Yorucu geçen bir geceden sonra bugün buraya gelip müşterilerle ilgilenmek işkence gibiydi. Neler yaşamıştım ben öyle?
Önce ruhumu emen bir adam, sonra da uzaylıya dönüşen bir çocuk ve tuhaf güçlere sahip arkadaşları.
Bunları düşünürken başımın döndüğünü hissettim ve önümdeki soğuk sudan büyük bir yudum aldım. Bugün sanki inadına yapar gibi sıcak, sessiz ve yoğundu. Düşüncelerimden sıyrılmaya çalışırken büyük bir patlama sesi ve onunla birlikte tam kapının önüne düşen yanan ve birazdan patlıyacak olan arabayı görmemle birlikte ayağa kalkmam ve çığlık atmam bir oldu.
Ne yapacağımı bilemeyip öylece dururken aklıma gelen tek şey polisi aramak oldu. Masanın üzerinde duran telefonumu hızla alıp numarayı tuşlamaya çalıştım ama titreyen ellerim ve gözlerimi bulanıklaştıran göz yaşlarım buna izin vermiyordu. O sırada cam kapının kırılıp içeri demirden bir adamın girmesiyle bir kez daha neye uğradığımı şaşırmıştım.
Gözyaşlarımı silip dikkatlice baktığımda bunun dün geceki çocuk olduğunu fark etmem uzun sürmedi.
"Orada öyle şamdanlık gibi dikilip arabanın patlamasınımı bekleyeceksin yoksa benimle gelecek misin?"
Sesi sanki denizin altındaymış gibi geliyordu bir şeyler söylemek, bir şeyler yapmak istiyordum ama olmuyordu.
Eğer kolumdan tutup beni arabadan uzaklaştırmasaydı büyük ihtimalle şamdanlık gibi arabanın patlamasını bekleycektim.
Beni arabadan ve seslerden uzaklaştırıp kimsenin olmadığı sessiz bir yere götürdüğünde tam uzaklaşmak üzerken aklıma Mia'nın gelmesiyle duraksadım.
"Mia!"
Bir anda bağırmamla her yeri demirden oluşan çocuk bana döndü.
"Adım Mia değil küçük gün ışığı."
Sinirle ona döndüm. "Sana söylemedim zaten karşı butikte, Mia oradaydı."
"Gwen bana orada kimsenin olmadığını söyledi."
"Ne demek kimse yoktu!? Mia oradaydı!"
Gözlerimden yaşlar hızla süzülürken karşımda ki demir adam beni sakinleştirmeye çalışmadı bile, bende beklemiyordum zaten.
Çöktüğüm yerden hızla kalkıp onun karşısına dikildim.
"Onu siz bulamadıysanız, ben bulurum."
Tam gitmek için bir adım atmıştım ki karşıma geçip beni durmasıyla sinirle kafamı kaldırıp ona baktım.
"5 metre uzağına bile bir araba düştüğünde hiçbir şey yapamadın."
Haklıydı ama istifimi bozmadım. Onu ittirmeye çalıştığım sırada gökyüzünde uçan pelerini, yeşil büyük gözleri ve ağzının yerinde havalandırma gibi bir şey olan mavi uzaylı benzeri bir şey görmemle çığlık atmam bir oldu. Demir çocuk sakince kafasını kaldırdığında ancak ozan fark ettim Mia onun elindeydi.
"Mia!" Uzun bir çığlık attım ama elimden bir şey gelmiyordu.
"O tipsiz şey Mia'yı kaçırıyor bir şey yapsana!"
Bir kahkaha attığında göğsüne vurmamla kahkahası yarıda kesildi.
"Hey, yavaş ol."
"O zaman git Mia'yı kurta-"
Sözümün yarıda kesilmesinin sebebi demir çocuğun arkasına kucağında Mia'ya birlikte inen o tipsiz uzaylıydı. Yakından çok daha tipsizdi... ve korkunç.
"Ama ben korkusuzca demir çocuğun önüne geçip ona bağırdım.
"Bırak onu! Seni iğrenç, tipsiz yaratık."
Hiç bir şey söylemeden Mia'yı yere indirdiğinde şaşırsamda belli etmedim, hzıla birbirimize sarıldık.
"Ona böyle söyleme, evet biraz korkunç ama hayatımı kurtardı."
Tekrar göz ucuyla yaratığa baktığımda orada hiçbir şey söylemeden duruyordu.
Demir çocuk ise insan haline dönüşme zahmetinde bulunmuştu. Aslına bakarsak gayet yakışıklıydı. Uzun siyah saçları, siyah gözleri ve kaslı vücudu onu gayet iyi gösteriyordu.
Mia'ya döndüğümde gizlice karşımızda duran uzaylının fotoğraflarını çekmeye çalıştığını gördüm. Onu uyardım ama dinlemedi bile. O sırada koşarak yanımıza dün gece ki kızıl saçlı kız geldi.
Bir dakika yoksa bu karşımızda duran uzaylı, Ben miydi?
Ona baktığım sırada onunda bu tarafa baktığını fark ettim, kızıl saçlı kızda şaşırmış görünüyordu. Belli ki Mia'nın yanında kimliklerini açık etmek istemiyorlardı.
"Ee, biz gidelim artık."
Mia'yı kolundan çekiştirdiğimde uzaylının yanından geçerken durdu ve yanağına bir öpücük bırakıp beni kolumdan tuttu ve hızlıca ilerlemeye başladık. Ben hala Mia'nın ne yaptığını anlamaya çalışırken diğerlerininde bunu anlamaya çalıştıklarından emindim. Dükkanlarımızın olduğu sokağa döndüğümüzde her şeyin eskisi gibi olduğunu fark ettim.
"Sen bir uzaylıyı öptün farkında mısın?"
Mia kısa saçlarını savurup bana döndü.
"Teşekkür amaçlı."
Göz devirdiğimi görmemesine rağmen yine de bunu yaptım.
"Her neyse, ben eve gidiyorum dükkanı kapattım bugünlük. Çok yorgunum her gün bir uzaylı tarafından kurtarılmıyorum."
Ah, Mia işte. Yine her şeyi toz pembe görüyordu. Vedalaştıktan sonra dükkana girdim.
Gerçekten 2 gündür her şey çok yorucuydu ama yine de eve gitmek istemedim. Onun yerine kafamı dinleyebileceğim tek yere gitmek istedim.
Çantamı ve ceketimi aldıktan sonra dükkandan çıktım.
Tam kapıyı kitlemek üzereyken arkamdan birinin kolumdan tutmasıyla kısa çaplı bir çığlık atmam bir oldu.
Arkamı döndüğümde ise karşımda o uzaylıya dönüşen çocuğu görmemle birazda olsa rahatlamıştım.
Sinirle omzuna vurduğumda acıyla geri çekildi, ya da numara yapmıştı.
"Normal insan gibi gelemez misin sen?"
Anahtarlığımı çantama atıp hızlı adımlarla yürümeye çalıştım ama ayakkabılarımın topukları arabanın zarar verdiği yerlere giriyordu.
"Bu ayakkabılarla bu yolda yürüyebilmen bile bir mucize."
"Bunu her gün farklı bir uzaylıya dönüşen kişi mi söylüyor. Sen benden daha yeteneklisin."
"Hey! Arkadaşın beni öptü farkında mısın?"
İstemsizce bir kahkaha attığımda bana anlamamış bir şekilde bakıyordu. Ama Mia'nın yaptığı şey gerçekten çok komikti.
"O tipsiz şeyi öptüğüne inanamıyorum."
"Tipsiz mi? Onların duyguları var."
Bunu söylerken bileğinde saatimsi şeye bakıyordu. O saatine bakarken onu inceleme fırsatım olmuştu. Kahverengi kısa saçları vardı, yeşil büyük gözleri vardı ve benden 6-7 cm uzundu, bir de üstünde yine aynı ceket vardı, yeşil üzerinde 10 sayısı bulunan.
Saatine bakmayı bırakıp bana döndüğünde gözlerimi ondan ayırmam bir kaç saniye sürdü ve tekrar hızla ilerlemeye başladım. Benimle birlikte o da hızlandı.
"Eğer böyle devam edersen düşecek-"
Cümlesini bitiremeden kendimi onun kollarında bulmam bir oldu.
Belimden sıkıca tutarken gözlerini de benden ayırmamıştı.
Ne kadar süre öyle kaldık bilmiyorum ama ayrıldığında kıyafetlerimi düzeltip ona döndüm.
"Bak seni kurtarmak için uzaylıya dönüşmeme gerek kalmıyor."
Ona komik mi bakışı atıp ilerlemek istedim ama beni durdurdu.
"Kaçma hemen, bana sonra da aşık olabilirsin."
Son cümlesiyle bir an duraksadım, aşık olmak mı? Neden duraksadığımı bilmiyorum ağzımdan kelimeler çıkmıyordu. Ya da neden gidip yüzüne bir tane yapıştıramıyordum.
Derin bir nefes alıp sinirle arkamı döndüm ve ona yaklaştım. Ona bakmak için kafamı kaldırmak sinirimi bozuyordu.
"Seni sadece o duyguları olan uzaylıların sever, ukala."
Duyguları kısmına vurdu yaparken 2 parmağımı havaya kaldırıp tırnak işareti yapmam onu güldürmüştü.
O sırada yanımızda yeşil bir araba belirdi. Çok dikkatli bakmadım ama cam açılıp biri karşımda uzaylı çocuğa seslenince ikimizde o tarafa döndük arabanın koyu yeşil rengi ve üzerinde ki siyah çizgi Ben'in kolunda ki saati andırıyordu. Aracın içerisindekiler ise onun uzaylı arkadaşlarıydı.
"Naber gün ışığı?"
Siyah saçlı çocuğun bana böyle demesi canımı sıkmaya başlamıştı.
"Adım, Betty." Diye söylendim sinirle.
"Sertiz demek."
Yanında oturan kızıl saçlı kız çocuğun kaslı koluna dokundu ve bana baktı, "Belki bizimle Bay Smoothie'ye gelmek istersin."
"Bay Smoothie mi?"
Ben elini omzuma koyup konuşmaya başladığında bana bu kadar yakın olmasından rahatsız olsamda belli etmedim. Beni süzdüğünü fark ettiğimde bir adım geri çekilip kollarımı göğsümde birleştirdim ve ona imalı bir bakış attım.
"Ne?"
Sorumla bana bakmayı bırakıp arkadaşlarına döndü.
"Sen bu tarz giyinen birine Bay Smoothie'ye mi gitmeyi teklif ettin az önce?"
"Ne demeye çalışıyorsun sen?"
Karşımda ki ukalaya bakarak sorduğum bu soruyu arabada ki kas kafa cevapladı. "Yani küçük gün ışığı, orası senin için," bir süre düşündü ve tekrar bana döndü, "fazla rahat."
Histerik bir kahkaha atıp hepsiyle göz teması kurdum.
"Siz de bu dünya için fazla insan dışısınız."
Tepkimi beklemiyor olacaktılar ki hepsi bir kaç dakika sessiz kaldı.
"Sen onları boş ver, atlayın hadi." Bu söylerken bir eliyle arka koltuğu gösterdi, aslında itiraz etmek istedim ama kız diğer ikisinin aksine çok kibardı ve bir o kadarda güzel.
Arkada sessizce otururken üç arkadaş sohbet ediyorlardı. Ne konu hakkında konuştuklarını pek önemsemedim ama dikkatimi çeken bir şey vardı, kas kafa ve yanında ki kız sanki birbirlerinden hoşlanıyorlarmış ama belli edemiyorlarmış gibiydiler. Aslında bu çok tatlıydı.
Onları izlerken durduğumuzu fark etmemiştim. Ben ve kızıl saçlı kız bir yere oturduğumuzda, Ben ve kas kafa smoothileri almak için içeri geçmişlerdi.
Kızıl saçlı kızın konuşmasıyla birlikte ona döndüm, "Gwen ben."
Gülümsedim ve uzattığı eli sıktım, "sende Betty'sin."
Gülümsedim ve kafamı salladım, "evet."
O sırada diğer ikisi ellerinde ki smoothi tepsileriyle yanımıza gelip oturdular. Etrafa mayhoş ve sıradışı bir koku yayıldğında hiç düşünmeden önümde ki smoothiyi alıp dudaklarıma götürdüm. Ve inanılmazbir şekilde beğendim. Garip bir tadı vardı ama bunu güzelleştiriyordu. Yine de neli olduğunu sorgulamadım.
"Mmm, leziz. Lama tükürüğü ve gergedan boynuzu özüyle karıştırılmış böğürtlen suyu."
Ben, cümlesini bitirdiğinde ne kadar kendimi tutmaya çalışsamda ağzımda ki bütün sıvıyı karşımda oturan kas kafanın üzerine püskürtmüştüm.
"Tamam, bu iş biraz kişisel bir hal almaya başladı."
Sinirle yerinden kalkıp bizden uzaklaştığında midem hala bulanıyordu. Sinirle yanımda oturan çocuğa döndüm.
"Beni öldürmek istiyorsan bunu daha hızlı yapabileceğine eminim."
Bana yaklaştı ve kolunda ki saati gösterdi, "sence bunu istesem çoktan yapmaz mıydım?"
Bunu ne kadar sevimli bir şekilde söylese de nedensizce tırsmıştım. Aklıma tekrar aynı soru geldi, acaba o saat doğuştan beri mi ondaydı ve bütün ailesinde bundan mı vardı?
Aklımda ki bu soruların dağılmasını sebebi kas kafanın yanımıza gelmiş olmasıydı, üzerinde ki yeşil sıvıyı temizlenmiş görünüyordu. Sırıttığını fark etmemesi için kafamı eğdim ama etmiş olacak ki elini çeneme koyup ona bakmanı sağladı. "Bana bak gün ışığı, bir daha böyle bir şey yaparsan-"
Sözünün kesilmesinin sebebi kızıl saçlı kızın onu kolundan çekiştirmesiydi.
"Hadi ama hava kararıyor, yapmam gereken bir ton iş var."
"Süper kahramanlık mı?"
Sorduğum soruyla hafif bir kahkaha attı. "Biz süper kahramanlık dışında da şeyler yapıyoruz."
"Ne gibi?"
Üçü de bir anlığına afallasa da ilk cevap veren Ben oldu.
"Hmm, eve gidip Sumo Güreşçileri serisini bitirmek gibi,"
"Ev işleri,"
"Araba tamiri."
Üçü de farklı cevaplar verdiğinde istemsizce kıkırdadım.
"Bu sana komik mi geldi gün ışığı."
"Bana gün ışığı demeyi kes, kas kafa!"
Kas kafa bana evimin yerini sorduğunda, Ben atlayıp benim yerime cevap vermişti.
"Ooo, evleriniz karşılıklı demek ha?"
Sinirle omzuna vurdum, "boş yapma!"
Bir süre sonra Ben'le birlikte arabadan indiğimizde boş ve sessiz sokakta yürümeye başladık.
"Buraya bir sokak lambası koymayı akıl edememişler mi?" Diye söylendim.
"Küçük gün ışığı olan sen değil misin?"
Bunu söyleyip sırırttığında omzuna vurmamla birlikte sustu, ama hala sırıttığının farkındaydım.
Bir süre sonra durduk evlerimizin olduğu sokağa girmiştik. Tam eve girmek üzereyken beni kolumdan tutup çekti.
Şaşkınlıkla ona bakarken ne kadar yakın olduğumuzu fark etmem uzun sürmedi. Beni bıraktığında karşısında duruyordum.
Kolunu uzatıp saatini gösterdi.
"Hava mı atıyorsun?"
Kollarımı birleştirip imalı bir şekilde ona bakarken söylemiştim bunu.
"Bana bunun doğuştan mı var olduğunu sormuştun."
Sorduğum soruyu unutmaması gururumu okşamıştı. İstemsizce, 'evet,' der gibi kafamı salladım.
"İstersen Bay Smoothi'de bir şeyler içerken bunu konuşabiliriz."
Bunu bana yaklaşıp imalı ve flörtöz bir şekilde söylemesi onu ittirip arkamı dönmeme sebep olmuştu ama daha bir adım bile atmadan beni tekrar tuttu.
"Tamam, başka yere de gidebiliriz. En son Kevin'ın üstüne kusmuştun."
"Sen içinde ne olduğunu söyleyene kadar her şey güzeldi."
Ellerini pantolonun cebine koydu ve etrafa bakındı, "yarın akşam üstü, seni burdan alırım."
Ben arkasından şaşkın şaşkın bakarken o ıslık çalarak evine girmişti.
Çantamı ve ceketimi bir kenara fırlatıp oturma odasında ki koltuklardan birine oturdum.
Benimle nasıl bu şekilde konuşabilirdi? Tamam kolunda çok havalı bir saati olabilirdi, çok havalı uzaylılara dönüşüyor olabilirdi, çok iyi bir espri anlayışı olabilirdi hatta çok yakışıklı olabilirdi...
"Yakışıklı mı?"
Bir anda kendime sorduğum bu soruyla düşüncelerimden sıyrıldım.
Televizyonda izlediğin o lego çocuklar bile daha iyi.
İç sesimden azar yerken kafayı yemiş olabileceğimi bile düşündüm.
Koltuktan kalkıp kendimi banyoya, sıcak duşun altına attım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
close to space || ben 10
De TodoBetty, Amerika'ya yaklaşık 1 hafta önce gelmişti. Moda tasarımcılığı yapıyordu ve normal bir hayatı vardı. Ta ki bir gece sıkılıp dışarı çıkmaya karar verene kadar.
