Ben, kameramanlardan izin istediğinde onlar da yeterli cevabı almış olacak ki çok fazla ısrar etmeyip uzaklaşmışlardı.
"Onun burada ne işi var?" Ben'in sesinden Dişlerinin arasından konuştuğu anlamıştım. Orada durup Mia ve Morningstar'dı bakarken bizi ilk fark eden Mia olmuştu.
Göz göze geldiğimizde onu ne kadar çok özlediğimi fark ettim ama o beni umursamayıp yanında ki adamın koluna dokundu ve bizi fark etmesini sağladı. Bu çocuk çok kötü ve tipsizdi.
Morningstar, Ben'e keskin bir bakış atıp bir süreliğine bana döndü: bakışlarının keskin olması ve buraya doğru yürüken Mia'nın ellerinin onun kollarında olmasına rağmen gözlerini benden ayırmaması gerçekten rahatsız ediciydi. Bir süre sonra karşı karşıyaydık.
"Senin burada ne işin var Morningstar?" Ben'in sesinden bile bu çocuğu sevmediğini anlayabilirdiniz ama Morningstar yerine Mia cevaplamıltı bu soruyu: Senin ne işin varsa, biz de onun için geldik Ben. Davetliyiz.
Mia konuşurken Ben ona bakmamıştı bile karşısında ona umursamazca sırıtan adama odaklıydı.
Morningstar alaycı gülümsemesini Ben'den çekip bana döndüğünde gözlerimi kaçırdım, en yakın arkadaşım bununla mı çıkıyordu gerçekten?
"Merhaba güzel Betty."
Morningstar elini bana uzatmıştı ki Ben'in onu omzundan sert bir şekilde ittirmesiyle gerilemek zorunda kaldı. Hızla Ben'in kolunu tuttum.
"Çocuklaşmayı bırakın, nerede olduğumuzun farkında mısınız?"
"Bence bunu erkek arkadaşına söylemen daha doğru olur."
Etrafıma bakındığımda herkesin keyifle ellerinde ki içeceklerini yudumluyorlardı ve etrafta hiç kemara yoktu. Garip olan tek şey Mia'nın kollarını kavuşturmuş bizi izliyor olmasıydı, bu kıza ne olmuştu böyle? Üstelik ne kadar iyi giyinmiş olsa da makyajı da bir o kadar güzel olmasına rağmen solgun gözüküyordu, yorgun muydu?
Bir sürenin sonunda arka tarafta yalnız kalmıştık, burada kimse yoktu ve rahatça konuşabileceğimizi düşünüyordum, ta ki Ben ve Morningstar tekrar saçma bir tartışmaya girene kadar.
"Neden orada bir şey yapmadın, insanların senin kötü biri olduğunu anlayıp şöhretinin bitmesinden mi korktun?" Morningstar, Ben ile dalga geçerken Ben de bir o kadar rahattı.
"İnsanazor seni de yere sermekten çekinmez çünkü."
Onların çocuk gibi tartışması başımı ağrıtmaya başlamıştı.
"Kavga edecekseniz bunu gerçekten yapabilir misiniz? Başım ağrımaya başladı da."
"Rahatsız mı oldun, güzellik."
"Siktir git, Morningstar!"
Sinirle ona çıkıştığımda konuşma tarzından gerçekten rahatsız olmuştum, Ben saatine basmak üzereyken onu durdurdum, "gerçekten kavga etmemizi isteyen sendin, Betty." Ben cidden sinirli gözüküyordu ama burada olmazdı.
Uzakta gökyüzünü seyreden Mia'nın yanına vardığımda elimi omzuna koyup gülümsedim ama o elimi ittirip bir adım geri çekildi.
"Senin neyin var, Mia?"
"Bir şeyimin olması mı gerekiyor?"
Ona dostça sorduğum bu soruya böyle karşılık vermesine şaşırmıştım doğrusu ama o bunu umursamayıp devam etti.
"Senden başka kimsenin mutlu olamayacağını mı düşünüyorsun?"
"Hayır, neden böyle bir şey düşüneyim ki?"
Histerik bir kahkaha atıp uzaktaki bir yere gözünü sabitledi ve kollarını birleştirip konuşmaya başladı.
"O zaman neden benim mutlu olmamı istemedin?"
Bu söylediğine gerçekten şaşırmıştım.
"Sen... Neyden bahsediyorsun, Mia?" Bu sefer sesimi yükselten ben olmuştum. Onun mutlu olması için bu zamana kadar her şeyi yapmıştım ve yapmaya da hazırdım ama böyle düşünmesi gerçekten kalbimi kırmıştı. Ben'den bahsettiğini biliyordum onun için Ben'le görüşmekten bile vazgeçmiştim ama elimde değildi, ona bu kadar çok çekilirken kendimi neden üzüyordum ki?
Mia'nın soruma cevap vermediğini fark ettiğimde ben konuşmaya başladım.
"Morningstar'ı seviyor musun gerçekten?"
Sorduğum soruyla Şaşkınlıkla bana döndü, buna anlam verememiştim. Hızla gözlerini kaçırıp, kaçamak bir cevap verdi, "hı hı."
Mia tanıdığım Mia değildi ve bunu o istemişti fazla üstelemedim ve hiçbir şey söylemeden yanından ayrılıp hâlâ gereksiz bir tartışmanın içinde olan Ben ve Morningstar'ın yanına gittim ve Ben'in kulağına yaklaştım.
"Buraya bir kaç ünlü görmeye geldim, Tennyson. Saçma sapan tartışmalara girmeye değil." Bu söylediğim Ben'in hoşuna gitmiş gibiydi. Morningstar'a baktım ve konuşmaya başladım, "sevgilimi alabilir miyim? Eminim bu tartışmaya daha sonra da devam edebilirsiniz."
Göz devirip saçlarımı savurdum ve Ben'in koluna sarıldığımda ilerlemeye başladık.
Bir kaç adım atmıştık ki Ben'in beni yanağımdan öpmesiyle sırıttım, "makyajımı bozuyorsun."
Ama Mia'nın bizi izlediğini ve bunu görüp bana karşı daha da kinlendiğini bilemezdim.
Sonunda biraz eğlenmek için ünlülerin olduğu alana varmıştık. Heyecanla yerimde zıpladım, "Hadi beni arkadaşlarınla tanıştır."
Ben bir şey söylemek yerine elimi tutup beni çekiştirdiğinde boşta kalan elimle elbisemi kaldırdım ve ona ayak uydurdum.
Bir sürenin sonunda kendi aralarında bir şeyler içip gülerken sohbet eden bir kaç kişinin yanına geldiğimiz de çığlık atmamak için kendimi çok zor tutmuştum. Bunlar Teen Titanlardı ve küçükken onların hayranıydım.
Ben ve Robin dostça selamlaşırken ben de diğerlerine selam vermiştim. Yaklaşık 5 dakikanın sonunda tanışmıştık ve sanki yıllardır birbirimizi tanıyormuş gibi dostça sohbet etmeye başlamıştık. Pembe saçlı kızın adı Starfire'ydı. Yanıma gelip saçlarımla oynamaya başladı, "saçların parlıyor."
Şaşkın ve büyülenmiş ses tonu beni güldürmüştü tam cevap vermek üzereyken Riven gizemli ses tonuyla konuşmaya başladı, "kızı rahat bırak Starfire." Çoğunun adını küçüklüğümden beri biliyordum ama bir kaçının adını unutmuştum.
Starfire saçlarımı bırakıp geri çekildi, "rahatsız ettiğim için üzgünüm."
Gülümseyip ona döndüm, "hayır Starfire, rahatsız olmadım."
İsminin Beast Boy olduğunu öğrendiğim, yeşil ten renkli çocuk bana elinde ki içeceği uzattığında kibarca reddetmek zorunda kaldım, "teşekkür ederim ama ben içmiyorum."
Evet, yeşil ten renkli. Her gün farklı bir uzaylıya dönüşen biriyle çıkmaya başladığımda artık bir çok şeyi sorgulamayı bırakmıştım. Garip gelmiyordu.
"Ne? İçmiyor musun?"
Onu bu kadar şaşırtan neydi bilmiyorum ama ısrar etmeye başladığında kendimi rahatsız hissetmiştim.
"Bu Dünya'daki en güzel içeceklerden biri."
"İçmek istemediğini söyledi, Beast Boy."
Bunu söyleyen yüzünün yarısı ve vücudunun bir kısmı robot olan Cyborg'du. Ve evet, bu da bana değişik gelmiyordu.
Bir süre sonra Robin ve Ben de yanımıza gelmişlerdi.
Robin bana dönüp gülğmsediğinde ona karşılık verdim.
"Seni tanıyorum, sen şu Dünyaca ünlü tasarımcı kızsın."
Kafamı salladım ve hafifçe gülümsedim "evet, evet ben o kızım."
Ben, kolunu omzuma atıp beni kendine çekti, "ve benim de sevgilim."
"Ah, çok yakışıyorsunuz."
Starfire bize bakıp çok tatlı bir tepki verdiğinde sadece gülümsedim.
Bir sürenin sonunda da galadaki herkes yavaş yavaş gidiyordu.
Teen Titans takımıyla vedalaşıp arabaya doğru ilerlerken biraz ileride Mia ve Morningstar'dı fark ettim, tartışıyor gibi gözüküyorlardı ama yanlarına gitmeyi düşünmedim bile. Ben'in koluna dokunarak o tarafa bakmasını sağladığımda umursamazca omuz silkip ellerini cebine koydu. Arabaya bindiğimizde ve ilerlerken gözlerim hâlâ onların üzerindeydi ve bunun gerçek bir ilişki olduğunu düşünmüyordum. Uzun yolda şoför arabayı orta hızda sürmeye devam ederken bir sırıtmaya, telefonuna bakan Ben'e döndüm.
"Sana söylemiş miydim?"
Ben muzip bir sırıtmayla konuştuğumda telefonunu bırakıp bana döndü. "Neyi?"
"Küçükken Robin'e aşık olduğumu."
Ben şaşırsada sonradan bana ayak uydurdu ve birlikte gülmeye başladık.
"Robin'e mi?" Kahkaha atmaktan konuşamıyordu, "sahiden mi?"
Dudaklarımı büzüp çocuk gibi konuşmaya başladım, "11 yaşındaydım ve okuldan geldiğimde sürekli onu izliyordum."
"Hey!" Ben gülmeyi bırakıp bana döndüğünde yeşil gözlerine baktım.
"Ben daha yakışıklıyım." Saçlarını havalı bir şekilde geriye atarak konuşması kıkırdamama sebep olmuştu. Düzelttiği saçlarına ellerimi uzatıp karıştırdım. "Evet, öylesin."
Elimden kurtulmaya çalışırken o da benim gibi gülüyordu. Sonunda elimden tutup beni çektiğinde durmuştum.
"Hey! Bu çok ani oldu!"
Bir süre sonra otele vardığımızda odalarımızın önünde durup Ben'e döndüm. "Yarın mı gidiyoruz?"
Ben, 'evet,' dercesine kafasını salladığında aslında içten içe üzülüyordum, burayı sevmiştim. Ben yüzümde ki ifadeyi fark etmiş olacak ki parmaklarını çeneme götürüp ona bakmamı sağladı. "Üzülme, bir sonraki gala Paris'te olacakmış."
"Paris mi?" Heyecanla sorduğum bu soru Ben'i gülimsetmişti, 'evet,' der gibi kafasını salladığında çocuk gibi yerimde zıpladım, "ne zaman?"
"Ben Amerika'ya gelmeden önce Paris'te yaşıyordum."
"Ama orası pek benlik değil."
Heyecanla nefes almadan konuştuğumda Ben, bana gülümseyerek bakıyordu.
"Yarın uçağımız akşam saatlerinde kalkacak, yani burada geçirmek için sabah saatlerini kullanabiliriz."
Ben bunları elleri pantolonun cebinde rahatça söylerken heyecanlanacağımı bildiğine adım gibi emindim. Ben üzerimde ki elbiseye aldırmadan heyecanla yerimde zıplıyorum ve bu Ben'i güldürmüştü.
"Buradaki tırnak dükkanlarının çok ünlü olduğunu duymuştum, belki yarın buna da vaktimiz olur."
"Ben de bir kaç Sumo Dövüşçüsü figürü almak istiyordum."
Anlamamışcasına ona baktım, "Sumo Dövüşçüsü mü?"
Ben heyecanla konuşmaya başlarken onu dinledim, "Her dakika telefondan ne yaptığımı sanıyordun?"
"24 yaşındaki birinin bir çocuk oyunu oynayabileceğini düşünmemiştim." Bunu gülerek söylediğimde Ben, bana yargılayıcı bakışlar atıyordu.
Ama bu topukluların üzerinde daha ne kadar durabilirdim bilmiyordum.
"Ayaklarım ağrıyor, ayrıca Morningstar ve sen başımı ağrıttınız."
Morningstar dediğimde Ben'in surat ifadesini değişmesinden ondan ne kadar nefret ettiğimi anlamıştım ve uzatmamaya karar verip yanağına bir öpücük kondurdum, "İyi geceler, Ben."
Odama girmeden önce ona baktığımda bana gülümsedi, "iyi geceler, Betty."
---------------------------------
Arkadaşlar merhabaaaa! Hâlâ okuyan var mıdır bilmiyorum. Bu bölümü de 2 yıl önce yazmışım 😫
yayınlayım dedim. Yorumlarınız benim için önemli ✨ ✨ ✨
Yeni bir kitaba başladım bu arada haberiniz olsunnnn. Hesabımda bulabilirsiniz.
Kitap adı: İki Taraf || Bnha
ŞİMDİ OKUDUĞUN
close to space || ben 10
AléatoireBetty, Amerika'ya yaklaşık 1 hafta önce gelmişti. Moda tasarımcılığı yapıyordu ve normal bir hayatı vardı. Ta ki bir gece sıkılıp dışarı çıkmaya karar verene kadar.
