Bu sana ne ifade ediyorsa resme dök! Melek, bir an durdu. Gözleri kapının deliğinden kadının titreyen ellerine odaklandı. Elinde bir zarf vardı. Birde mavi papatya sanki bu papatya onun bilinmezliğe ilk adımıydı. Anlam vermeyerek gözlerini tekrar zarfa çevirdi. Mavi bir papatyayı uzatıp al çiçek. Diyecek hali yoktu ya. Eski, sararmış bir kağıdın kenarından zar zor görünen mürekkep lekeleri ona o kadar tanıdık geldi ki bir adım geri çekildi. Ama zihninde yankılanan tek şey vardı: “Benimle gelmeniz gerekiyor.”
“Ne yapıyorsunuz burada? Siz de kimsiniz?” diye çıkıştı Melek, sesi istemeden çatallı çıkmıştı. Kadın bir adım geri çekildi, ama bakışlarındaki kararlılık hiç değişmedi. “Sen çağırdın beni. Zamanın geldi,” dedi, sesi neredeyse rüzgar kadar yumuşaktı.
Melek’in gözleri istemsizce kadının elindeki zarfı izledi. O kadar eski görünüyordu ki sanki yüzlerce yıllık bir hikaye saklıydı içinde. “Çağırdım mı? Ne saçmalıyorsunuz siz?” Melek bir adım öne çıktı ama eli titreyerek kapı kolunda durdu.
Kadın sakin ama bir o kadar da garip bir gülümsemeyle başını eğdi. “İmkansız çağırır, Melek. Gözyaşların, korkuların, inkarların... Tüm bunlar beni buraya getirdi. İnsanlara bağlanmanın, kendini feda etmenin bedelini öğrenmek üzeresin.”
Melek’in zihni bir an için dondu. İmkansız mı? Bu kelimeyi işitmek bile onun içinde bir deprem yaratıyordu. , imkansız onu yalnız bırakmış bir duyguydu. Hep uzaktan hayranlık, hep bir çaba ama asla geri dönmeyen bir şey.
“Beni nereye götürmek istiyorsunuz?” diye fısıldadı Melek, o an kadının sesindeki ağırlığın farkına vararak.
Kadın zarfı ona doğru uzattı. “Bir yolculuğa. Ama bu, seçtiğin kişi için ne kadar ileri gidebileceğini öğrenmenin bir yolculuğu olacak.”
Melek istemese de zarfı aldı. Ellerinin titremesi geçmiyordu. Zarfı açtığında içeride sadece bir cümle vardı: “Gerçek imkansızlık cesaret ister.”
Kapının dışında kadın kaybolmuştu. Ama dışarısı artık eski bahçe değildi. Hava koyu laciverte dönmüş, toprak neredeyse parlayan ince sisle kaplanmıştı. Melek bir adım attığında kendini başka bir yerde buldu. Burası, bildiği dünya değildi.
Kıpkırmızı bir gökyüzü ve karanlıkta parıldayan yıldızlar arasında, Melek’in önünde bir yol uzanıyordu. Yolun sonunda onu bekleyen bir siluet vardı. Uzaktan ona sırtını dönmüş bu figür, her ne kadar yabancı gibi görünse de Melek, onu tanıdığını biliyordu. Kalbi daha hızlı atmaya başladı.
Fakat o, dönüp Melek’e asla bakmayacaktı. Melek bunu bir şekilde hissediyordu. Ama yine de adımlarını durduramadı. Değer vermek ve asla karşılık bulamamak... Gerçekten bu kadar acı mıydı?
^_^
👀Ah şu kimsesizler olayı..! 👀
Rica ederim bana kızmayın bölüm kısa tutulmalı.
(şahsi fikrim)
Seni seviyorum okurum Allaha emanet ettim.
Sevgiyle kal. (Allah sevgisiyle.)
Yıldızı da varlığın gibi parlatır mısın?
💙💙
"Üstüne alınma felaketim sen değilsin.
EVRENLER FELAKETİM"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
𝗘𝗩𝗥𝗘𝗡𝗟𝗘𝗥𝗶𝗡 𝗙𝗘𝗟𝗔𝗞𝗘𝗧𝗶 [𝗙𝗮𝗻𝘁𝗮𝘀𝘁𝗶𝗸]
Fantasy"Ağlamak istemiyorum!" diye mırıldandı kalan son mecaliyle. Kulaklarını çocukların ağlayışları, kadınların çığlıkları doldurdu.Bu bir felaketi! Melodi bir felaketin kurbanıydı...Başını iki yana salladı acıyla. "Bırak onları! İstediğin benim gözyaşla...
![𝗘𝗩𝗥𝗘𝗡𝗟𝗘𝗥𝗶𝗡 𝗙𝗘𝗟𝗔𝗞𝗘𝗧𝗶 [𝗙𝗮𝗻𝘁𝗮𝘀𝘁𝗶𝗸]](https://img.wattpad.com/cover/339527298-64-k177146.jpg)