Zalim. -ben mi? Hayır, ben.
Selamlar.
&
Üstüne babasının siyah gömleğini geçirmiş. Epeydir ne giydiğine önem vermezken, sadece bu geceliğine bir jest yapsa n'olurdu. Gayet temiz bir surat, üst ve beden. Bugün ne fenaydı ama.
Bilerekti tabii, yoksa neden bu kadar iyi gözüksün ki. Bundan bi' 4 gece öncesinden, hiç beklemediği birinden; bir hanımdan akşam yemeği daveti almıştı. Katsuki'nin annesi kendisini yemeğe çağırıyordu.
Annem, seni yemeğe bekliyor. Gelirsen çok mutlu olacağını söyledi. N'olur gel, lütfen gel.
Tabii, son cümle asla var olmadı, yalnızca zihnindeydi. Katsuki kendisine asla yalvarmamıştı. Aslında yalvarsa, bir kere yalvarsa ne güzel olurdu göğsüne. Bacaklarına kapansaydı ne olurdu ama.
Bu gecelik bu arsız tavrını yukarı çıkana kadar gömecek, asla çaktırmayacak. Böyle söz vermişti Katsuki'ye. Kıramazdı değil mi? Yüreksiz miydi sonuçta.
Baylar, gerçekten, ama gerçekten fenaydı. Gecenin karasıydı, ayın ışığıydı, yıldızlardı ve gök âdeta ona göre parıldıyordu. Yürürken karanlık olduğunu düşledi. Tüm her şey onundu bu gecelik ve böyle kalması için verebileceği şeyleri düşündü. Üzerinde bir baskınlık vardı.
Gözleri biraz sonra varacağı kapıya kayıyor ve üstüne bakıyordu. Tamamen üstünü saran bir gömlek, hafif parfüm kokusu ve yeni tıraş olmuş suratındaki tütün kolonyası; yalnızca bugüne almıştı oysaki. Saçları jöleliydi. Yüzü hafften çatık, hep öyle durmaktan adet edinmişti sanırsam.
Göğsü arada bir heyecanla sıkıştıyordu ve bu his aksine oldukça iyi hissettiriyordu. Birazdan telefonu titredi ve eline aldı:
-Gelmiyor musun?
Hah. Bir ses, hafif bir gülme sesi. Gerçekten gülemeden duramadı. Cevap vermedi.
Kapıya hızla yürüdü ve zile bastı. Hemen açılmasını diliyordu çünkü eğer şimdi olmazsa çekip gidecek gibi hissediyordu. Kıpır kıpırdı. Dik duruyordu çünkü annesine kötü bir izlenim vermek istemiyordu. İlk ve şu ana dek son kez annesiyle karşılaştığında tam bir serseri gibi çıkmıştı karşısına. Öyle olmadı bu sefer.
Kapı az biraz sonra tereddüt eder gibi yavaşça açıldı. Hafiften gözleri büyüdü ve karşısındaki çocuğu sanki çok uzun zamandır görmemiş gibi bakakaldı. Ciğeri yanıyordu.
Katsuki onu hiç böyle görmemişti. Asıl şaşıran oydu çünkü karşısındaki daha önce hiç böylesine yanan vaziyette olmamıştı. Heyecanlanmış mıydı?
Etekleri zil mi çalıyordu bilinmez ancak bir şeyler oluyordu bariz. Kalbi ağzında atıyordu. Uzunca yüzüne dolu dolu baktı. Engel olamıyordu çünkü etkisi altına girmişti. Oldukça hoştu; geniş omuzları ortaya çıkmıştı, daha bir büyük duruyordu ve sanki bilerek böyleydi. Kendisinin ondan çok kolay etkilenebildiğinin ikisi de farkındaydı ve bu Katsuki'nin leyhine değildi.
Aşağıdan baktığı vücut üstüne eğildi ve sıcak kokuyla beraber göğsü göğsüne denk geldi. İzuku nedense sarmak istedi bu önünde kendisine mest çocuğu. Eminim bunu o da beklemiştir diye düşündü. Aslında, tam olarak düşünmek değil çünkü bunlar bir anda oldu. Ne ara düşündüğünü de söylemek anlamsız, siz anlamışsınızfır ama.
İzuku'nun kolları dolandı omurlarına ve onları sayabilecek gibi hissetti. Vücudunu iyice sardı ve içine sokmak istedi. Göğsünü yarmak, tutmak denebilir.
Annesini bekletmenin anlamı yoktu. Ayrılır gibi oldular. Yüzü yaklaştı, önceden değdiği yere, yanağına tekrardan dokundu. Öptüğü yere uzunca dokunmaktan hoşlanıyordu sanırsa. En azından Katsuki bunu anladı. Yanağı ıslanıyordu âdeta. Yavaşça çekildi ve diğer yanağını da aynı o şekilde, ıslak bir dudak kondurdu. Yanıyordu.
"Annen nerde?"
Tamamen çekilmeden kulağına fısıldadı. İşte bunu kesinlikle bilerek yapmıştı. Katsuki'nin her şekle girişi önünde onu bunları yapmaya öyle zorluyorduki.
Cevap vermedi ama anlamıştı. Katsuki yüzüne bakamadan koridorda öne geçti ve suratını yakmak istedi.
Bayan Mitsuki bu az önce gerçekleşen olaydan habersiz masayı tamamlarken içeri girdiler.
-anne, geldi.
Katsuki'nin sesiyle hemen arkasını döndü ve oğlunun yanında duran çocuğa baktı. Katsuki'nin bakmalara doyamamasının sebebi belliydi artık. Bazenleri geceleri uyuyamayınca yanına gelirdi ve beraber yatarlardı. O zamanlarda anlatırdı Katsuki İzuku'yu ona. Öylesine güzel bahsederdi ki annesine; Mitsuki, oğlunun birini bu denli sevilebilecek kadar değer vermesinin sebebini merak ederdi. Anlıyordu şimdi. Değerdi.
İzuku'ya şevkatle yaklaştı ve gelmeden önce uzunca özendiği saçlarını okşadı. "Hoş geldin oğlum."
Az bir zaman sonra
Yuvarlak masaya oturmuşlar ve İzuku biraz kendinden bahsettikten sonra yemeğe başlamışlardı. Haziran akşamıydı. Kapısı açık balkondan esinti geliyordu ve şahane bir sofradalardı. İzuku'nun rahat hissetmemesi için hiçbir neden yoktu. Öylesine sıcaktı ki bulunduğu ortam, içi bile ısınıyordu.
Yahni tam kıvamındaydı ve iltifat etmemek hakaret sayılırdı:
"Bayan Mitsuki yemek gerçekten harika. Beni çağırdığınız için minnettarım."
Bu da neydi şimdi. Bu gerçekten İzuku muydu? Katsuki karşısında oturan bu adamı bu akşam yeniden tanıyordu. Demek, istediğinde istediği kişiye kibar olabiliyordu. Ona bakmadan duramıyordu. Kendisini cezbediyordu. Öyle ki yemeğe bile doğru düzgün odaklanamıyordu. Müthiş gözüküyordu. Bu yeni saçı yüzüne tam oturmuştu. Sadece buraya geldiğinden yapmıştı. İnce kaşları hafif çatıldı.
Bitmesini istemiyordu.
29/06/23
Ahm. Tekrardan merhaba. Nabersiniz?
Uzunca bir aradan sonra tekrar yazma gücünü bulduğum gibi bittim burda. Yarıda kestim çünkü, eğer çok uzatırsam boşa yazmış olurum. İki bölüm olsun hem siz hem ben sevinelim. Diğer bölüm çoktan aklımda ve okul kursları başlamadan atarım sanırım.
İzuku'yu kafanızda canlandırabildiniz mi. Katsuki'yi düşünebildiniz mi. Bölüm nasıldı?
Neyse. Uzatmayayım. Diğer bölümde görüşmek dileğiyle, saygılar.
Oy atsanıza birde.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Fleur De printemps | Dekubaku
Fanfiction"Alt sınıflarda bir çocuk var, benden hoşlanıyor." -özgünlüksüz -manga/anime bağımsız
