem de çok yorucu geçmişti. Duştan çıktığımda bornozum ve kafamda ki havluyla giyinme odamda dönüp duruyordum.
"Giyecek hiç bir şeyim yok."
Salak mısın, bütün paranı kıyafetlere yatırıyorsun çoğu etiketi ile duruyor.
İç sesim beni yine sustururken son bir kez kıyafetlerine baktım.
Neden, ne giyeceğimi bu kadar çok düşünmüştüm ki? Evet, güzel kıyafetlerim vardı ama bazen aynaya bile bakmadan üzerime geçirip çıkardım. Ne oluyordu bana?
Yaklaşık 15 dakikanın sonunda ip askılı, sarı, kısa bir elbise seçmiştim.
Saçlarımı taradım ve salık bıraktım, doğal dalgaları hoşuma gidiyor ve hoş bir hava katıyordu. Bileğime küçük bir bileklik takıp altına da beyaz, yüksek tabanlı spor ayakkabılarımı giydim ve küçük, beyaz bir çanta aldım.
Tam makyaj masamın karşısına oturmuşken kapı zilini duymamla yerimden kalktım. Ama sanki önemli bir şey olmuş gibi kapı tıkanıyor ve zile basılıyordu meraklanmaya başladığım sırada tanıdık bir ses duydum.
"Eğer beni bekletmek istiyorsan tamam ama bari haber verseydin."
Sakinlediğim sırada, kalp atışlarımın hızlandığımı hissettim ve bu sadece onu gördüğümde değil sesini duyduğumda da oluyordu. Mutfağa gidip bir bardak su içtim. Yanaklarımı yandığını, avuç içlerimin terlediğini fark ettim. Elimle kendime yelpaze yaparken tekrar sesini duydum ve kapıyı açmadan seslendim.
"Bağırmayı kes."
"Sende biraz hızlı ol, vahşi asma gibi köklerim oluşacak."
Bir an duraksadım, "vahşi asma mı?"
"Ah, hızlı olursan öğrenirsin."
Sanki beni görüyormuş gibi saçlarımı savurdum. "Madem emirvaki yaptın beklemek zorundasın."
O söylenmeye devam ederken elimde ki bardağı mutfağa bırakıp odama çıktım ve tekrar makyaj masama oturdum.
Aynaya baktığımda ise göz bebeklerim büyüdü, yüzüm bir domatesten daha kırmızıydı. Sıcak değildi, terlememiştim, alerjim de yoktu.
Neler oluyordu bana?
Elimle kendime yelpaze yapmaya başladım. Bir sürenin sonunda yanaklarında ki kızarıklık geçmişti. Kısa, keskin bir eyeliner çekip, dudaklarıma da hafif pembe bir ruj sürdüm ve hazırdım.
Pembe mi? Sen pembe süremezsin ki?
İç sesim beni yine linç ederken tekrar aynaya baktım. Evet, bu tonu pek fazla kullanmıyordum ama yakışıyordu da.
Evet, sonunda hazırdım.
Çantamı alıp, odamdan çıktım ve kapıya doğru ilerledim. Kapıyı açtığım sırada Ben bana doğru döndü.
"İki saat-"
Beni görünce cümlesini yarıda kesti ve büyülenmiş gibi baştan aşağı beni süzdü. İstemsizce sırıttım.
"Güzellik dediğimde kızmıştın."
"Kes sesini."
Ona baktım, o da biraz farklı görünüyordu, açık kahverengi saçları bugün biraz daha düzgün, üstünde yeşil ceketi yerine siyah bir ceket ve içinde yeşil bir tişört vardı, siyah pantolonu ve beyaz ayakkabıları da bunu tamamlamıştı.
"Beni süzmen bittiyse, gidelim."
Gözlerimi ondan kaçırdım ve başımı dik tutmaya çalıştım. Omzuma düşen saçlarımı geriye attım ve ona bakmadan konuştum. "Seni süzmüyordum."
Sesim bile aksini iddia ederken onun da buna inanmasın beklemiyordum.
Zaten bunu belli eder gibi bir bakış attığında hızla adımlarla arabaya bindim. Yanaklarımı yine yanmaya başladığını hissediyordum.
Kapı açılıp yanımda ki koltuğa oturduğunda kızardığımı görmemesi için kafamı eğdim.
Arabayı çalıştırdığında kemerini taktım, bu sırada bir kahkaha attığında ona döndüm.
"Komik olan ne?"
"Düzgün kullanamadığımı mı düşünüyorsun?"
"Hayır, tedbir alıyorum."
Bir şey demek yerine sırıtarak önüne döndü ve sürmeye başladı. Gülünce çok şirin olduğunun farkında mıydı acaba? Yani, o tipsiz uzaylılara dönüşen birine göre, fazlasıyla sevimli.
Uzun, sessiz yolda ilerlerken bir anda Ben'e döndüm.
"Sen yoksa beni kaçırıp o uzaylılardan birine dönüşüp kimsenin olmadığı bir yerde beni yiyecek misin?"
Bana önce anlamsız kısa bir bakış atıp, sonra kahkahalara boğuldu. Bu kadar komik olan neydi anlamıyordum. Salak gibi hazırlamıştım, ölmek için miydi cidden?
Ben korku içinde orada otururken o hala kahkaha atıyordu, bazen bir şeyler söylemek istiyor ama kahkaha atmaktan söyleyemiyordu.
Bir sürenin sonunda kendini toparlayıp konuşmaya başladı.
"Şaka mı yapıyorsun?" Hâla kıkırdamaya devam ediyordu.
"Bileğinde o şey varken sana nasıl güvenmemi bekliyorsun?"
Bir eliyle direksiyonu tutarken, sol bileğini havaya kaldırıp saatini gösterdi.
"Bu şey çıkmıyor." Bileğini indirdi ve yola odaklandı.
Ben hala sessizce oturuyordum, neden korkuyordum bilmiyorum. Ben, çok iyi birine benziyordu ama o dönüştüğü uzaylılar, beni gerçekten korkutuyordu.
Bir süre sonra arabayı bir uçurum kenarında durdurup bana döndü. Bir süre bana baktı, bakışlarında değişik bir şey yoktu, aksine beni rahatlatmak ister gibi bakıyordu. Ama ben, neden gözlerimi kaçırmadığımı, ya da kaçıramadığımı bilmiyordum. Bir sürenin sonu da konuştu, "merak etme alışırsın."
Diyip önüne döndüğünde şaşkınla yerimde doğruldum ve ona baktım.
"Neden alışmam gerekiyormuş."
Bana imalı bir şekilde gülümsediğinde ne demem gerektiğini bilemediğim için sessiz kalmayı tercih ettim. Ama neden yanaklarımın ısındığını ve istemsizce gülümsediğimi anlamıyordum. Önüme döndüğümde batmak üzere olan güneşin buradan ne kadar güzel gözüktüğünü fark ettim. Gün batımında ve turuncumsu pembemsi gökyüzüne bakarken arabanın durduğunu ve Ben'in arabadan indiğini fark etmem biraz zaman aldı. Onun indiğini görünce bende inip inmeme konusunda kararsız kalmıştım. Ama içimde ki sesi dinleyip indim.
Kapının kapanma sesi bana döndü.
"Burası kafamı toplamam gerektiğinde geldiğim tek yer."
Bir şey demek yerine gülümsedim, ne diyebilirdim ki? Gerçekten tam kafa toplanacak bir yerdi. Uçurum kenarı, aşağıda ki küçük köy ve gün batımı.
Ellerini cebine koyup bir kez daha bana baktı. "Tabi sen başka bir yere gitmek ister-"
"İstemiyorum." Bunu aniden söylemem onu ilk başta şaşırsa da sonra gülümsememe karşılık verdi. Arkasını dönüp gökyüzüne bakarken onu izledim, benimle aynı yaşta olmalıydı, belki de benden bir kaç yaş büyük, o  ve arkadaşları kötülerle dövüşüp şehrimizi koruyorlardı. Ona bakıp bunları düşünürken bir anda bana dönmesiyle gözlerimi hızla kaçırıp başka bir şeylerle uğraşıyormuş gibi yaptım.
"Sen beni mi izliyordun."
"N-ne? Tabi ki hayır."
Ah, yalan söylemeyi bile beceremiyorsun.


close to space || ben 10Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin